Outdoor Stresin İlacıdır.  

 Stres Nedir?

Bugünün şehir insanının en büyük dertlerinden birisi strestir. Aşağıdaki bağlantıda yer alan yazımızda outdoor teriminin şehirleşme ve sanayileşme sonucunda ortaya çıktığını belirtmiştik.

Günümüz şehir insanının en büyük dertlerinden birisi olan stres ile outdoor aktiviteleri arasında çok ciddi ilişki vardır, daha doğrusu stresin ilacı outdoor/doğa’dır. Strese ne iyi gelir sorusunun cevabı doğada vakit geçirmek, outdoor aktivitesine katılmaktır.

Peki Stres nedir? Stres, en genel anlamıyla bireyin yaşadığı çevreden kendisine yönelen istemlerle, kendi değerleri, tutumları, gereksinimleri, yetenekleri ve becerileri arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanan bedensel ve sosyo-psişik bir gerilim durumudur.

Stres

İnsan yaşadığı sürede az veya çok, yararlı veya zararlı olsa da stresten, gerilimden kurtulamaz. Stresten tümüyle kurtulmak ancak ölümle mümkün olunabilir. Stresi hayatımızdan yok edemeyiz, kaldıramayız. Ancak stresi kontrol altına alabilmek ya da beden ve ruh sağlığımıza zarar vermesini engellemek elimizdedir. Bunun en etkili ve ucuz yöntemi ise outdoor aktiviteleri ile doğa etkileşimi, doğada vakit geçirmektir.

İnsanlar, kendi çıkarları doğrultusunda yaşamlarını sürdürebilmek için kararlar alan, bu kararları kıt kaynaklar karşısındaki yoğun rekabet ortamı içinde uygulamaya çalışan, belirli bir zaman dilimi sonunda da çabalarının sonuçlarına katlanan canlılardır. Ancak insanlar bireysel olarak bağımsızlık güdüsüne sahip olmalarına rağmen, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek amacıyla kendilerini gruplar halinde yaşamak zorunda hissetmektedirler. Dolayısıyla hemcinsleriyle ortak bir yaşam, bazı zorlukları da beraberinde getirmektedir.

İnsan için güç yaşam koşullarının getirdiği baskı ihtiyaçlarına karşı bir grubun üyesi olarak iş bölümüne katılmak zorunda olması ve kıt kaynaklara karşı grubun diğer üyeleri ile bir rekabet ortamı içinde bulunması psikolojik bir karmaşa oluşturmaktadır. Bu durum insanın yaşamını sürdürdüğü çevreden çeşitli uyarıcılar almasına neden olmaktadır. Bu uyarıcılar da insanı çeşitli şekillerde etkilemekte ve bazı davranış bozukluklarıyla sonuçlanabilmektedir. İnsanın çevresi ile olan bu etkileşimi de stres olarak tanımlanmaktadır.

Stres verici durumdaki tepkiler, kişilik özelliklerine göre korku, kaygı, gerilim veya geri çekilme gibi farklı psikolojik nitelikler olabileceği gibi, terleme, kızarma, kalp atışlarının hızlanması gibi fizyolojik nitelikler de olabilmektedir.

Böyle karmaşık bir ortamda hayatını sürdürmeye çalışan insanın psikolojik ve fizyolojik yapısının etki altında kalmaması düşünülemez. İnsan çevresiyle bir bütün oluşturduğuna göre bu etkilerden kurtulması mümkün değildir. Dolayısıyla stresin toplumsal yapı ile de dolaylı ve dolaysız ilişkisi bulunmaktadır.

Stresin sağlığa zararları nelerdir?

Şehirleşmenin artmasıyla baş gösteren psikolojik rahatsızlıklar zamanla insan vücudunda fiziksel etkiler de yapmaya başlar. Hızlı şehir hayatı, kalabalık, rekabet ortamı, sürekli bir yerlere koşturma ve trafik insanların psikolojisini etkiler. Bunlara metropollerdeki yüksek binalar, beton yapılar, yeşil alanların azlığı da eklenince ruh ve beden sağlığımız yıkıcı etkilere maruz kalmaktadır.

Şehir hayatında sosyal hareketlilik, ekonomik hareketlilik, hızlı yaşantı ve bununla birlikte sosyal dayanışmanın bozulduğu bir durum ortaya çıkmıştır. Bu yaşam stili değişikliği, insanların ruh sağlığını da olumsuz yönde etkilemiştir. Çünkü bireydeki değişim, toplum üzerinde sonuç verir ve kitlelerin değişimini etkiler.

Artık şehirlerde geceler gündüz gibi olmuş, uyku periyotları iyice kaymıştır. Hele pandemi döneminde uygulanan sokağa çıkma yasakları şehirli ve özellikle yaş almış bireylerin ruh dengesini iyice sarsmıştır. 

Daha önce sözlüklerde yer almayan birçok kelime gibi “stres” kelimesi de hiç çıkmamak üzere girdi hayatımıza. Artık şehirli bireyler yüzyıl önceki bireylere göre daha çok tramvayla ve problemle karşı karşıyadır. Ormanda ya da kırsal kesimde yaşayan bir insanın vahşi hayvanla karşılaşma ihtimali yılda belki bir keredir, ancak  bugün şehirde trafiğe çıkan biri, ormanda yaşayan bir insanın senede bir-iki defa yaşadığı stresi her gün yaşamaktadır. Trafik stresi diye bir kavram girdi artık hayatımıza. Böyle olunca da şehirlerde stres düzeyi her geçen gün yükselmektedir. Şehirli insanın beyni daha çok stres hormonu üretmektedir. Stres hormonu ise kişide otonom sisteminin daha hızlı çalışması demektir.

Böylece psikosomatik hastalıklar (ruhsal hastalıklarla bedensel şikâyetler arasındaki ilişki) gibi birçok hastalık daha çok ortaya çıkmaya başlamıştır. Kin, nefret, öfke, düşmanlık ve kıskançlık gibi stres hormonları var. Bu duygular daha yoğun yaşanmaya başlandı ve artık şehirli bireyler hiçbir sebep yokken bile stresli ve mutsuz olmaktadırlar.

Omuz, bel hastalıkları, mide, bağırsak hastalıkları ve depresyon artıyor. Stresli dönemler uzadıkça sağlımızın bozulduğunu fark ediyoruz. Aynı zamanda üretkenliğimiz, mutluluğumuz, çevremizdekilere olan ilgimiz de giderek azalıyor.

Yoğun stres sonucu konsantrasyon güçlüğü, karşımızdakini anlamada güçlük, unutkanlık, anksiyete gibi birçok sorun ve olumsuz etkiler oluşmaktadır. Oysa doğada yapılacak kısa bir yürüyüş üzerimizdeki stresi önemli oranda azaltacak, bunun yanında bedenimizi de daha sağlıklı kılacaktır. 

        Kronik Stresin Zararları:

Stresin sürekli/kronik hale gelmesi ve aşılamaması durumunda ise beyni etkilemeye başlar. Sürekli ve kurtulma imkanı olmayan stresin beyne etkileri şunlardır.

Kronik Stres bizi aptallaştırıyor:

Çünkü uzun süreli stres beynin rasyonel düşünceden sorumlu bölgelerinin işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırıyor. Stres beynimizin ön kısmında, alnın hemen arkasında bulunan sağlıklı düşünme, öğrenme, problem çözme, hedefe ulaşma gibi fonksiyonlardan sorumlu beyin bölgesi olan prefontal kortekste nörotransmitterlerin dengesini bozuyor. Bu değişiklik sonucunda dikkat eksikliği, düşünme becerilerinde bozulma, unutkanlık ve günlük hayata uyum sorunları ortaya çıkıyor. Bu değişiklikler herhangi bir konuya dikkatli bir şekilde yoğunlaşmamızı engelliyor, dağınık düşünüyoruz ve sonuç olarak tüm bilişsel fonksiyonlar olumsuz etkileniyor. Yanlış kararlar vermeye başlıyoruz.

Beyni küçültüyor:

Kronik stres beyin hacminin azalmasına yol açıyor. Yani uzun süreli, yüksek oranda strese maruz kalan kişilerin beyinlerinde küçülme görülüyor. Bunun sonucunda da bilişsel yetenek zayıflıyor. Kortizol özellikle hipokampüste yeni nöron oluşumunu durduruyor (hipokampus, beyinde temporal lobda yer alan, hafıza, öğrenme, duygusal regülasyon ve yön bulmada önemli rolü olan bir bölge). Stres aynı zamanda duygulanım, dürtü kontrolü ve bilişsel fonksiyonlardan sorumlu prefrontal korteksin de küçülmesine neden oluyor. Bu durumun karar verme, kısa süreli bellek ve dürtüsel davranışlar üzerinde olumsuz etkisi olduğu biliniyor. Kronik stres ayrıca unutkan ve emosyonel olmamıza neden oluyor. Burada iyi bir haber; stresin beyinde yarattığı bu olumsuz etkiler kalıcı değil ve stres düzeyinin azalmasıyla beraber beyin normal hacmine, bilişsel yetenek ise stres öncesi döneme geri dönebiliyor.

Korku ve anksiyete kısır döngüsü yaratıyor:

Kronik stres, amigdala adı verilen, beyinde her iki tarafta temporal lobların derinlerinde yer alan yapının boyutlarında, aktivitesinde ve nöral bağlantılarında artışa yol açıyor. Amigdala başta korku olmak üzere duygular, hafıza ve sağkalım ile ilgili dürtülerin denetiminden sorumlu bir beyin bölgesi. Amigdala olmadığı veya işlev görmediği durumlarda olaylar duygusal anlamını kaybediyor. Amigdala aktive olduğunda ise adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarında artış meydana geliyor. Bu hormonlar kalp hızı, kan basıncı, solunum hızı ve glikoz düzeylerini arttırıyorlar. Sonuç ise vücutta “savaş veya kaç” cevabının ortaya çıkması. Normal şartlarda stresli durum ortadan kalktıktan sonra bu hormonlar eski  düzeylerine dönüyorlar. Ancak çok uzun süre kronik strese maruz kalan kişilerde hormonlar sürekli yüksek düzeylerde kalarak korku ve anksiyete kısır döngüsüne neden oluyor.

Yeni beyin hücresi yapımını azaltıyor:

Her gün yüzlerce beyin hücresi kaybediyoruz. Fakat beyin hücreleri tekrar yapılabiliyor. Beyinde bulunan BDNF (brain-derived neurotrophic factor) var olan beyin hücrelerinin sağlıklı olmasını ve yeni beyin hücresi yapımını sağlayan önemli bir protein. BDNF aynı zamanda stresin beyin üzerindeki olumsuz etkilerini azaltıyor. Ancak kronik stres sonucu ortaya çıkan yüksek kortizol düzeyleri BDNF yapımını azaltarak yeni beyin hücresi oluşumunu engelliyor. BDNF düzeylerinin azalması aynı zamanda Alzheimer ve depresyon gibi birçok durumla ilişkili.

Depresyon, unutkanlık ve Alzheimer’a neden oluyor:

Beyin hücreleri birbirleriyle nörotransmitter adı verilen kimyasallar aracılığı ile iletişim kurar. Kronik stres ile birlikte prefrontal korteks ve hipokampüs bölgesinde yapısal dejenerasyon ortaya çıkar, önemli nörotransmitterler, özellikle serotonin ve dopamin düzeyleri azalıyor. Bu nörotransmitterlerin azalması kişide olumsuz bir duygu yaratabiliyor ve metabolizmayı madde bağımlılıklarına daha duyarlı bir hale getiriyor. Uzun süreli stresin beyindeki en olumsuz etkilerinden biri de demans ve Alzheimer riskinin artmasıdır. Yeni çalışmalar özellikle orta yaşlarda görülen kronik stresin Alzheimer riskini artırdığını gösteriyor. Aynı zamanda orta yaşta görülen anksiyete kıskançlık, hızlı duygu durum değişiklikleri Alzheimer görülme riskini 2 kat arttırmaktadır.

Toksinlerin beyni etkilemesine yol açıyor:

Beynimiz her çeşit toksine karşı çok hassastır. Kan-beyin bariyeri beyin için koruyucu görev üstlenen özelleşmiş hücrelerden oluşur. Yarı geçirgen bir filtre beynimize zararlı maddelerin girişini etkiler. Kronik stres ise kan-beyin bariyerini zayıflatır, geçirgen hale getirir. Böylece patojenler, ağır metaller, kimyasal maddeler ve toksinle beynimize daha kolay girebilir. Kan beyin bariyerinin zayıflaması beyin kanseri, beyin enfeksiyonları ve multipl skleroz ile bağlantılı olabilir.

Beyin hücrelerinin intiharına neden oluyor:

Stres, vücudumuzda ve beynimizde hücrelerin prematür intiharına ve hücresel düzeyde erken ölüme neden olur. Stres sonucu artan kortizol düzeyleri glutamat adı verilen bir nörotransmitterin düzeyini arttırır. Glutamat ise serbest radikallerin (bağlı olmayan oksijen molekülü) daha fazla oluşumuna neden olur. Serbest radikaller beyin hücrelerinde tıpkı oksijenin metalde yol açtığı paslanma gibi bir etki yaratırlar. Yükselen serbest radikal düzeyleri ile beyin hücre duvarında hasar ve sonrasında da hücre ölümü meydana gelir.

Beyin enflamasyonuna yol açıyor:

Beynin kendine ait bir bağışıklık sistemi var. Mikroglia adı verilen spesifik hücreler beyni ve spinal kanalı enfeksiyonlardan ve zararlı maddelerden koruyor. Malesef mikrogliaların bir açma kapama mekanizması yok. Bir kez aktif duruma geldiklerine enflamasyon sürekli olarak devam ediyor. Yani, mikrogliaların sürekli çalışır durumda olmasına ve sonucunda beyin enflamasyonunun gelişmesine neden olan faktörlerden birisi de yine kronik stres.

 (Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/dunya/asiri-stres-beyne-zararli-2487115)

Outdoor Stres İlişkisi

Genetik olarak vücudumuz etrafında ağaçları, çiçekleri, denizi veya diğer doğal çevreleri görmeye programlanmıştır. Doğal ortamda, doğal güzelliklerle iç içe yaşamak bizi acılarımızdan ve kederlerimizden uzaklaştırır.

Outdoor da stres gibi hayatımıza ve sözlüklere yeni yeni girmeye başlayan bir yabancı kelimedir. Her etki bir tepki doğurur. Stresin ilacı da outdoor’dur. 

Outdoor faaliyeti yani doğa ile baş başa kalmak, doğada olmak her ne surette olursa olsun kişinin yüklendiği stresi yok eder ve zihni sıfırlar. Kendinizi üzgün, kaygılı ve endişeli hissediyorsanız, yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri doğaya çıkmaktır.

Outdoor aktivite deneyimlerini etkileyen psikolojik faktörlerin ilki özgürlük algılamasıdır. Bu da bireylerin ne yaptığı, seçimi ve bunu istemesidir. Bireyin algısı aktivitenin özgürce seçilmiş olmasıdır. 

Bunun dışında önemli olan iki ölçüt daha ortaya konmuştur, aktivite için motivasyon ve sonucun kalitesidir. Bu konu hala serbest zaman davranışlarının tanımlanmasında kullanılmaktadır. 

Bilim de, doğayla iç içe yaşayanların daha mutlu, daha sağlıklı ve daha yaratıcı olduğunu söyler. Şehir hayatına kıyasla, zamanını doğada geçirenler çok daha az strese maruz kalırlar ve mutlu olurlar.

Bunalmış veya cesaretiniz kırılmış hissettiğinizde bir doğa yürüyüşüne çıkın; moraliniz ve yaşam kaliteniz yükselecektir. Doğa evrenin en büyük öğretmenidir, bütün kaosların ortasında bile, devam etmemiz için bir yol olduğunu gösterir bize.

Eğer stresli iseniz doğada zaman geçirin, fırsat bulduğun her an doğayla iç içe olmanın tadını çıkarın. Doğada olmak stresi ve stresin ortaya çıkardığı tüm olumsuz etkileri ortadan kaldırmana yardımcı olacaktır. Gün içinde bunun için fırsatın yoksa bile mutlaka kısa süreli de olsa yürüyüş yapın. Stresi atmanın en güzel ve etkin yolu kısada olsa doğada bulunmak, mümkünse yürümektir. 

Doğa bütün sıkıntıları avutacak güce sahiptir. Doğa bütün sıkıntıları avutacak güce sahiptir. Doğada hiç ummadığınız anda karşınıza çıkacak bir gelincik sizin bütün dertlerinizi unutturacaktır.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir, lütfen yazınız. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

 Çoğunlukla yararlanılan Kaynak: Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü “Ayşe Kalkan”’ın hazırladığı “Açık Alan Rekreasyonu, Doğa Sporları Yapan Bireylerin Bu Sporları Yapma Nedenleri: Antalya Örneği” başlıklı Yüksek Lisans Tezi