Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. Bu yazımızda Çevre Etiği başlığı altında dünyada çevreci yaklaşım ve hareketlerin gelişim sürecini anlatacağız. Bu yazı temel olarak Dr. Mesut KAYAER tarafında yazılan Çevre ve Etik Yaklaşımlar başlıklı makaleye (Sakarya Üniversitesi Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 2013, Yıl:1, Cilt:1, Sayı:1) dayanmaktadır.

Çevre ve Etik Yaklaşımlar

Doğayı Neden Korumalıyız?

Çevre Etiği

İnsanoğlunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çevre kaynaklarını yoğun bir şekilde tüketmesi ve tüketim sonucu oluşan atık ve artıkları çevreye geri vererek çeşitli sorunlara sebep olması insanları çevre hakkında düşünmeye itmiştir. Daha fazla gelir elde etmek ve kaynak paylaşımında daha fazla pay sahibi olmak isteyen insanoğlunun çevre üzerinde kurduğu yoğun baskı çeşitli tepkilere yol açmıştır.

Dolayısıyla çevreciliğin çıkış noktasının sürekli üreten, tüketen ve çevreyi kirleten toplumsal anlayışa tepki olduğu iddia edilebilir. Bu tepkilerin fikir ve eylem temelinde çevrenin korunması ve geliştirilmesi dürtü ve isteği vardır.

Nüfusun gittikçe artmasına karşın kıt olan kaynakların kullanılmasında geliştirilecek çevresel hassasiyetlerin dayanışma düşüncesini ve birlikte hareket etme zorunluluğunu ortaya çıkarması söz konusu olmuştur. Tüm bu düşünce ve tepkiler çevreci akım ve çevre etiği yaklaşımlarının fikirsel ve eylemsel temelini oluşturmuştur.

Çevreci Yaklaşımlar:

Çevre, insanların ekonomik, sosyal, kültürel, sanatsal tüm faaliyetlerinden olumsuz yönde etkilenmiştir. Tarih boyunca bu durum çevrenin aleyhinde gelişmiş ve sanayileşme ile çevre üzerindeki baskı yoğunlaşmıştır.

Çevreci Örgütler

Özellikle yaşanan büyük çevresel sorunların etkisi ve çevreci hassasiyetleri gelişmiş insanların çalışmaları ile çevreci fikir ve akımlar rağbet görmeye ve kabul edilmeye başlamıştır. Aydın ve düşünürlerin araştırmaları ve ortaya koydukları eserler yaşanan çevresel sorunların boyutlarını ortaya koyarken çevrenin korunması gerektiğini göstermiştir.

Her alandan bilim insanları çevre ve çevrecilik düşüncesine katkı vermeye ve insanları çevrenin sahibi değil bir parçası olduklarını anlamalarını sağlamaya çalışmıştır. Dolayısıyla insanların öncelikle çevrenin efendisi olmadığını idrak etmesi ve geçmişten günümüze çevreyi kirlettiğinin farkına varması gerekir.

Ekolojik dengenin sürdürülebilirliğinin temeli bu denklemin korunmasına bağlıdır. Bu denklemin çözümü ise çevrenin korunması fikrinin ve çevreci akımların anlaşılması ile sağlanır.

Çevreci akımlar korumacı ve muhafazacı anlayıştan çevre ve etik boyutuyla etik yaklaşımlar şeklinde geçişler yaşamıştır. Çünkü korumacı ve muhafazacı anlayışların yeni dönem çevre sorunları karşısında yetersizliği görülmüştür. Bu açıdan çevrecilik sadece düşüncede kalmamış, çevreci dernek ve vakıflar kanalıyla eyleme de dönüşmüştür. Çevre, aktif olarak etik değerlerle bütünleştirilmeye çalışılmıştır.

Öncelikle insanı merkez alan ve diğer çevre unsurlarının insan için olduğu var olduğu fikrine dayanan insan merkezci etik anlayış tam anlamıyla çevreciliği yansıtmadığı için büyük eleştirilere uğramıştır. Hatta çevre sorunlarının artmasının altında yatan neden; insanoğlunun kendisini efendi, çevreyi de malı gibi görmesidir. Bu yaklaşıma tepki olarak diğer canlıların da haklarının olduğu düşüncesine dayanan canlı merkezci anlayış geliştirilmiştir. Bu yaklaşım “sadece insan” tezine karşı çıkar ve her canlının insanın ihtiyaçları bakımından değil kendinden menkul değerinin olduğunu savunur.

Çevre merkezci yaklaşım, canlı merkezci yaklaşıma ek olarak cansız çevre unsurlarını da dikkate alır. Dolayısıyla çevrecilik açısından göz ardı edilmiş olan abiyotik unsurların da etik olarak bir değerinin olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Buna göre çevre merkezci anlayışın tüm canlı ve cansız varlıkları içine aldığı için en kapsamlı yaklaşım olduğu söylenebilir.

Son olarak gelecek kuşakları merkez alan gelecekçi yaklaşımda çevrenin canlı ve cansız bütün unsurları ile bir olduğu ve gelecek kuşaklardan ödünç alınan kaynak, varlık ya da değerlerin var olduğu kabul edilir. Fikir ve eylem açısından gelecek üzerine kurulmayan hiçbir çevreci akım ve anlayışın etik anlamda sağlam temeli olmayacağı için çevre etiği çevre merkezci ve gelecekçi anlayışı yansıtmalıdır.

Çevrecilik, Çevre Etiği ve Çevreye Etik Yaklaşımlar

Çevre sorunlarının niteliği, bu sorunlar karşısında insanoğlunu birtakım çareler aramaya itmiştir. Çevrenin salt katı kurallar, disiplin ve zor kullanma ile korunması söz konusu olmamıştır. Çevreye karşı duyarlı olunması hususunda öncü olanların ortaya koydukları tepkiler ve bu tepkiler sonucu ortaya çıkan örgütlenmeler çevrecilerin ve çevreciliğin başlangıcını; doğanın savunulması, yaşam kalitesinin ve çevre koşullarının korunması ise çevreciliğin özünü oluşturmuştur.

Çevreciliğin Tarihçesi:

Çevre sorunlarına çözüm arayışları çevrecileri, çevrecilerin çalışmaları ise çevreciliği ortaya çıkarmıştır. 1864 yılında Man and Nature (İnsan ve Doğa) adlı eseri ortaya koyan G. Perkins March ilk çağdaş çevreci düşünürlerden birisi olmuştur. Bir diğer önemli eserin yazarı Rachel Carson ise 1962 yılında yazdığı Silent Spring (Sessiz Bahar) ile çevreye önem verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Our Common future (Ortak Geleceğimiz)

Garrett Hardin, The Tragedy of the Commons (Ortak Malların Trajedisi) adlı eserinde çevre unsurlarının bozulmasına vurgu yapmıştır. Çevre ve çevrecilik konusuna sadece doğa bilimciler değil Rudolph Bahro ve Aldo Leopold gibi toplumbilimciler ve felsefeciler de yaptıkları çalışmalarla katkıda bulunmuşlardır. Limits of Growth (Büyümenin Sınırları) ve Our Common Future (Ortak Geleceğimiz) adlı raporlar da çevreciliğin gelişmesinde temel taşlar olmuştur.

Doğaya Karşı Etik Davranışlar:

Çevrenin korunması kirletilmesinde olduğu gibi tek kalemde olmaz. Çevre, nasıl ki çok çeşitli şekillerde kirletiliyor ise korunması konusunda da farklı birçok yöntem kullanmaktadır. Doğaya karşı etik davranışlar da bunlardan birisidir. Doğayı umursamaz bir biçimde tüketmek yerine doğaya saygı duymak, sadece insanı ilgilendiren davranışlar bütünü olarak görülmemelidir. Zira durum etik kuralları insan dışı unsurlar bakımından da anlamlı kılar. Çevreye ilişkin insan tasarruflarının ahlaksal ve etiksel çerçevede düşünülmesi; genellikle çevre etiği, çevreye etik yaklaşım ya da çevre ahlakı olarak incelenir. Buna göre çevrecilik ya da çevre severlik; çevrenin korunması, iyileştirilmesi için insanların düşünce ve eylem düzeyinde yaptıkları faaliyetleridir.

Çevrecilik

Çevreciliğin çıkış noktası tüketim toplumuna tepkidir. Sürekli üreten ve tüketen insanoğlu sınırları zorlayarak hatta aşarak çevre kaynaklarını zor duruma düşürmüştür. Özellikle umursamasızca tüketilen çevre; felaketler, kirlenmeler, sorunlar ve bozulmalarla birlikte mikro ve makro düzeyde yok olmalarla insanlara tükenebileceğini ve bir değerinin olduğunu göstermiştir.

Çevre etiği

İnsanlar nüfus artışı ve sınırlı olduğunu gördükleri doğa kaynaklarının kıtlığı karşısında birlikte hareket etme zorunluluğunu hissetmişlerdir. Çevrenin korunması ve geliştirilmesi hususundaki birlik ve beraberlik uluslararası kardeşlik ve dayanışma düşüncesinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Böylece tüm insanlığın paylaşabileceği ve etrafında toplanabileceği değerler de çevreci düşünce ve akımların fikirsel arka planlarından birisini oluşturmuştur.

Çevrecilik daha iyi bir yaşam sürebilmenin formüllerini aramaktır.

Çevreciliğin özü insanların çevreye zarar verdiklerinin bilincine varması, çevrenin de kendine has bir değerinin olduğunun farkında olunması, günümüze kadar olan süreçte çevrenin sanayileşme ile uğradığı yıkımlar nedeniyle her yönüyle sorgulanması şeklinde özetlenebilir.

İnsanların tarih boyunca mutluluk, erdem, daha iyi yaşam sürme idealleri var olmuştur. Doğrudan çevrecilik olmasa da otoriteye, zenginliğe, güce ve adaletsizliğe karşı çıkış da dolaylı olarak çevrecilik kapsamında düşünülebilir. Zira gücün, adaletsizliğin ve zenginliğin çevresel değerler bakımından olumsuz durumları yansıttığı söylenebilir.

Ekolojik dengenin gözetilmesi, ulusal ve uluslararası aktörlerin çalışma ve çabaları çevrecilik anlayışının gelişmesine katkı sağlamıştır/sağlayacaktır.

Çevre Koruma Örgütleri:

Son dönem çevrecilik ve çevreci akımlara katkı yapan Büyümenin Sınırları (Limits of Growth), Çevrebilimcinin Yaşam Şablonu (The Ecologist’s Blueprint for Survival), Küçük Güzeldir (Small is Beautiful), Ortak Geleceğimiz (Our Common Future) gibi öncü çalışma ve raporlar daha sonraki dönemlerdeki çevreci eylemlere temel dayanak olmuştur.

Örgütleri

Ancak genel bir çevre sorununa karşı olduğu kadar somut bir alanda da faaliyet gösteren çevreci grup ve örgütlerin varlığı umut verse de çevrecilik konusunda bir bütünlükten söz edilebilmesi zor görünmektedir. Çevrecilerin düşüncel bazda bir dağınıklık içerisinde olduğu söylenebilir.

Fikirlerin eyleme dönüştüğü dernekler ve vakıflar çevreciliğe duyulan ilgi ve çevre koruma politikaları ve duyarlılığı çerçevesinde birtakım örnek faaliyetlerde bulunmuşlardır. Çağdaş anlamda bu düşünce ve faaliyetler son dönem ortaya çıksa da dayandıkları temeller insanlık tarihi kadar eski olup çevre duyarlılığı ve hassasiyeti insanların her daim sahip oldukları değerlerdir.

1960’lı yılların sonunda batıda öğrenci hareketleri, barış gösterileri, nükleer karşıtı hareketler, kadın hareketleri sol yelpazede başlarken toplumsal bütünlüğe sirayet etmiştir. Bu hareketlerin doğaya karşı duyarlılığı geliştirmesi, çevrenin kirletilmesinin önüne geçilmesi, daha iyi bir çevrede yaşam sürme hazlarıyla birleşmesi ekolojik muhalefeti ve karşı duruşu ortaya çıkarmıştır.

Çevreci Örgütlenmeler:

İngiltere’de yeşilliğin ve orta mallarının korunması amacıyla Alpçilik Kulübü, Açık Alanları Koruma Derneği, Kraliyet Kuşları Koruma Derneği gibi dernekler kurulmuş daha sonra ABD’de Sierra Club, Audubon Society, Iztaak Walton League gibi gönüllü kuruluşların faaliyete geçtiği görülmüştür.

Çevreci Örgütlenmeler

Çevreciler, vakıf ve dernekler gibi gönüllü kuruluşlar şeklinde örgütlenebilecekleri gibi siyasi parti kurarak da faaliyetlerde bulunabilmektedirler. Özellikle Avrupa’da yeşiller adı altında siyasi partiler mevcuttur.

Çevrecilik öncelikle aşırı ve gereksiz yani lüks tüketime karşıdır. Bir alternatif olmak üzere yeşil tüketicilik, yeşil politika ile çevreye saygılı üretim ve tüketimin teşvik edilmesi hedefi vardır. Yeşil tüketici öncelikle mal ve hizmetin gereksinim olup olmadığını sorgular, çeşitli mal ve hizmetlerden çevreye en az zararlı olanını tercih eder. Yeşil tüketiciliğin temeli alternatifleri değerlendirerek doğal olanın kullanılmasıdır.

Konservasyonist (Korumacı) ve Preservasyonist (Muhafazacı) çevrecilik akımları, modern çevreci akımlar öncesi çevre koruma çabaları çerçevesinde üretilen çevrecilik akımları olup yeni dönem çevreci akımlar çevre ve etik boyutuyla etik yaklaşımlar şeklinde incelenmiştir. Zira korumacı ve muhafazacı çevrecilik anlayışları kapsam ve büyük çapta ve yeni gelişen sorunlar karşısındaki çaresizlik nedenleriyle yetersiz görülmüştür.

Doğaya, Hayvanlara ve Çevreye Saygı:

Çevre kaynaklarının sınırsız görülerek tüketilmesi, üretim ve tüketim sonucu oluşan atık ve artıklar ile çevrenin kirletilmesi hem insanlar hem de diğer canlı ve cansız varlıklar üzerinde birtakım olumsuz etkiler bırakmıştır. Bu olumsuz etkilerin ve sorunların giderek baskısını artırması insanoğlunu çevre konusunda düşünmeye sevk etmiştir.

Doğaya ve Hayvanlara saygı

Yaşanan sorunların sorumluluğunun tüketim toplumu ile ilişkilendirilmesi ve tepkilerin artması çevreciliği ve çevre etiğini ortaya çıkararak yeşil tüketimi, çevreye saygılı üretim ve tüketimi ve yeşil politika anlayışlarını ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla aşırı, gereksiz ya da lüks tüketim anlayışına karşı çıkılarak çevreye en az zararlı olan üretim ve tüketim teşvik edilmiştir.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gerçekleştirdikleri faaliyetleri çevreye çeşitli olumsuz etkiler bırakmış ve çevre sorunlarının artmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla olumsuz etkiler çevre koruma anlayışı ve çevre bilinci olan bireylerin ortaya çıkmasını sağlamış ve insanlarda çevre bilinci oluşması ve çevre değerlerinin güvenceye alınması fikrini desteklemiştir.

Bu çerçevede çevreci akımların koruma ve muhafaza etme yönünde geliştiği görülmüştür. Sorunların azalmadığı aksine yoğunlaştığının farkına varılması üzerine çevrenin ve çevreciliğin geliştirilmesi gerektiği inancı oluşmaya başlamıştır.

Çevre etiği bakımından çevreye yaklaşımlar korumacı ve muhafazacı akımdan geliştirmeci bir anlayışa evrilirken benzer şekilde çevreye etik yaklaşımlar da insan merkezci yaklaşımlardan canlı ve çevre merkezci anlayışlara geçmiştir. Dolayısıyla sorunlara çözüm arayışlarının çözüm olmaması ya da yeni sorunlara sebep olması çevrecileri daha çevreci düşünmeye yönlendirmiştir.

İnsan ihtiyaçlarının sınırsız olması ve bu ihtiyaçların karşılanması amacıyla gerçekleştirilen ekonomik faaliyetlerin artarak devam etmesi insanların kaynak paylaşımında daha fazla pay sahibi olma ile etik arasında bir dilemma yaşanmasına sebep olmuştur.

Bu nedenle insan merkezci anlayışın kirleten insanı çevreyi koruyan insana dönüştürebilmesi hem çevre hem de insanların yararınadır. Ancak bu durum çevrenin korunmasında ve geliştirilmesinde istenilen hedefin yakalanmasını sağlayamamıştır. Hatta katı bir insan merkezci anlayışın ne pahasına olursa olsun insanın mutluluğunu artırmayı amaç edinmesinin bir sonucu olarak doğal kaynakların sınırsızca tüketilmesi söz konusu olmuştur.

Çevre Etiği Anlayışı:

Çevre Etiği anlayışı

İnsan merkezci anlayışa tepki olarak diğer canlıların da hayat hakkının olduğunu savunan canlı merkezci anlayış geliştirilmiştir. Sadece insan tezine şiddetle karşı çıkılarak bitki ve hayvanların hatta tüm canlıların hak sahibi olduğu ve kendinden menkul değerlerinin olduğunu savunulmuştur.

Böylece çevre etiği açısından insanların çevreyi sınırsızca tüketmesinin önüne geçilmesinin sağlanacağı düşünülmüştür. Bu etik anlayışın abiyotik çevre unsurları açısından eksik kalan yönlerinin tamamlandığı çevre merkezci etik anlayışta ekolojik bütünlüğün çevrenin tüm unsurları ile bir bütün olduğu vurgulanmıştır.

Çevreye saygı

Etik yaklaşımlar içinde canlı merkezci ve çevre merkezci etik anlayışların insan merkezci etik anlayışa göre gerçekten “etik” olduğu ancak çevre merkezci etik anlayışın da canlı merkezci etik anlayışa göre daha ileri olduğu açıktır. Gelecekçi yaklaşım çevrenin korunmasında ve geliştirilmesinde bir sorumluluk (çevrenin gelecek kuşaklardan ödünç alındığı gerçeği) kadar bir umut (daha güzel ve yaşanabilir bir çevrede yaşama arzusu) da verir. Çünkü yaşamın en önemli beklentilerinden birisi de budur. Fikir ve eylem açısından gelecek üzerine kurulmayan hiçbir çevreci akım ve anlayışın etik anlamda sağlam temeli olmayacağı için çevre etiği gelecekçi anlayışı yansıtmalıdır.

Dolayısıyla gelecekçi yaklaşımın çevre etiği için görünmez bir kalkan olduğu ve çevreye gizli bir koruma sağladığı söylenebilir. Bu etik anlayışların teoride kalmaması ve çevre ile ilgili politikalara yön vermesi ve biyolojik çeşitliliğin insan unsuru üstün görülmeksizin korunması ve geliştirilmesi beklenmelidir.

Sonuç olarak etik anlayışların fikri temellerinin çevreci eylemlere dayanak olduğu ve oluşan tepkilerin yönetimler, firmalar, tüketiciler ve tüm toplumlar üzerinde etkili sonuçlar verdiği görülmüştür. İnsanlarda çevre bilinci oluşmaya başlaması ile çevreye zarar veren yönetimler ve firmalar katılımlı eylem, pasif direniş, protesto gibi çok çeşitli eylemler kanalıyla çevreci bir anlayışa yönlendirilmeye çalışılmıştır.

Bireysel çıkışların çevreci vakıf ve dernekler bünyesinde kitlesel güçlere dönüşmesinde de bu etik yaklaşımların etkisi olmuştur. Gerçekleştirilen organize, geniş katılımlı, güçlü ve etkili sonuçlar alınan eylemlerde çevreci vakıf ve derneklerin çevre etiği açısından gösterdikleri başarının altında bahsedilen etik yaklaşımların teorik ve bilimsel temellerinin olduğu gerçeği insanlara çevre etiğinin “yaşanabilir bir çevrede yaşamak” ve gelecek kuşaklara “yaşanabilir bir çevre” bırakmak için ne denli önemli olduğunu göstermiştir.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası