Kategori arşivi: Ekoloji

Arabanızın Karbon Ayak İzini Azaltmak İçin 12 İpucu

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Bu yazımızı (https://www.blog.heydoost.com) adresinden alarak yayınlıyoruz. Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Aracınızın Karbon Ayak İzini Azaltmak İçin 12 İpucu

Karbon Ayak İzi Nedir?

Karbon Ayak İzi Nedir?
Karbon ayak izi

Karbon ayak izi bir bireyin, olayın, organizasyonun, hizmet, yer veya ürünün neden olduğu toplam sera gazı (GHG) miktarına karşılık gelir (1). Her birey, yaşam stiline göre farklı miktarlarda karbon salınımına neden olur. Beslenme şeklimizden elektrik tüketimimize göre her birimiz arkamızda bir karbon ayak izi bırakırız.

Karbon Ayak izi birim karbondioksit cinsinden ölçülür. Bir kişinin yaşam tarzını ve faaliyetlerini doğrudan veya dolaylı olarak desteklemek için üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür. Her birimiz gündelik yaşamımızdaki çoğu faaliyetimizle arkamızda karbon ayak izimizi bırakıyoruz. Tükettiğimiz her şeyin üretimi için fabrikalarımız, bir yerden bir yere gitmek içinse araçlarımız geride dünyayı etkileyen bu izi bırakıyorlar.

Karbon Ayak İzini Küçültmek Mümkün

Karbon ayak izi küresel ısınmanın başlıca sorumlusu olarak kabul ediliyor. Atmosfere yayınlan sera gazı etkisi ile çevreye zarar verdiğimiz bir gerçek. Etrafımızdaki her şeyin yaşadığımız dünyaya bir geri dönüşümü var. Kullandığımız ürünlerin imalatından en sonunda bozulup tüketilmelerine kadar geçen tüm süreçlerde geride kalan bir karbon izinden bahsetmek mümkün. Bu dolaylı CO2 emisyonlarının ölçüsü ikincil ayak izi olarak anılıyor. Birincil ve çok daha fazla iz bırakıyor diyebileceğimiz birincil karbon ayak izi ise, tüm evsel enerji tüketimi (evsel atıklar) ile uçak ve araba başta olmak üzere fosil yakıtlarının yanmasından ortaya çıkan CO2 emisyonlarını işaret ediyor.

untitled image
Egzoz Gazı

Araç emisyonları, ortalama bir hane halkının karbon ayak izinin %50’sinden fazlasını oluşturuyor. Bu, kullandığımız diğer tüm cihazların atıklarının toplamından çok daha fazlası! Tipik bir binek aracı yılda yaklaşık 4.6 metrik ton karbondioksit yayar. Bu, bugün yoldaki ortalama benzinli karayolu araçlarımızın her yıl atmosfere yaklaşık 1,7 milyar ton sera gazı saldığı anlamına gelir ki bu durum küresel iklim değişikliğine hatırı sayılır bir katkıda bulunmaktadır (2).

Emisyonları azaltmak için araba kullanmayı bırakmak herkes için bir anda mümkün olmasa da, arabanızın karbon ayak izini küçültme için yapabileceğiniz pek çok şey var:

1-Mümkün oldukça araba kullanmaktan kaçının:

Yakın mesafelere yürüyerek gidin veya bisiklete binmeyi deneyin. Daha uzun yolculuklar için arkadaşlarınızla araba paylaşımı yapın ya da toplu taşıma araçlarına şans verin.

2-Düşük emisyonlu bir araç kullanın:

Araba tercihinizi galon başına yüksek kilometre değerine sahip bir araçtan yana kullanın. Hem paradan tasarruf eder hem de çevreyi korumuş olursunuz. En iyi yakıt ekonomisine ve emisyona sahip otomobilleri belirlemek için EPA’nın Yeşil Araç Kılavuzu’na göz atabilirsiniz.

Hibrit Araç

3-Hibrit bir araca geçin:

Çoğu şirket hibrit çalışma modeline geçmeye başlarken siz de aracınızı hibrite çevirebilirsiniz. Hibrit araç kullanarak aracınızın çıkardığı benzin ve emisyon seviyesini önemli ölçüde azaltmış olursunuz.

4-Eski aracınızı iyi çalışır durumda tutun:

Araç üretiminin kendisi, her otomobilin karbon ayak izinin yaklaşık %30’unu oluşturur. Kısacası arabaların kullanılmasını bırakın, üretimi bile ardında sağlam bir iz bırakmakta. Bu nedenle makul bir yakıt tüketimine sahip eski otomobiliniz korumak, daha düşük yakıt ekonomisine ve emisyona sahip yeni bir otomobil satın almak kadar akıllıcadır.

5-Pedalları rahat bırakın:

Hız yapmaktan, gereksiz hızlanmalardan ve sert fren yapmaktan kaçının. Bunun yerine sakin olun, sürüş tarzınızı daha güvenli hale getirirken gaz ve paradan da tasarruf etmiş olursunuz. Hız sınırını geçmeyin, sabit bir hızı koruyun. Duruş ve kalkışlarınızın farkında olun, böylece hızlanmaya devam etmek ve ardından sert fren yapmak yerine ayağınızı gaz pedalından çekebilirsiniz.

6-Rölantide durmayın:

Yakıt israfı nedeniyle 10 saniyeden fazla hareketsiz duruyorsanız motoru kapatın. Rölantide çalışmak yeniden çalıştırmaktan daha fazla yakıt tüketecektir. Tabii ki, trafikte oturuyorsanız bu pratik değildir, ancak park ederken, birini beklerken veya arabaya servis alırken bunu aklınızda bulundurmanız önemlidir.

Karbon Ayak İzi Nasıl Azaltılır? | Ekolojist.net
Karbon ayak İzi

7-Klimayı kapatın:

Gerçekten gerekmedikçe klimayı köklemeyin. Düşük ayarları tercih edin ve ılıman günlerde pencereyi açmayı tercih edin.

8-Lastiklerinizi doğru şekilde şişirin:

Lastiklerinizi uygun seviyede şişirerek yakıt tüketiminizi %3’e kadar artırabilirsiniz.

9-Hız sabitleyici kullanın:

Hız sabitleyici genellikle insan sürücülerden daha verimlidir. Bu özelliği kullanmak, sürüşü kolaylaştırmanıza yardımcı olacağı kadar yakıt verimliliğinizi artırmanızı da sağlar. 

10-Ağır nesneleri aracınızdan çıkarın:

Aracınızın içinde biriktirdiğiniz tüm o ekipmanlarınızı ve eşyalarınızı etrafta dolaştırmaktan vazgeçin ve arabanızın içini temizleyin. Zira fazla ağırlık yakıt verimliliğinizi azaltabilir. Taşımanız gereken büyük bir obje varsa onu aracın tepesine değil içine koymanızı tavsiye ederiz, çünkü tavandaki büyük nesneler aerodinamiği ve kilometreyi azaltacaktır.

Karbon Ayak İzini azaltmak için bunları yapabilirsiniz! - İklim - Çevre -  www.enerjiekonomisi.com
Karbon ayak izi

11-Mümkün olduğunda evden çalışın:

Mümkün olduğunda, trafikte oturmaktan kaçınmak için evden çalışın. Bazı işverenler, haftada birkaç gün evden çalışma modeline geçtiler. Eğer sizin de böyle bir fırsatınız varsa, bunu sokaktan bir araba daha eksiltmek için kullanın.

12-Düzenli bakım konusunda bilgi sahibi olun:

Motorunuzu sağlam tutmak, doğru motor yağı derecesini ayarlama, hava, yağ ve yakıt filtrelerini değiştirmek ve hatalı oksijen sensörleri gibi sorunları gidermek yakıt verimliliğinizi önemli ölçüde artıracaktır. Aracınızın bakımını ihmal etmeme konusunda Doost’unuz size yardımcı olabilir! Uygulama üzerinden alacağınız kampanya kodu ile tüm AutoKing bayilerindeki servis ve hizmetlerden %25 indirimle yararlanabilirsiniz.

Karbon ayak izi nedir?

Karbon ayak izi hesaplama siteleri üzerinden kendi izinizi ölçmeyi de ihmal etmeyin deriz. Böylece sadece aracınızla ilgili değil, hayatınızdaki karbon ayak izini artıran olaylar ile ilgili de çeşitli önlemler almaya başlayabilirsiniz.


Bütün outdoor aktivitelerinde ve doğa sporlarında güvenlik öncelikle sizin sorumluluğunuzdadır. Hiçbir makale veya video, doğru pratik eğitim ve şahsî deneyimin yerini alamaz. Özellikle outdoor ekstrem sporlarda kendi kişisel güvenliğinizden öncelikli olarak siz sorumlusunuz. Her zaman kişisel güvenliğinizi, birlikte olduğunuz takımın uyum ve güvenliğini ön planda tutun.

Her durumda doğadan taraf olun, çevreyi temiz tutun, vahşi hayvanlara, vahşi yaşamın devam ettiği doğaya kesinlikle zarar vermeyin. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında iletişim sayfamızdaki bağlantıları kullanarak bize yazın. Outdoor aktiviteleri ve macera turizmi hakkında en son bilgileri almak için sitemizi takip ediniz. 

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Toprağa Dönüş: “Dağlarda dolaşın. Hırsların işkencesiyle kıvranan bir hasta mısınız? Bir ağacın altına sığının. Yaşamak korkuları sizi adım adım kovalıyorsa akan bir suyun başında bağdaş kurun. Tabiatın yaptığı tedaviyi ne hekim, ne hâkim ne de hiçbir dost eli yapamaz”.

İnsan ve Çevre İlişkisi

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Çevre Yasaları ve Çevre Kirliliği

İnsan Çevre İlişkisi:

Teknolojinin hızla geliştiği günümüz dünyasında çevre kirliliği, hızlı kentleşme, tekdüze ve sıkıcı bireysel yaşantı gibi bu döneme özgü gelişmelerin beraberinde getirdiği çeşitli olumsuzluklar toplumlarda bireyleri yıpratmaktadır. Bu negatif davranışların indirgenmesinde bedenen ve ruhen yenilenmek anlamına gelen rekreasyon /outdoor aktiviteleri ile mümkün kılınmaktadır.

İnsanın yoğun iş yükü, sıradan ve rutinleşmiş hayat tarzı veya çevresel etkilerden olumsuz etkilenen bedeni ve manevi sağlığını tekrar elde ederek korumak zevk ve haz amacıyla kişisel doyum sağlayacak, çalışma ve zorunlu ihtiyaçlar için ayrılan zaman dışında kalan bağımsız ve bağlantısız serbest zaman içinde, isteğe bağlı ve gönüllü olarak kişisel veya grup içinde gerçekleştirdiği etkinliklere outdoor aktiviteleri, doğa sporları ya da rekreasyon denilmektedir.

İnsan Çevre İlişkisi

Doğa Aktivitelerinin Faydaları:

Rekreasyonel etkinliklere katılarak serbest zamanlarını aktif geçiren bireylerin özellikle fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimi destekleyici etkinlikler ile uğraşması sonucunda, bireylerde sağlıklı bir yaşam, fiziksel ve zihinsel sağlığın korunması, geliştirilmesi ve sosyalleşme gibi sonuçları beraberinde getirerek yaşam kalitesinde de artış sağlanmaktadır.

Turizm:

Devamlı olarak yaşanılan yer dışına, tüketici olarak tatil, dinlenme, eğlence, kültür ve benzeri ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan seyahat ve geçici konaklama hareketine turizm denir. Bu etkinliklere belirli bir sınırlama getirmemekle birlikte en belirginleri aile ziyareti, dinlenme ve eğlenme, gezip görme merak macera arayışı, güzeli yakalama, kültür, din, sağlık, spor, doğayla bütünleşme, kongre ve toplantılara katılma şeklinde sıralanabilir.

Doğa Turizmi

Türkiye coğrafi konumu, zengin tarihi ve kültürel mirası, genç, eğitimli ve yoğun nüfusu ve gelişmekte olan ekonomisiyle dünyanın dinamik turizm potansiyeline sahip ülkelerinden biridir. Türkiye’de turizm potansiyeli geliştirilebilecek alanlara sahip ilçelerin başında kuşkusuz Çeşme gelmektedir. Çeşme’nin mevcut turizm potansiyeline katkı sağlayacak önemli turizm çeşitlerinden biri de rekreasyon turizmidir.

Çevre Bilinçlenmesi:

Çevre ve İnsan

Çevre Bilinçlenmesinin Kısa Geçmişi

İnsan, doğada varoluşundan bu yana, doğadan yararlanmış, doğayı işlemiş, bilgi birikimine ve teknik ilerlemeye koşut olarak doğaya egemen olmaya çalışmıştır.  Doğada ve doğanın parçası olarak yaşamını sürdüren insanoğlu, farklı dönemlerinde çevreyle ilişkilerini farklı yaşamış, çevreye bakışını farklı ifade etmiştir. Bu nedenle, çevre bilinçlenmesinin farklı aşamaları bulunduğu söylenebilir.

İnsan Doğa İlişkileri

İnsan ve çevre ilişkilerinin ilk aşaması, insanın çevreyi tanıması, çevreye uyum sağlama çabası ile geçmiştir. Bu dönem, insanın avcılık ve toplayıcılık dönemlerine kadar uzanır.

Daha sonra demirin kullanılması ve işlevsel aletlerin yardımıyla doğaya egemen olması dönemi başlayacaktır. Bu dönem, Sanayi Devrimi’ne kadar uzanan ve insanın doğayla mücadelesi dönemi olarak isimlendirilebilir. Bu dönemde insan, binlerce yıldır doğayla uyum içinde yaşama kültürünü geride bırakmış, doğaya ve doğadaki varlıklara karşı acımasız bir şiddet ve sınırsız kullanma ve sömürme yaklaşımlarını benimsemiştir.

Bu dönem, doğayla ilişkilerimizde benimsediğimiz ya da geliştirdiğimiz insanmerkezci etik yaklaşımlarımızın kökenini oluşturmaktadır. Bu dönemde doğa ve çevre, bize yararlı olduğu ya da bizim için değerli olduğu sürece korunmuş ve ona saydı duyulmuş, aynı zamanda da acımasızca sömürülmeye devam edilmiştir.

İnsan doğa ilişkileri

Çevreye yaklaşımımızı değiştiren üçüncü dönem ise çevre ile yaşanan sorunlardan kaynaklı olarak ortaya çıkar. İnsan ve çevre ilişkilerinde yaşanan sömürücü ve egemenlik altına alıcı ilişkilerden kaynaklı olarak çevre sorunlarının ortaya çıkması, çok eski dönemlerde başlar.

Bunlar arasında Antik Yunan kentlerindeki hava kirliliği ile Romalıların istila ettikleri toprakları tuzlayarak toprağı tahrip etmeleri gibi örnekler sıralanabilir.

Çevre Sorunlarının Ortaya Çıkışı:

Ne var ki, çevre sorunlarının insanları da rahatsız edecek boyutlara gelmesi ve bu konuda önlemler alınmaya başlaması için yüzlerce 2 bin yılı aşkın bir zamanın geçmesi gerekmiştir.

20. yüzyılın ikinci döneminde ortaya çıkan ve binlerce insanın yaşamına mal olan çevre sorunları, çevre konusundaki bilinçlenmenin ve önlem alma gereksiniminin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Çevre Bilinci:

Çevre bilinci, çevreyi bir insan sağlığı sorunu olarak gören anlayış olarak değerlendirilebilir. Bu anlayışın uzantısı olarak çevre, sağlık hakkı kapsamında bir sorun olarak değerlendirilmiştir.

Yakın zamanlarımıza doğru gelindiğinde ise bilimsel gelişmelerin de etkisiyle çevre sorunlarının gelişme ve etkileri belirlenmeye başlamış ve çevrenin bir maliyet sorunu olarak algılanması dönemi başlamıştır.

Etik Yaklaşım Ve Çevre

Etik ilgi alanı, uzun yıllar, yalnızca insan ve toplum ile sınırlı tutulmuştur. Son zamanlarda yeni ortaya çıkan anlayış ise etik ilgi alanını, insan dışındaki canlı varlıklara ve onun da ötesinde doğanın unsurları ve doğanın kendisine yöneltme çabası içine girmiştir.

Ateş, Doğa ve İnsan

Davranışlarımızı yönlendiren ilkeler ve değerler olarak etik, yalnızca insanlar arasındaki ilişkileri değil, insan ve diğer canlı türler ile cansız varlıklar arasındaki ilişkileri de konu alan biçimde daha kapsamlı ve gerçekçi bir alan olma yoluna girmektedir. Bu çerçevede etik, çeşitli alt alanlara da ayrılarak genişlemektedir.

Çevre Etiği:

Bunlar arasında en önemli alt dallardan birisi de çevre etiğidir. Genel anlamda çevre etiği, insanlar ve doğal çevreleri arasındaki ahlaksal ilişkilerin sistematik bir değerlendirmesidir.

Çevre etiği, ahlaksal normlar yoluyla insan davranışını doğaya doğru yönlendirme yeteneğine sahiptir ve yönlendirir. Bu çerçevede farklı çevre etiği teorileri, aynı sorulara farklı yanıtlar vermektedirler.

Bu yaklaşımlar arasında insanmerkezci etik, canlımerkezci etik ve çevremerkezci etik yaklaşımlar bulunmaktadır.

İnsanmerkezci Etik Yaklaşım

İnsan için yararlı, iyi ve doğru olduğu için çevrenin korunması gerektiğine inanan insanmerkezci etik yaklaşımın temel mantığı, çevrenin insanın yararlanması için var olduğu ve gelecekteki yararlanma potansiyelleri için ve gelecek kuşaklar ve günler için insan ve çevre dengesinin kurulması gereğidir.

Doğa ve İnsan Atıkları

İnsan ve çevre ilişkilerinin önemini, insanın yaşam olanaklarının da tehlikeye girmesiyle birlikte anlamaya başlayan insanmerkezci etik, kökleri insan ve doğa mücadelesinin başladığı günlere giden en eski etik yaklaşımlardan birisidir.

İnsanmerkezci yaklaşım örnekleri:

  • ‘Kahyalık’ Etiği
  • Routley’lerin İnsan Şovenizmi Yaklaşımı
  • Aydınlanmış İnsanmerkezcilik
  • Zayıf İnsanmerkezcilik
  • Modern İnsanmerkezcilik
  • Diğer İnsanmerkezci Yaklaşımlar

Canlımerkezci Etik

Canlımerkezci etik, dinsan ve çevre ilişkilerini yeniden düzenlemek amacı ve gereği nedeniyle diğer canlı varlıkların da yalnızca bizim için değil, ama kendileri için değerli oldukları ve bu nedenle onlara karşı bazı sorumluluklarımız olduğu, bu sorumlulukların da onların hakları olabileceğini kabul eder.

İnsanmerkezcilikten farklı olarak, doğada yalnızca insanların değer ve öneme sahip olduğu görüşünü reddeder ve etik ilgi alanını insan dışındaki canlılara, hayvanlara, bitkilere ve daha ileri giderek canlılar topluluğunun bütününe yöneltir.

Bu doğrultuda canlımerkezcilik; canlı varlıkların değerinden, öneminden, hatta haklarından söz eden bir noktaya gelir.

  • ‘Yeryüzü Etiği’
  •  ‘Yaşama Saygı’ Etiği
  •  ‘Doğaya Saygı’ Etiği
  •  ‘Gaia’ Yaklaşımı
  • Gaia yaklaşımı, canlımerkezci bir yaklaşım olduğu gibi, dünyayı yaşayan bir

organizmaya benzeten ve dünya üzerindeki bütün varlıkları bu organizmanın organlarına dönüştüren görüşleri ile ‘organizmacı bir yaklaşım’dır.

Hayvan Hakları Düşüncesi

Hayvan Hakları Düşüncesi

Hayvan hakları düşüncesi, hayvanların da, insan hakları niteliğinde olmasa bile, başta yaşama hakları olmak üzere bazı hakları bulunması gerektiği düşüncesinden yola çıkar.

Çevremerkezci Etik

Çevremerkezci yaklaşım, insanı küresel ekosistemin bir parçası olarak gören ve ekolojik yasalara bağlı kalan bir etik yaklaşımdır. İnsanmerkezci yaklaşımda ‘insanın’ ve canlımerkezci yaklaşımda ise ‘bütün canlı varlıkların’ öznesi olduğu değer, çevremerkezci yaklaşımda ‘bütün olarak çevreye’ ya da canlı-cansız varlık bütünü anlamında ‘doğaya’ yüklenmektedir.

Çevremerkezcilik; insanlar arasındaki ilişkilerden insan ve toplum ilişkilerine doğru genişleyen ve daha sonra canlımerkezci yaklaşım ile insan ve diğer canlı varlıklar arasındaki ilişkilere uzanan etik ilgi alanını, insan ve doğa ilişkilerine doğru yayan ve böylece insan-doğa ya da insan-çevre ilişkilerini etik çerçeveye sokan ‘etik yayılmacılığın’ en son ve ileri aşamasıdır.

Çevre Etiği Ve Türkiye

Türkiye’de çeşitli çevre etiği yaklaşımlarının değişik zamanlarda çeşitli ölçülerde etkili olduğunu görmekteyiz. Bu etkileri belirlerken, Siyasal Alanda yaşanan etkiler, Yönetsel Alanda etkiler, Ekonomik etkiler, Hukuksal Alanda yaşama geçen etkileri ayrı ayrı incelemekte yarar vardır.

Türkiye’de Çevreci Hareketlerin Gelişimi:

Türkiye’de çevrenin bir sorun olmaya başlaması için 1990’lı yılları beklemek gerekmemiştir. Gelişmekte olan bir ülke olmamıza karşın, doğal kaynakların kullanılmasından kaynaklı olarak hava, su ve toprak kirlenmelerinin ortaya çıktığı, düzensiz ve plansız gelişme sonucu kentleşme sorunları, temiz içme suyu temini ve büyük kentlerde hava kirliliği gibi sorunların ortaya çıktığını biliyoruz. Bunlar arasında Ankara’nın hava kirliliği sorunu, 1980’li yıllarda en bilinenleridir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana, su kaynaklarının korunması için çeşitli önlemler alınmaya başlamıştır.

Çevreci Hareketler

Türkiye’de Çevreci Siyasal Yapılar:

Türkiye’de 1980’lerin ikinci yarısında Yeşil parti ismiyle bir çevreci parti kurulmuştur. Özellikle 1987 yılı içinde, bazı çevreci kuruluşların bir siyasal parti halinde örgütlenme doğrultusundaki çabaları yoğunlaşmış ve aralarında Yeşil Barış Çevre Derneği, Türkiye Hava Kirliliğiyle Savaş Derneği de bulunan kuruluşlar, partileşme doğrultusunda çalışmalar başlatmışlardır.

1998 yılında kurularak Yeşiller Partisi adını almış olan bu harekete, çevreci yeşiller, feministler, karşı-militaristler, ateistler ve eşcinseller destek veren kümeler olmuştur.

Türkiye’de çevre sorunlarının siyasete taşınması anlamına gelen partileşme hareketi dışında, çeşitli siyasal örgütlenmeler ve hareketler yoluyla çevrenin siyasallaştırıldığı görülmektedir.

Çevre Bakanlığı:

Genel Müdürlükler ve Daire Başkanlıkları biçiminde örgütlenen Çevre Bakanlığı, çevreyi insan yararlanmasına açık olarak gören insanmerkezci etik yaklaşımın terk edilmeye başlaması için güçlü ve etkin bir çevre örgütlenmesi birimi oluşturulması anlamına gelmektedir.

Çevre ve Orman Bakanlığı; 01.05.2003 tarihinde kabul edilen ve 08.05.2003 tarih ve 25102 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4856 Sayılı Yasa ile belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesi suretiyle kurulmuş bir bakanlıktır.

Çevre Bakanlığı

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kuruluş amaçları şunlardır;

  • Çevrenin korunması ve iyileştirilmesi,
  • Kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun ve verimli şekilde kullanılması ve korunması,
  • Ülkenin doğal bitki ve hayvan varlığı ile doğal zenginliklerinin korunması ve geliştirilmesi,
  • Her türlü çevre kirliliğinin önlenmesi,
  • Ormanların korunması, geliştirilmesi ve orman alanlarının genişletilmesi,
  • Ormanların içinde ve bitişiğinde yaşayan köylülerin kalkındırılması ve bunun için gerekli tedbirlerin alınması,
  • Orman ürünlerine olan ihtiyacın karşılanması ve orman ürünleri sanayinin geliştirilmesi şeklinde özetlenebilir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bitki ve hayvan varlığını koruma ve geliştirme konusundaki birim ve çabalarıyla, insan dışındaki canlı çevrenin korunmasına ilişkin önlemler aldığı ve çalışmalar yaptığı görülmektedir. Bu gelişmeler, uygulamada insanmerkezci yaklaşımların yumuşatıldığı ya da aşılmaya başladığı anlamına gelmektedir.

Çevre İle İlgili Yasal Düzenlemeler

Yukarıda sözünü ettiğimiz Anayasal hükümler ve Çevre Yasası yanında, iç hukukta etkili olan ve çevre konusunda çeşitli hükümler içeren birçok yasa, yasa gücünde kararname, tüzük, yönetmelik, genelge, tebliğ ve iç hukuk açısından yasa gücünde olan uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır.

1983 sonrasında çevreyle ilgili bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasaların bir kısmı doğal çevre değerleri, bir kısmı da yapay çevreyle ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır.

Çevre Yasaları

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası

Bunları kabul ediliş tarihlerine göre incelersek, ilk yasa, 23 Temmuz 1983 tarih ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’dır. Bu yasa ile Çevre Yasası ile boş bırakılmış bulunan kültürel çevre alanının doldurulduğu, kültürel ve doğal çevresel değerlere hukuksal güvenceler kazandırıldığı görülür. Bu çerçevede, insan dışındaki varlıkların korunması ve kullanımına ilişkin bir normlaştırma çabası olarak insanmerkezci etiğin sınırlarını aşan bir etik yaklaşımdan beslenmektedir.

Milli Parklar Yasası:

Çevreyle ilgili diğer yasa, 2873 sayılı Milli Parklar Yasası’dır.

Yasanın amacı, ülkemizdeki ulusal ve uluslararası değere sahip milli park doğa parkı, doğa anıtı ve doğa koruma alanlarının belirlenmesi, nitelik ve yapıları bozulmadan korunması, geliştirilmesi ve yönetilmesine ilişkin kural ve ilkelerin saptanmasıdır. Bu yasa ile doğal yaşam ortamları olan sulak alanlar ve milli park statüsündeki alanların korunması ve bozulmadan kullanılması hedeflenmiştir. Ne var ki, sulak alanlar başta olmak üzere korunması gereken birçok alanın koruma dışında bırakılmış olması, Yasanın uygulamaya tam anlamıyla geçirilemediğini göstermektedir. Yine de doğal varlıkların korunma gereğinin duyulması, çevremerkezci etiğin ilgi alanına giren bir konu olarak değerlendirilebilir.

Kıyı Yasası

1984 yılında ise 3086 tarihli Kıyı Yasası benimsenmiş ve bu yasa ile kıyıların devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğu, herkesin eşit ve serbest olarak kullanmasına açık olduğu öngörülmüştür. Yasa ile kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği de öngörülmektedir. Kıyı Yasası ve bazı maddeleri birçok kez Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş, 3830 sayılı son Kıyı Yasası çıkarılarak kıyılardan yararlanma, kamu yararı açısından yeniden düzenlenmiştir.

İmar Yasası

İmar Yasası ve İmar Affı yasalarında da yapılı çevreyle ilgili düzenlemeler bulmak olanağı vardır. Bu yasalar dışında 618 sayılı Limanlar Yasası, 831 sayılı Sular Yasası, 3167 sayılı Kara Avcılığı Yasası, 167 sayılı Yer altı Suları Yasası gibi birçok yasa, çevreyle doğrudan ya da dolaylı hükümler getirerek çevre sorunlarının önlenmesi ve çevrenin geliştirilmesine yönelik çeşitli düzenlemeler içermektedir.

Kara Avcılığı Yasası

Çevre Koruma Kanunları

İnsanın yararına olarak bile olsa insan dışındaki çevrenin koruma ve kullanılmasının düzenlenmesi, ekolojik dengenin gözetilmesi ile av ve yaban hayatını düzenleyen Kara Avcılığı Yasası’nda bazı canlı türlerinin korunmasının amaçlanması, hukuka canlımerkezci ve çevremerkezci etik yaklaşımların yansımış biçimleri olarak değerlendirilmelidir.

Yasal düzenlemeler yanında, yasa gücünde kararnameler ile de çevreyle ilgili önemli düzenlemeler getirilebilmektedir. Bu kararnamelere, Çevre Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkında 1991 tarihli 443 sayılı Yasa Gücünde Kararname örnek olarak gösterilebilir.

Bütün bu düzenlemelere baktığımızda, canlımerkeci ya da çevremerkezci etik yaklaşımın mevzuatımıza tam olarak yansımadığı açıkça görülür. Ancak, yasaların bazı düzenlemeleri arasında, insanın yararlanması ve menfaatini aşan düzenlemelere de sıkça rastlamaktayız.

Bu düzenlemeler, etik yayılmacılığın normlaşmış somut biçimleri olarak değerlendirilmelidir. Canlımerkezci yaklaşımın ürünü olarak ortaya çıkan ilk doğrudan düzenleme ise TBMM’de Komisyonlarda yıllarca bekletildiği halde bir türlü yasalaşamayan Hayvanları Koruma Kanunu Taslağı’dır.

Bu taslak ile hayvanların, özellikle bazı evcil hayvanların bir takım hakları kanun tarafından garanti altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu düzenlemenin TBMM önüne getirilmesi bile, canlımerkezci etiğin normlaşma aşamasına geldiğinin en önemli kanıtlarından birisini oluşturmaktadır.

Doğa İçin Ne Yapabiliriz?

Etik yaklaşımlarımız, bizim dışımızdaki canlı ve cansız varlıklar ile doğayla ilişkilerimizi düzenleyen en önemli öğelerden birisidir. Çevre ile ilişkilerimizi, ister siyasal ister yönetsel ve isterse de hukuksal olsun, etik yaklaşımlarımız ve değerlerimiz belirler.

Doğayı Korumak için!

Dünyada son 20-30 yılda ortaya çıkan yeni etik yaklaşımlar ve çevre etiği yaklaşımları, insan ve çevre ilişkilerinin nasıl düzenleneceği ve yoluna sokulacağı konusunda önemli ve somut düşünceler geliştirmiş ve öneriler sunmuştur.

Bu etik yaklaşımları göz önüne alarak, ülkemizde hala insanmerkezciliği aşamayan etik yaklaşımlar ve değerlerin, siyasal, yönetsel ve hukuksal pratikte önemli ilerlemeler yaratamadığı görülmektedir.

Türkiye bölümümüzün daha dar kalmasının nedeni de ülkemizde etik yaklaşımların getirdiği yeni uygulamalar ve hukuksal düzenlemelerin yokluğuyla doğrudan ilgilidir.

Etik yaklaşımlar, insan türü olarak çevre ile olan ilişkilerimizi belirleyen ve düzenleyen ilkelerdir. Bu ilkelerin, çevre ile olan ilişkilerimizi yeniden kurmak ve tarif etmekteki etkileri sorgulanamaz. İnsan ve çevre ilişkilerini yeniden kurgulamak zorunluluğu, etik yaklaşımların da değişmesi ve etkilerinin hukuk sistemi içinde normlaşmasıyla bağlantılıdır.

Bu çerçevede, düşündüklerimiz ve davranışlarımızı belirleyen etik yaklaşımlarımız, yarınlarda nasıl yaşayacağımızı ve yarınlarımızı da belirleyecektir. Çevre konusunda yeni yaklaşımlar ve hukuksal düzenlemelerin, bu yeni etik yaklaşımları içermesi ve onlardan etkilenmesi beklenir ki, ülkemizde de bu yeni gelişmelerin bilinmesi, yeni uygulama alanlarının yaratılmasına katkıda bulunacaktır.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Ephemera Efsanesi:

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor. Dünya ve doğa sadece bizim yaşadığımız gün/çağlardan ibaret ve sonsuz değildir.

Tek tek bireyler olarak bir gün verili saatimizi doldurup bu dünyayı terk edeceğiz ve dünya çocuklarımıza kalacak. Tek olarak insan günlük (belli dönem içerisinde) yaşayacak olsa da insanlık günler ve çağlar boyu devam edecektir. İşte aşağıda anlattığımız efemera efsanesi de doğayı korumanın önemini metaforik olarak da olsa çok güzel anlatmaktadır. Bizim ömrümüz (görece) kısa olsa da insanlık yaşamaya devam edeceği için doğayı ve dünyamızı korumalıyız.

24 Saat mi Daha Uzun, 80 Yıl mı Daha Kısa?

Dünya, Güneş Sistemi’nde Güneş’e en yakın üçüncü gezegen olup şu an için üzerinde yaşam ve sıvı su barındırdığı bilinen tek astronomik cisimdir. Radyometrik tarihleme ve diğer kanıtlara göre 4,5 milyar yıldan fazla süre önce oluşmuştur.

İnsanoğlunun ise en az 20 bin en çok da 200 bin yıldır dünyada yaşadığı düşünülüyor. Bir insan ömrünün 1600’lü yıllara kadar ortalama 40 yıl olduğu da bilinen bir gerçek. Şimdilerde ortalama yaşam süresi 75-80 yaşlara daha yeni ulaştı.

200 bin yıldır insanoğlu dünyada ve 80 yıllık ömrü olan bireyler bu döngüyü devam ettiriyor. Mayıs böcekleri de 24 saat yaşayıp ölüyorlar.

Sizce 24 Saat mi Daha Uzun, 80 Yıl mı Daha Kısa? Bence iyi düşünün. Buyrun okuyun…

Ephemera Efsanesi:

Her canlı Ölür…

Efemera Ne Demektir?

Efemera (İngilizce: Ephemera, Türkçe: Dağarca), gündelik yaşama ait ”ıvır zıvır” olarak nitelendirilebilecek kısa ömürlü küçük ve geçici belgeleri ifade eden bir tanımlamadır. Efemera koleksiyonu yapanlara da “efemerist” veya “efemera koleksiyoneri” denir.

Efemera Etimolojisi:

Kelime Eski Yunanca kökenlidir ve “bir günden fazla dayanmayan” anlamına gelen “ephemeron” un çoğul şeklidir. Etimolojik olarak Eski Yunanca ephēmerón (εφημερόν) “bir gün ömrü olan Mayıs sineği” anlamına gelen bir isimdir. Bundan türetilmiş ephēmerós (εφημερός) ise “günlük” anlamını taşır. ēméros (ἡμέρος) ise “gün” anlamına gelir.

Bu iki sözcüğün bileşiminden türetilerek İngilizceye giren “ephemera” ise bu dilde kısa ömürlü şeyler, kalıcı olmayan yayınları tanımlamak için kullanılmıştır. Bu materyaller, biriktirilmek amacı ile üretilmemiş kısa ömürlü ve başlangıçta fazla değer taşımayan, ancak sonradan bazı koleksiyoncular tarafından koleksiyon malzemesi hâline getirilmiş “ıvır zıvır” ürünlerin genel adıdır. Bu ürünler genellikle basılı materyalleri kapsar. Sözcük 2000 yılında Türkçede kullanılmaya başlamıştır.

Mayıs sineği

Ephemeroptera – Mayıs sineği

Mayıs sineği veya birgün sineği, Ephemeroptera takımına ait kısa yaşamlı böceklerin ortak adı. Gerçek sinekler ile karıştırılmamalıdır. Kız böcekleri ve Yusufçukları kapsayan eski bir grubun içerisinde yer alırlar. Sucul böceklerdir ve olgunlaşma süreleri tatlısularda bir yıl sürer.

Ephemera Efsanesi ve Modern İnsan

Çevre ve insan ilişkileri, insanın bir tür olarak ortaya çıkışıyla başlayan ve doğayı egemenlik altına alarak onu bütünüyle tehdit etme aşamasına geldiğimiz bugünlere kadar uzanan bir süreçtir. İnsan ve çevre ilişkileri, Ephemera Efsanesi olarak bilinen bir masal ile oldukça benzeşmektedir.

Çok uzun yıllar önce yaşanmış, birçok kişinin gerçek olduğuna inandığı bir efsane vardır.

Küresel ısınma

Bu trajik efsaneye göre, ephemera ismindeki canlı varlıklar (mayıs böcekleri), yemyeşil ormanların derinliklerinde sefahat içinde bir yaşam sürdürürlermiş.

Ephemeralar, ormanın derinliklerin ağaçların yeşil yapraklarını tüketerek yaşarlarmış. Mutlu ve rahat bir yaşamları varmış. Ne var ki, her bir ephemera, 24 saat yaşarmış.

Zamanla ephemeralar çoğalmış, ormandaki sayıları hızla artmış ve ormandaki bütün ağaçların yeşil yaprakları tükenmeye başlamış. Orman yavaş yavaş yok olurken, ephemeralar bunu fark edememişler. Çünkü her bir ephemaranın yaşam süresi 24 saat kadarmış.

Ephemeraların sayıları hızla artarken, orman yavaş yavaş yok oluyor ve ephemeraların yaşam kaynakları da hızla tükeniyormuş. Gün gelmiş ve orman tükenmiş. Zavallı ephemaralar da açlıktan birer birer ölüp yok olmuşlar.

birer birer Ölmüşler

Ephemera efsanesi, bilinçsizce hızla üremeye ve aşırı tüketime yönelmiş bir toplumun gideceği kaçınılmaz sonu açıklamak için anlatılması gereken bir hikâyedir.

Bu efsane, insan ve çevre ilişkilerine de uyarlanabilir. Üzerine bastığımız toprağı, içtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı, yaşam ve besin kaynaklarımızı hızla ve bilinçsiz biçimde tüketmek ve dünyanın kaynaklarını adeta yağmalamakla meşgulüz.

Bugün ortak yerküremizde aynı kaynaklardan yararlanarak ortak biçimde yaşadığımız bir tür olan insanoğlunun içinde bulunduğu durum, ephemera efsanesini andırıyor. Hızla üreyen, plansızca ve bilinçsizce doğayı tahrip eden, doğal kaynakları aşırı biçimde sömüren ve sınırsızca tüketen bir türe dönüştük.

İnsanın akıl almaz ihtirası ve açgözlülüğünden okyanusların derinlikleri, en yüksek tepelerin zirveleri, en izbe mağaraların kuytu köşeleri, yeraltı su kaynakları, el değmemiş ve balta girmemiş ormanlar, bataklıklar, buzullar, gökyüzü ve uzayın derinlikleri de nasibini almaya başladı.

Neredeyse, insanoğlunun elinin değmediği, tahrip etmediği, ekolojik dengesini bozmadığı alan kalmamak üzere. Hızlı bir tüketim çılgınlığı içinde süpermarketleri yağmalıyor, tüketim çılgınlığı içinde olmadık alanlara milyarlarca dolarlık kaynaklar harcıyoruz.

Bütün bunlar olurken, milyonlarca insanın açlıktan öldüğü, bulaşıcı hastalıklardan telef olduğu, en ilkel koşullarda sefalet içinde yaşamak durumunda kaldığı, etnik ve bölgesel savaşlarda katledildiği bir yerkürede yaşadığımızı da unutmayalım.

Küresel Isınma

Sözün özü, insanoğlunun hazin sonu, ephemera efsanesini hatırlatır biçimde hızla istenmeyen bir sona doğru yaklaşıyor. Yerküreye küresel ve bölgesel barışı, demokrasiyi, hoşgörüyü, çevre bilincini, israf etmemeyi, empatiyi ve dayanışma içinde bir arada yaşama kültürünü egemen kılamazsak, ephemeralar gibi yok olup gitmekten de kurtulamayacağız. Bu süreç, doğa ile birlikte insan türünün de yok oluşunu getirecektir.

Ephemera Efsanesi, insan türünün beklediği korkunç sonu açıkça göstermektedir. Doğadaki ağaçlar, kuşlar, böcekler ve diğer canlı türleri yok edilirken, kulaklarımıza bir cümle fısıldamaktadırlar. Bu fısıltı, ‘bizimle birlikte doğanın, canlı yaşamın ve insanoğlunun da yok olmak üzere’ olduğudur. Bu fısıltıyı kulaktan kulağa aktarmalı ve çığlıklara dönüştürerek insan türünü uçuruma yuvarlanmaktan kurtarmalıyız.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Outdoorun Sürdürülebilirliği / 2

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor. Doğada Yapılan Sportif Etkinliklerde Çevresel Sürdürülebilirlik başlıklı makaleye dayanan bu yazımızda doğa sporlarının doğanın sürdürülebilirliğine etkilerini tartışacağız. Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. 

Bu yazımız Funda KOÇAK, Velittin BALCI tarafından yazılan “Doğada Yapılan Sportif Etkinliklerde Çevresel Sürdürülebilirlik” (Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi) makalesine dayanmaktadır.

Outdoorun / Doğa Sporlarının Doğaya Etkileri Nelerdir?

Doğada yapılan etkinliklere katılanların doğal alanlarda meydana getirebilecekleri etkilerin özelliklerini aşağıda belirtildiği şekilde irdelenmiştir:

Outdoor ve Doğa

Etkiler değişik boyutlardadır: Doğada yapılan etkinliklere katılanların çevreye verebilecekleri etkilerin boyutları farklıdır. Bu farklılık makro ya da mikro düzeyde olabilir.

Kullanım etki yaratır: Tüm eğitsel çabalara rağmen insanlar, doğal alanlarda gerçekleştirdikleri etkinlikler sırasında çevreye dolaylı ya da dolaysız pek çok etkide bulunurlar. Kullanıcıların çevreye çöp atması gibi davranışlar dolaysız etki olarak değerlendirilirken kullanıcıların “ekolojik maliyetleri” dolaylı etki olarak değerlendirilir.

Kullanım etkileri zamana bağlıdır: Birçok durumda doğal alan kullanımından kaynaklanan olumsuz etkilerin büyük bir bölümü kullanımın başlangıcında gerçekleşir.

Faaliyetlerinin türleri önemlidir: Doğal alanlarda faaliyetlerin türü, kullanıcı sayısı kadar önemlidir. Ateş yakmak, ata binmek gibi faaliyetler bazı alanlarda olumsuz etkileri nedeniyle sınırlandırılmaktadır.

Dağcılık ve Doğaya Etkisi:

Son yıllarda tüm dünyada dağcılık ve dağ turizmine olan ilgi artmaktadır. Hassas ekosistemler olan dağlık alanlardaki doğal kaynaklar doğru kullanılmadığı takdirde doğal çevre zarar görmektedir. Değişik ülkelerdeki dağlarda bunun pek çok örneği gözlenmektedir. Basta Hizalayalar ve Alpler olmak üzere yüksek dağlardaki doğal çevre sorunları ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Dağlarda ortaya çıkan bu sorunların ana kaynağı öncelikle bu alanları turizm/rekreasyon amacıyla kullanan dağcıların kendisi, ikinci olarak da turizm hareketinin içinde yer alan diğer kişi ve kuruluşlar olarak görülmektedir. Buradan hareketle dağcılık ve dağ turizminin çevresel yönleri ve iyi bir planlama yapılmadığında çevre üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak görülmektedir.

Doğa Sporlarının Doğaya Etkileri:

Spor faaliyetlerinin ormanlara verdiği diğer bir zarar da, doğada doğa sporları faaliyetleri (hiking, trekking, kampçılık vb.) sırasında çok sık görülen ateş kullanımı dikkatsizliği ve bunun yol açtığı orman yangınları biçiminde kendini göstermektedir.

Bunun yanında özellikle araçların düzensiz olarak orman alanı içinde dolaşmaları ve gerçekleştirilen yoğun doğa sporu etkinlikleri üst toprağı sıkıştırarak toprak geçirgenliğini azaltması nedeniyle doğal ortamın doğrudan veya dolaylı olarak tahribine neden olmaktadır.

Kıyı bölgelerde ve göl kenarlarında, yoğun etkinlik nedeniyle sahil kumları, otomobil ve insan çiğnemeleri sonucu erozyon başlatmakta ve kumlar tarım arazilerine akarak, onların verimsizleşmelerine neden olmakta, aynı zamanda göllerde olumsuzluklara yol açmaktadır.

Doğada Yapılan Etkinliklerde Sürdürülebilirliğin Sağlanması

Hiking ve doğa

Doğaya yapılan sportif etkinliler doğal eko-sistemleri doğrudan etkileyebilmektedir. Bu tür etkinlikler planlanırken hedeflenen sonuç, genel olarak sporcuların ve katılımcıların en yüksek derecede doğadan faydalanmalarını sağlamak, aynı zamanda da eko-sistemlerin zarar görmesini sınırlandırmak ve hatta önlemektir. Sürdürülebilir düzenleme, doğal çevrenin korunmasında önemli kazançlar sağlarken ve doğal alanlarının kullanım potansiyelini de artıracaktır.

Çevre ve sürdürülebilir gelişim bakış açısıyla değerlendirildiğinde, doğada yapılan etkinliklerin planlanmasında uyulması gerekenler genel öneriler halinde su şekilde sıralanabilir:

Doğa Sporlarında Önceden Etkinlik planı yapılmalı:

Ziyaret edilecek bölgede uyulması gereken kurallar bilinmelidir. Ani hava değişimleri, acil durumlar ve tehlikeli durumlar için hazırlıklı olunmalıdır. Etkinlik süresinde tamamlanmalı, gereksiz yere uzatılmamalıdır. Atık miktarını en aza indirmek için ambalajı tekrar kapatılabilen besinler tercih edilmelidir. Ziyaret edilecek alandaki kamp kuralları ve koşulları önceden kontrol edilmelidir. Önceden izin alınıp alınmaması gerektiği bilinmelidir.

Doğa sporlarında Grup büyüklüğüne karar verilmeli:

Bazı koruma kapsamındaki bölgelerde aynı anda sınırlı sayıda insanın ziyareti kabul edilir. Doğada yapılan bir etkinlik için aynı alanda önerilen grup büyüklüğü en fazla sekiz kişiden olumsalıdır.

Doğa Aktivitelerinde Fauna korunmalı:

Hayvanlar uzaktan izlenmeli, dokunulmamalı ve kovalanmamalıdır. Hayvanlar beslenmeye çalışılmamalıdır. Çünkü hayvanlar beslemek onların sağlıklarına zarar verip davranışlarını değiştirirken, predatörlerine ve diğer tehlikelere karsı onları ortaya çıkarmaktadır.

Outdoor ve doğa

Gıdalar, erzaklar ve güvenli bir biçimde depolanarak hayvanların onlardan uzak durması sağlanmalıdır. Çiftleşme ve yuvalama ve yavrularını besleme gibi yaban hayatı için hassas olan dönemlerde onları özellikle rahatsız etmekten kaçınılmalıdır.

Doğa Aktivitelerinde Habitat korunmalı:

Tek sıra halinde yürüyüş, binicilik, araba kullanımı gibi etkinlikler nedeniyle ortaya çıkan erozyondan bitkilerin ve çamurdan oluşmuş bile olsa patikaların tahribatından kaçınılmalıdır. Kültürel, tarihi yapılar ve eserlere dokunulmamalı böylece geçmiş korunmalıdır. Taşlar, bitkiler ve diğer doğal nesneler nasıl bulunduysa öyle bırakılmadır. Sabunlar, deterjanlar, petrol, yağlar, böcek ilaçları ve güneş koruyucuları gibi her türlü kimyasal maddenin suyollarını kirletmesinden kaçınılmalıdır.

Doğa Sporlarında Su yolları ve göller korunmalı:

Akarsu kenarları korunmalı, kamp alanı akarsulardan ve akış yönlerinden en aza 50 metre uzakta olmalıdır. Duş alırken ya da bulaşıkları yıkarken, su akarsulardan ve akış yönlerinden uzağa taşınmalı ve az miktarda toprakta çözünebilen sabun kullanılmalıdır. Hijyen alanı olarak göl ve suyollarından en az 100 metre uzaklıktaki alanlar kullanılmalıdır.

Kamp yeri seçimi Nasıl Yaplılr?

Kamp alanında çadır kurmak için düz ve dayanıklı bir yüzey seçilmelidir. Hassas çimlerin ya da yeniden canlanması uzun zaman alacak habitatların bulunduğu alanlara çadır kurmaktan kaçınılmalıdır.

Kamp Yapmak: Atıkların uzaklaştırılması:

Kamp yerinden ayrılmadan önce kamp alanı ve etkinlik alanları incelenmeli çöpler toplanmalıdır. Kamp alanından ayrılırken, alanın ilk geldiğinizden günden daha temiz olmasına dikkat edilmelidir. Eğer tuvalet yoksa katı atıkları su alanlarından ve akış yönlerinden en az yüz metre uzakta 15cm derinliğe gömmek gereklidir. Hijyen ürünleri kesinlikle toprağa gömülmemelidir.

Yaban Hayata Saygılı Olun

Kamp Ocakları ve Ateş Kullanımı:

Ziyaret edilen bölge koşulları aktive öncesinde kontrol edilmeli ateşe izin verilip verilmediği öğrenilmelidir. Açık bir ateş yerine yemek pişirmek için gaz ocağı ya da hafif yakıtlarla çalışan ocaklar kullanılmalıdır. Açık ateş kullanılacaksa bir ateş simidi ya da çukuru kullanılmalıdır. Ateş küçük tutulmalı, bitkilerden ve çadırlardan uzakta tutulmalıdır. Kamp çevresinde canlılar için hayati önemi olan ölü odun parçaları toplanmamalı, kamp yerinden ayrılmadan önce yakılan ateş mutlaka söndürülmelidir. Yangın tehlikesi olduğundan ateş kesinlikle aydınlatma olarak kullanılmamalıdır.

Doğa Aktivitelerinde Başkalarına Saygılı Olma:

Sizin hakkınız olduğu kadar diğer ziyaretçilerinde açık alanlarda eğlenceli vakit geçirmeleri için onlara saygılı olun. Açık alanlara ve diğer kullanıcılara karsı saygılı olun. Yüksek ses ve gürültüden kaçının. Doğanın sesinin etrafa hakim olmasına izin verin.

Doğada yapılan sportif etkinliklere katılım bugün olduğu gibi, gelecekte de büyük kitleler halinde devam edecektir. Doğal alanların bu kullanımdan olumsuz etkilendiği de bilinen bir gerçektir.

Doğa da yapılan sportif etkinliklerde sürdürülebilirlik uygulamaların hayata geçirilmesi bu açıdan önem taşımaktadır. Doğada yapılan etkinliklerde sürdürülebilirliğin sağlanmasında yukarıda sıralanan önemli noktalar ilkeler haline getirilerek bütün etkinlik katılımcılarında farkındalık sağlanmalıdır.

Outdoorun Sürdürülebilirliği:

Doğada yapılan etkinliklerin ekonomik, sağlığı koruyucu, kültürel etkilerinden uzun süre yararlanmak için, çevresel uyumun sağlanması gerekmektedir. Sürdürülebilirlik uygulamalarında hedeflenen amaç, mutlak koruma alanlarında yer alan kaynak değerlerinin korunması ve bozulmadan gelecek nesillere aktarılmasıdır. Doğayı etkilemek yerine doğa ile uyumlu olmayı hedef alan ve doğaya zarar vermeksizin ondan faydalanmaya çalışan bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.

Bu ise doğada yapılan etkinliklerin hammaddesinin korunması anlamına gelmektedir. Orman dokusuna sahip alanların ve dağların yoğun kullanımdan olumsuz yönde etkilendiği açıkça görülmüştür. Bu etkileri ortadan kaldırmak için aşağıdaki sürdürülebilirlik ilkelerine uyulması gerekmektedir:

  • Biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik hukuksal ve kurumsal düzenlemeler yapılması.
  • Endemik ve tehlike altındaki flora ve fauna türleri ile bunların yasama ortamlarının korumasına yönelik yönetim planları hazırlanması.
  • Doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için toplumun her seviyesinde doğa koruma kavramları ve prensipleri ile ilgili eğitim sağlanması.
  • Tüm korunan alan kullanıcıları ile işbirliği yapılarak halkın çevre korumaya ilişkin bilincinin arttırılması.
  • Kaynakların sürekli ve dengeli kullanımı sağlanmalıdır; doğal sosyal ve kültürel kaynaklar, koruma-kullanma dengesi sağlanarak kullanıma açılmalıdır.
  • Aşırı tüketim ve atık miktarı azaltılmalıdır; çevresel tahribatın restorasyon maliyeti, atık miktarı ve aşırı tüketim azaltılmalıdır.
  • Planlama ile doğada yapılan etkinliklerin gelişimi bütünleştirilmelidir; turizm, ulusal ve yerel stratejik planlama ve çevresel etki değerlendirme yapısı altında geliştirilmelidir.
  • Çeşitlilik korunmalıdır; doğal, sosyal ve kültürel çeşitlilik korunmalı ve değerleri arttırılmalıdır.
  • Yerel toplumla sürekli bir iletişim sağlanmalıdır; sürdürülebilirlik ilke ve politikalarından yerel toplum bilgilendirilmeli ve onların desteği sağlanmalıdır.
  • Sürekli inceleme ve analiz çalışmaları yapılmalıdır; etkili veri toplama ve analizleri ile araştırma devam ettirme ve izleme çalışmaları yapılarak, ortaya çıkan sorunlara hemen çözümler geliştirilmesi sağlanmalıdır.
  • Doğada yapılacak olan motor yarışları, bisiklet yarışları, kampçılık gibi etkinlikler tasarlanırken bulunulan bölgenin doğal şartlarına (iklim, toprak, fauna, flora, tomografik durum, vb.) zarar vermeyecek nitelikte planlanmalıdır.
  • Doğada yapılan moto-kros, su kayağı, araba yarısı gibi dallarda hava kirliği, toprak kirliliği ve bunlardan kaynaklı su kirliliğini en aza indirmek için benzinli ya da dizel araçlar yerine doğal gaz ya da güneş enerjisi ile çalışan araçlar kullanılmalıdır.
  • Spor alanlarında zirai ilaçların kullanımını azaltmak ve uzaklaştırmak flora ve fauna üzerindeki baskıyı azaltırken yer altı ve yer üstü sularının da korunmasına yardımcı olur.
  • Daha iyi bir ulaşım planın yapılması özel araç ihtiyacının azalmasını sağlarken, trafik sıkışıklığının azaltır. Bu durum da yeni yollar ve araba park yerlerinin yapılması gerekmez.
  • Böylelikle gürültü, hava kirliliği, doğal kaynak tüketimi ve yeşil alan kayıpları engellenebilir.

Outdoor Aktivitelerinde Doğayı Koruyalım:

Sonuç olarak doğada yapılan etkinlikler yukarı da bahsedildiği gibi sadece doğa sporları ile sınırlı kalmamaktadır. Bu çok çeşitli etkinliklerin uygulama prensiplerini devlet ve özel kuruluşlar, organizasyonlar ve katılımcılar sürekli denetim altında tutarak çevresel sürdürülebilirliğe destek vermelidirler.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Outdoorun Sürdürülebilirliği / 1

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor. Doğada Yapılan Sportif Etkinliklerde Çevresel Sürdürülebilirlik başlıklı makaleye dayanan bu yazımızda doğa sporlarının doğanın sürdürülebilirliğine etkilerini tartışacağız. Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. 

Bu yazımız Funda KOÇAK, Velittin BALCI tarafından yazılan “Doğada Yapılan Sportif Etkinliklerde Çevresel Sürdürülebilirlik” (Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi) makalesine dayanmaktadır.

Doğa sporları nelerdir sorusunun cevabını Outdoor Aktiviteleri Nelerdir başlıklı yazımızda daha önce vermiştik. Outdoor sporları ile ilgili olarak yazdığımız makalelere devam ediyoruz. Outdoor Türkiye sloganıyla yayına başlayan sitemize olan ilgi her geçen gün artmaktadır. Artan bu ilgi için tüm outdoor aktivistlerine ve doğa sporları sektör bileşenlerine teşekkür ediyoruz.

Bu konuyu tek makalede çok uzun olacağı için 2 ayrı yazı ile yayınlıyoruz. Bu yazımızda çeşitli outdoor tanımları / kullanımları, sürdürülebilirlik kavramı ve outdoor / doğa sporlarının çevreye etkilerini açıklayacağız. İkinci yazımızda ise Outdoorun doğaya etkilerini detaylı olarak başlıklar halinde inceleyip, doğanın korunması için dikkat edilmesi gereken hususları açıklayacağız.

Outdoorun Sürdürülebilirliği:

Outdoor Ne Demektir?

Outdoor Türkiye

Outdoor Ne demektir sorusunu cevabını uzun bir makale ile yazmış, çeşitli outdoor tanımlarını vermiştik. Doğada yapılan sporlar için İngilizcede outdoor kavramı kullanılmakta olup, outdoor kavramı dilimizde de kullanılmaya başlanmıştır ve her geçen gün kullanımı artmaktadır.

Outdoor, doğa sporları, boş zaman aktiviteleri ve rekreasyon gibi kavramlar çoğunlukla birbiri yerine kullanılmakta olup outdoor Türkiye sayfası olarak bu keşmekeşin de önüne geçmeyi amaçlıyoruz.

Outdoor Aktiviteleri / Doğada Yapılan Sportif Etkinlikler;

Outdoorun etkileri

Doğada yapılan sportif etkinler;

  • Outdoor,
  • Outdoor aktiviteleri,
  • Doğa sporları,
  • Açık alan rekreasyonu,
  • Macera sporları,
  • Macera rekreasyonu, olmak üzere içinde bulundurdukları risk faktörlerine ve kullanılan yardımcı unsurlara bağlı olarak değişik isimlerle sınıflandırılmıştır.

Doğa yürüyüşü, kampçılık, balıkçılık, kano, kayak, at biniciliği, golf, su kayağı, motor sporları, hava sporları gibi geniş etkinlik yelpazesi yoluyla katılımcıların doğal çevre ile etkileşime girmelerine açık alan rekreasyonu adı verilmektedir.

Doğa sporları ise açık alan rekreasyonun sadece insan gücü ile oluşturulmuş halidir. Başka bir tanıma göre ise doğa sporları insanın sahip olduğu bilgi, beceri ve kondisyonu ile hiçbir motor ve hayvan gücü desteği alınmaksızın, doğanın var olan potansiyel zorluk ve risklerine karsı mücadele etme ve yasamı sürdürme etkinlikleri seklinde ifade edilmektedir. Yani ekstrem outdoor aktiviteleri için doğa sporları tanımı kullanılabilir. 

Açık alan Etkinllikleri

Doğa sporları yani outdoor aktiviteleri kaya tırmanışı, dağcılık, mağaracılık, yürüyüş, kampçılık, kayak, su altı sporları, oryantiring, bisiklet, yelken, kano, akarsu kapalı kanosu, rafting (salcılık) gibi doğal alanda yapılan pek çok sporu ve etkinliği kapsamaktadır.

Doğa sporları etkinlikleri, motor gücü desteği alan moto-kros, kar motoru, araba yarısı, motorlu tekne gibi etkinlikleri, benzer şekilde hayvan gücü desteği alan; ata binme, köpekli kızak gibi etkinlik alanlarını içermemektedir.

Tüm bunlar kesinlikle bir açık alan rekreasyonu olmasına karşın, doğa sporları etkinliklerine genelde eşlik eden insan gücü desteğinin kısıtlı, doğal çevreyle verilen en az etki felsefesinden uzaktırlar.

Yüksek dağ tırmanışı, kaya tırmanışı, oryantiring, mağaracılık, dağ bisikleti, kürek, yüzme, sörf, sualtına dalma, yelken, rafting, alp kayağı, kuzey kayağı, tur kayağı, snowboard, paraşüt, hand glading, cliff jumping ve yamaç paraşütünü doğa sporları olarak ele alan çalışmalar da vardır.

Dağcılığın doğaya Etkileri

Doğa Sporları Nedir?

Buradan hareketle doğa sporları insanın sahip olduğu bilgi, beceri ve kondisyonu ile hiçbir motor ve hayvan gücü desteği alınmaksızın, doğanın var olan potansiyel zorluk ve risklerine karsı mücadele etme ve yaşamı sürdürme etkinlikleri olarak tanımlanabilir.

Açık alan rekreasyonu

Macera Rekreasyonu:

Ekstrem Outdoor sporlar da denilebilecek macera rekreasyonu veya macera turizmi / sporları ise sonuçların kesin olmadığı ve bu sonuçların katılımcılarca etkilendiği, genellikle doğal bir çevrede gerçekleştirilen, algılanan veya gerçeklesen tehlike elemanlarını kapsayan rekreasyonel faaliyetlerdir.

Outdoorun Doğaya Etkisi:

Tüm bu tanımlardan sonra outdoor, açık alan rekreasyonu, doğa sporları, macera rekreasyonu ve macera sporlarını içe alan doğada yapılan sportif etkinlikleri havada, karada ve suda yapılanlar seklinde sınıflayabiliriz. Bu baslıkların altında yer alan etkinliklerin çeşitleri gün geçtikçe artmaktadır.

Çeşitli Outdoor Tanımları:

Outdoor Ne demek Türkçe sorusu çok fazla sorulmaktadır. Yukarıdaki çeşitli outdoor tanımlarından da anlaşıldığı üzere doğa sporları, Macera sporları, macera rekreasyonu, Doğada yapılan sportif etkinler, Outdoor, Outdoor aktiviteleri, Açık alan rekreasyonu, ekstrem sporlar kavramı dilimizde birbirine yakın ve çoğunlukla karıştırılan ve/veya birbirinin yerine anlamlarda kullanılmaktadır.

Türkçe kullanımı ile ilgili yazımızda Outdoor alanında literatür oluşturma noktasında sıkıntılar olduğunu belirterek yukarıda sayılan bütün kelime, kavram ve terimleri kapsayan bir kelime olarak dilimizde de kullanılan outdoor kelimesini tercih ettiğimizi söylemiştik.  

Outdoor Mekanları

Dolayısıyla yukarıdaki bütün kavramların yerine outdoor kelimesi veya outdoor aktiviteleri kavramını kullanıyoruz, kullanacağız.

Outdoor Mekanları:

Ormanlık ve dağlık alanlar nitelik ve nicelik açısından en fazla öneme sahip açık hava spor kaynaklarının başında gelmektedir. Bu nedenle her türlü doğa sporu etkinlik alanlarında sürdürülebilirlik yaklaşımında bu alanları öncelikle dikkate almak önemlidir. Çünkü bu alanların ekolojik dengenin sağlanmasında ve bozulmasında anahtar rolü, sürdürülebilirlik kavramıyla örtüşmektedir.

Kullanımdan doğan atıklar ve kirlenme, doğanın kendini yenileme yeteneğini ortadan kaldırmaktadır. Çünkü çevre kirliliğinin oluşmasında temel neden; doğanın insan etkinlikleriyle ortaya çıkan atıkları kendiliğinden giderme yeteneğinin bozulmasıdır.

Sürdürülebilirlik Kavramı ve Tanımı

Sürdürülebilirlik

Ekonomi, turizm, mimari, tarım gibi pek çok alanda sıkça kullanılan sürdürülebilirlik kavramı, toplumun sosyal, kültürel, bilimsel, doğal ve insan kaynaklarının tümünün etkin kullanımını sağlayan ve buna saygı duyma temelinde dayanan katılımcı bir süreç olarak tanımlanmaktadır.

Sürdürülebilirliğin esası; doğal kaynakların verimli kullanılmasına, atıkların azaltılmasına, kaynakların geri dönüşümünün sağlanmasına, gelecek nesillerin ihtiyaçlarına cevap verecek ve çevrenin sürekli şekilde korunmasına dayanmaktadır.

Sürdürülebilirlik Ne Demektir?

 “Sürdürülebilirlik” kavramı ilk kez 1970’li yıllarda kullanılmasına rağmen “1987 yılında Birleşmiş Milletler sponsorluğundaki Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun (WCED) yayınladığı “Ortak Geleceğimiz” raporunda resmi olarak tanımlanmıştır. Rapor geneli itibariyle dünyayı tehdit eden çevresel sorunlar ve bu sorunların çözümü için ulusal ve uluslararası düzeyde yapılması gerekenlerin sunumu niteliğindedir.

Üzerinde çokça tartışılmakla beraber, bu raporda yer alan sürdürülebilir gelimse tanımı, dünyanın geleceği konusunda genel bir görüş getiren oldukça kullanışlı bir tanımdır: sürdürülebilirlik raporda “günümüzün gereksinimlerini, gelecek nesillerin kendi gereksinimlerini karşılayabilme yeteneklerinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” olarak tanımlanmıştır.

Raporda sürdürülebilir gelişme için hedefler şu şekilde sıralanmıştır:

  • Önemli çevre ve gelişme sorunlarını yeniden incelemek ve bunlarla ilgili gerçekçi önerilerde bulunmak,
  • Bu sorunlarla ilgili gereken düzenlemeleri gerçekleştirebilecek politikalar oluşturmaya katkı sağlayacak, uluslararası işbirliği yöntemleri geliştirmek,
  • Gönüllü kuruluşların, bireylerin, is çevrelerinin, enstitülerin ve hükümetlerin konuya ilgisini artırmak
  • İnsan ihtiyaçlarının karşılanması,
  • Bölge halkının ve turistlerin bugünkü gereksinimleri karşılanırken, geleceği korumak ve değerini arttırmaktır.
doğa Sporlarının Çevreye Etkileri

Bu hedeflere ulaşırken, kültürel bütünlüğü sağlayan, biyolojik çeşitliliği arttıran ve canlıların yaşamını destekleyen, ekonomik, sosyal ve estetik ihtiyaçları karşılayan kaynakların yönetiminin planlaması, oldukça önem kazanmaktadır.

Çevresel sürdürülebilirlik kurum ve kuruluşların üretimlerinde ve tesis planlamalarında, atıkları ve zararlı salınımları en aza indirmek, kaynakların kullanımında verimliliği artırmak ve ülke kaynaklarından gelecek nesillerin üst düzeyde yararlanmalarını sağlamak olarak tanımlamıştır.

Geri Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik:

Sürdürülebilirlik nedir?

Malzeme kullanımını ürün yapımıyla ilgili sanayilerin atıklarını azaltmak, daha az paketleme yapmak ve var olan ürünleri koruyarak ömürlerini uzatmak azaltma stratejisinin temelini oluşturmaktadır.

Yeniden kullanım stratejisi ise bir ürünün aynı döngü içinde tekrar kullanımını ön görmektedir. Cam şişelerin toplanması, içecek dağıtıcısında yıkanması ve içecek için tekrar kullanılması, yeniden kullanım stratejisi için örnek oluşturmaktadır. Geri dönüşüm stratejisi ise, ürünlerin atık malzemelerden tekrar üretilmesi temeline dayanmaktadır. Atık kâğıtların yeni kâğıt ürünlerine dönüştürülmesi, atık şişelerin tekrar cam haline dönüştürülmesi geri dönüşüm stratejisine örnek olarak verilmektedir.

Sürdürülebilirlik stratejileri çevresel sürdürülebilirliği sağlama oldukça önemlidir ve etkin bir biçimde kullanılması gerekmektedir.

Çevresel Sürdürülebilirlik:

Sürdürülebilirlik kavramı 1980’lerden itibaren uluslararası çevresel tartışmalarda kalkınma, uygulamalı bilim, çevresel ve uluslararası politika alanlarında çok yönlü olarak incelenen ve odak noktası haline gelmiş olan bir kavram olmasına rağmen kalkınma stratejilerinin sonuçları konusunda ya da anlamı ve tanımı üzerine çok az fikir birliği sağlanmış bir kavramdır.

Sürdürülebilirlik sadece çevre korumanın ön plana çıktığı bir gelişme anlayışını ifade etmemekte, gelişmeye iliksin bütün ekonomik, malî ve ticari politikaların; ekonomik, sosyal ve çevre ile ilgili açılardan uyumlaştırıldığı bir süreç olarak karsımıza çıkmaktadır.

Yukarıda görüldüğü gibi çok boyutlu bir kavram olan sürdürülebilirliğin en çok önem taşıyan yönünün çevre ile ilgili olduğu ifade edilebilir. Çünkü doğal çevre üzerindeki yaratılan herhangi bir olumsuzluk bir daha geri dönülemez şekilde tüm canlıların yaşamını tehdit etmektedir.

Doğa Sporlarında Sürdürülebilirlik:

Doğada yapılan spor etkinliklerine olan talebin artması doğal çevre üzerinde artan bir baskı oluşturmakta ve mikro ve makro düzeyde önemli çevre sorunlarına yol açmaktadır. Doğal alanlarda sürdürülebilirlik yaklaşımının benimsenmesi ve doğal çevrenin korunması, kapsamlı bir planlamayı ve planlanan alanda kaynakların doğru yönetimini gerektirmektedir.

Sürdürülebilirlik açısından değerlendirildiğinde doğada yapılan spor etkinliklerinin daha özel yaklaşımlar gerektirdiği açıktır. Günümüzde artan kentlileşme ile kentsel mekânlardaki mevcut rekreasyon ve spor alanlarıyla/tesisleriyle hareket yaşantısını sürdürmeye çalışan kent insanı giderek artan bir istekle, bu suni mekânlardan uzaklaşmayı isteyerek doğaya açılmayı yeni bir etkinlik biçimi olarak benimsemektedir. Outdoor şehirleşmenin ürünüdür.

Bu istek içinde rutinden kaçış, gürültüden ve kentsel kirlilikten uzaklaşma vb. gibi birçok nedenin yanında, yeni heyecan ve gerilim arayışları da göze çarpmaktadır. Doğada yapılan sportif etkinlikler / outdoor aktivitelerine yukarıdaki içerikten dolayı da gittikçe artan bir arz ve talep yaratmaktadır. Bu talebin artmasında ulaşım fırsatlarının artması, etkinlikler için farklı malzeme üretimi ve pazarlanması da dikkate değer unsurlardır.

Sürdürülebilirlik kavramının çevresel yönü insan faaliyetlerinin içinde yer aldığı doğal çevre ile ilişkilidir. Eğer ihtiyaçlar sürdürülebilir bir çevrede karşılanacaksa, dünyanın doğal kaynakları korunmalı ve güçlendirilmelidir.

Bu nedenle enerjinin ve yenilenemeyen malzemelerin küresel ölçekte hızla tüketimi karsısında, kaynak kullanımında yeni bir yaklaşım oluşturulması sürdürülebilirliğin diğer bir temel bileşenidir. Bu yeni yaklaşım, günümüzde sürdürülebilirlik stratejileri olarak karsımıza çıkmaktadır. Sürdürülebilir kaynak kullanımın temek stratejileri; sürdürülebilirliğin 3R’si olarak da ifade edilen azaltma (reduction), yeniden kullanım (reuse) ve geri dönüşümdür (recycling).

Doğa Sporlarının Doğaya Etkileri:

Bu konu hakkında daha önce detaylı bir yazı yazmıştık. Bu yazıyı Outdoorun Çevreye Etkileri başlıklı yazımızın devamı olarak da okuyabilirsiniz. Doğada yapılan etkinlikler sonucunda doğaya verilen zararlar;

Sürdürülebilir Doğa
  • Gürültü kirliliği,
  • Su kirliliği,
  • Çöp üretimi ve bunların uzaklaştırılmasında karşılaşılan sorunlar,
  • Kanalizasyon sorunları,
  • Kış sporları alanlarındaki binalardan dolayı görsel kalitenin bozulması,
  • Tırmanış için kayaların işaretlenmesi ve boltlanması,
  • Aşırı kullanıma bağlı olarak: patikaların bozulması,
  • Taşıt kullanımı sonucu oluşan hava kirliliği,
  • Bitki örtüsünün tahribi seklinde sıralanabilir.

Bu nedenle her türlü doğa sporu etkinlik alanlarında sürdürülebilirlik yaklaşımından hareketle bir dizi önlemler alınmalıdır.

Doğada Yapılan Sportif Etkinliklerin Doğal Çevre Üzerindeki Etkileri

İnsan çevresiyle uyum içerisinde ve belli bir dengenin sağlanmasıyla yaşamını sürdüren, ancak bazı durumlarda dengeyi bozabilen bir varlıktır. İnsan ile çevresi arasındaki dengeyi sağlayan koşullar bozulmaya başlayınca, insanların gerekli bir takım önlemleri alma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Çünkü doğada yapılan sportif etkinliklerin ham maddesi olan doğal çevrenin olumsuz etkilenmesi bu sporların sürdürülebilirliğini de tehlikeye sokmaktadır.

Doğa sporları etkinlikleri de, etkinlik çeşidine göre, doğal alanlarda birçok ekolojik bozulmalara neden olabilmektedir. Doğada yapılan etkinliklerin kendilerine özgü ihtiyaçlarından kaynaklanan pek çok olumsuz çevresel etkisi ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler doğal alanlarının kullanım süresine, sıklığına ve yapılan yanlış uygulamalara göre değişik boyutlarda olmaktadır.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Çevreci Sivil Toplum Örgütleri

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. Outdoor’un Felsefesi başlıklı yazımızda Aristo’dan İbni Haldun’a giden yolda felsefe ve outdoor ilişkisini, Outdoor’un sosyolojisi yazımızda ise outdoor aktivitelerine katılan bireylerin akademik incelemelerini ortaya koymuştuk.

Doğayı Ve Çevreyi Koruyan Sivil Toplum Örgütleri

Türkiye’de faaliyet gösteren çevreci sivil toplum örgütleri aşağıdaki liste ile sınırlı değildir. Aşağıdaki listede Türkiye’deki çevreci kurum ve kuruluşların belli başlı, uzun zamandır faaliyet gösteren, kurumsallaşmasını tamamlamış veya en aktif olanları yer almaktadır.

Şunu ifade etmek gerekir ki Türkiye’deki çevreci kuruluşlar bu liste ile sınırlı değildir ve gündemin durumuna göre kurulup dağılan sosyal medya tabanlı çevreci akımlar da son dönemde aktif olarak çalışmaktadırlar. Çevre Koruma vakıfları neredeyse her ilde en azından tabela şeklinde de olsa bulunmakta ise de aktif faaliyet gösteren kurum sayısı çok azdır.

Eğer bu yazıyı okuyan çevreci bir sivil toplum kuruluşu üyesi veya yöneticisi iseniz listeye kurumunuzu ekletmek üzere Outdoor Türkiye sayfası http://www.turkeyoutdoor.org sitesi ile lütfen irtibata geçip, kurumunuzu tanıtan yazınızı gönderiniz.

Ekoloji ve doğa koruma ile ilgili olarak ekoloji başlığı altında topladığımız şu yazılarımıza da göz atabilirsiniz:

Sivil Toplum Kavramı:

Sivil Toplum Kavramı

Küreselleşme çağı denilen günümüzde sivil toplum örgütleri toplumları yönlendiren, çalıştıran emel faktör olarak düşünülmektedir. Son dönemlerdeki popüler kavramlardan birisi olan sivil toplum, sosyolojide de ilgi odağı olmayı başarmıştır.

Sivil toplum, bireylerin kendi arzularıyla oluşturdukları ortak yaşam alanını ifade etmektedir.

“Sivil” sözcüğü, Latince “civis” kökünden türetilmiştir ve “yurttaş veya kenttaş” anlamına gelir. “Sivil toplum” ise, Fransızca’daki “société civile”den gelmektedir. Bütün bu kullanımlarına dayalı olarak, sivil kelimesi, aslında, vatandaş ya da vatandaşlık kelimesi ile eş anlamlı olmaktadır. Bir bakıma buradaki anlamıyla, sivil toplum, yurttaşlar toplumu olmaktadır.

Esas olarak, sivil toplum nedir diye düşünüldüğünde, iki kriter söz konusu olmaktadır. Bunlardan birisi, devletin dışında olma; ikincisi ise, kendi içinde demokratik bir işleyişin olmasıdır. Genel hatlarıyla, sivil yönetimin hâkim olduğu toplum olarak tanımlanabilen sivil toplum, bir başka ifade ile, birimi yurttaş olan toplum türü, yurttaşlık düzenidir.

Neo liberal politikalar ile sivil toplum ya da hükümet dışı organizasyonlar daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Dünyadaki bu gelişmeden doğal olarak Türkiye de etkilenmiştir. Fakat Türkiye’de sivil toplum kuruluşları (STK) gelişmiş ve sanayileşmiş toplumlardaki etkinlik düzeyine sahip değildir. Gelişmiş toplumlarda STK’lar toplumda itici güç olarak önemli bir role sahiptir. Türkiye’de, STK’ların yapısının ya zayıf ya da dış ilişkiler sistemine bağımlı olması gerçeğinden dolayı, durumun bu şekilde olduğu söylenemez.

Devlet örgütü dışında, birtakım siyasal, kültürel, ekonomik ve sosyal faaliyetleri yürüten gönüllü kuruluşlara sivil toplum adı verilmektedir. Bütün çağdaş dünya toplumlarında sivil toplum kuruluşları mevcuttur ve mevcudiyetinin ötesinde toplumsal hayattaki ağırlıklarını günden güne daha fazla hissettirmektedirler.

Bir başka ifadeyle, çağdaş toplum olmanın göstergelerinden biri olan STK’lar çok önemli kuruluşlardır. Genellikle, ileri düzeyde sanayileşmiş ve gelişmiş toplumlarda karşılaşılan bu oluşumlar, demokrasinin egemen olup olmaması ile doğrudan bağlantılıdır. ani, demokrasi egemenliği arttıkça sivil inisiyatif grupları, kurum ve kuruluşlarının etkisi artmaktadır. Bu durumun sebebi, halk katılımının sağlanması ile her büyük işin üstesinden gelinebileceği gerçeğine dayanmaktadır.

Sivil Toplum Kavramının Ortaya Çıkışı:

Sivil toplum Kavramı

Gelişmiş toplumlarda sivil örgütlenmenin daha etkin ve yaygın bir biçimde olmasının bir başka sebebi, sivil toplumun çoğunlukla şehirleşmenin olduğu, şehirli insanların, şehirli kimliklerin ortaya çıktığı ve serbest pazarın oluştuğu bir ortamda meydana geliyor olmasıdır. Bunun haricinde, toplumu oluşturan insanların birey olmayı başarıp başaramaması sivil inisiyatifin ortaya konulmasında etkili olabilmektedir.

Batılı toplumlarda, bu birey olma süreci, eskiden var olan aristokrat sınıfa karşı verilmiş bir mücadelenin ürünü olarak sivil inisiyatif gruplarının faaliyetleri ile tamamlanmıştır. Buna karşılık, eski yapılarında aristokrat kesime sahip olmayan toplumlarda, bu sürecin devlet eliyle bir modernleşme projesi şeklinde başlatılabilme mecburiyeti vardır.

Sivil Toplum Örgütlerinin Gücü:

Son dönemlerdeki ilginç değişimi yansıtan sivil toplum olgusu, ekonomiden politikaya, kültürden sosyal hayatın bütün yönlerine kadar geniş bir yayılma alanına sahip olmaya başlamıştır. Bu sebeple, artık, herkesin olayları daha iyi algılayabilmek için, devlet dışı sosyal organizasyonlar olarak da ifade edilebilecek olan sivil örgütlenmeleri dikkate alması gerekmektedir.

Bu gerekliliğin sosyolojik analizler için de geçerli olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Dünyadaki yeni gerçekler sivil toplum örgütlerinin; finans kuruluşları, çok uluslu şirketler ve medya ile beraber en önemli güç kaynaklarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Öyle ki, günümüzde, sivil toplum örgütleri, iktidarları belirleyecek ve hatta onların devamlılığını sağlayacak faktörlerden biri olarak rol oynamaktadırlar. Bu gerçekten dolayı, resmi ve gayri resmi platformlarda daha fazla ciddiye alınmaktadırlar.

Sivil Toplum Örgütlerinin Sosyal ve Siyasal Rolleri:

Günümüz dünyasında sivil örgütlenmeler, iktidarlar ile güç paylaşan rollere sahip oldukları gibi, yeşil örtü kampanyası, hayvanları koruma kampanyası, Avrupa Birliği projeleri, sokak çocuklarını koruma projeleri vs. gibi çok yönlü projeler ile de sahneye çıkabilmektedirler.

Sivil Toplum Örgütlerine Katılım Motivasyonu:

Sivil örgütlenmenin esasında dostluk, arkadaşlık, birlikte bir şeyler başarma duygusu, kollektiflik ve insanların gönüllü olarak bir araya gelip bir şeyler yapmaya çalışması gibi etkenler vardır.

Sivil toplum ve Demokrasi

Bir sinerji ve güç birliği duygusunu içeren sivil toplum, insanların tek tek yapamadıkları şeyleri beraber yapması anlamına gelen bir şey. O anlamda, sivil toplum, bir birlikteliği, gönüllülüğü, dayanışmayı temsil ediyor.

Bu sebeple, bu tür kuruluşlar, büyük oranda, faydacı ve paracı olmaktan çok dayanışmacı, gönüllü ve idealist çalışma yapabilecek insanlardan kadro kurmaktadır. Çünkü altından kalkılabilmesi güç olan işleri başarmak için bu bir zorunluluktur.

Sonuç olarak, günümüzde, dünyanın çok önemli olgularından birinin de sivil toplum örgütleri olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Çünkü, günümüz dünyasında yaşanılan durumların simgesel ismi olan küreselleşmenin en temel saç ayaklarından birini sivil yapılanmalar oluşturmaktadır.

Sivil Toplum Örgütlerinin fonksiyonları:

  • Sivil toplum kuruluşlarının tespit edilmiş işlevleri şu şekilde sıralanabilir:
  • Kamuoyu oluşturmak yolu ile, bireylerin taleplerinin dile getirilmesine yardımcı olmak,
  • Çoğulcu toplum yapısının oluşumunu sağlamak suretiyle piyasadaki metalaşmaya ve egemen piyasa değerlerine karşı dengeleyici bir unsur olmak,
  • Kendi içlerinde oluşturdukları katılımcı ve çoğulcu bir kültürle beslenmiş ve aynı zamanda yönetim deneyimi de edinmiş bireylerin yetişmesini sağlamak,
  • Pilot projeler üretmek, bu projelere kaynak bulmak ya da bu projeleri uygulamaya geçirmek yoluyla eğitim, sosyal refah ve istihdam konularında hükümet politikalarına paralel ya da alternatif sorumluluklar alabilmek.

Sivil Toplum ve Eylem:

STK’ları adeta var eden faktörler eylemleri / aktiviteleridir. Aktivitesi olmayan STK’nın taban bulması ve doğal olarak da yaşaması mümkün değildir. STK’ları yaşatan aktiviteleri; halk sağlığı ve eğitimi aktiviteleri, sağlık krizlerini ortaya çıkarma, ortak sosyal problemler, çevre olayları, ekonomik değişkenler, gelişme ve ilerleme çalışmaları, kadın sorunları şeklinde gruplandırılabilir.

Çevreci Sivil Toplum Örgütleri:

Hava, su ve topraklarımızın her geçen gün artan oranlarda kirlenmesi ve önemli bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi, özellikle büyükşehir ve sanayi bölgelerinin çevre kirliliği sebebiyle yaşanamaz hale gelmesi, ozon tabakasının delinmesi, yerkürenin giderek ısınması, doğal kaynakların hızla tüketilmesi; çevreyi korumak amaçlı çevreci kuruluşlar, dernekler ve vakıfların kurulmasına neden olmuştur.

Çevreci Sivil toplum Kuruluşları:

Çevreci Örgütler

Dünyanın geleceği için çalışan birçok Çevreci sivil toplum kuruluşu bulunuyor. Çevre alanında yıllardır çalışan vakıf ve dernekler küresel ısınma, iklim krizi, temiz gıda, ekolojik yaşam ve sürdürülebilirlik konularında projeler yürütüyor. Destek verebileceğiniz belli başlı ulusal çevreci kuruluşlar ile uluslar arası çevre kuruluşlarının listesini hazırladık. Çevreci kuruluşlar hangileridir, çevreci hareketler nelerdir, çevreci kuruluşlar nelerdir, çevreci kuruluşların amaçları nelerdir, türkiye’deki çevreci kuruluşlar listesi, sivil toplum ne demektir, çevreci sivil toplum kuruluşları nelerdir, ülkemizdeki çevreci kuruluşlar nelerdir, çevreci kuruluşlar hangileridir, Türkiye’de faaliyet gösteren çevreci dernek ve vakıflar nelerdir gibi soruların cevaplarını aşağıdaki yazımızda bulacaksınız. Çevreci siteler ile ilgili ayrıca bir yazı yazacağımızdan burada sadece Çevreci sivil toplum örgütlerinin internet sayfalarını verdik.

Aşağıda ülkemizdeki çevreci kurum ve kuruluşlar Çevreci sivil toplum denilince ilk akla gelen kurum ve kuruluşlardır. Tanıtılan çevreci kurumların isimleri, amaçları ve çevreci sivil toplum örgütlerinin internet sitelerine dayanılarak tanıtılmıştır. aşağıda Türkiye’deki çevreci kurum ve kuruluşlar listesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı haricinde alfabetik olarak sıralanmıştır.

30 Çevreci Kurum ve Kuruluş:

Çevre Bakanlığı

  1.   T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
  2.    Avrupa Çevre Ajansı
  3.    Birleşmiş Milletler Çevre Programı
  4.    Boğaziçi Dernekleri Platformu
  5.    Bölgesel Çevre Merkezi
  6.    Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
  7.    ÇEKÜD (Çevre Gönüllüleri )
  8.    ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı)
  9.    ÇEVKO (Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı)
  10.    ÇEVKOR (Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı)
  11.    Deniz Temiz Derneği (TURMEPA)
  12.    Doğa Derneği:
  13.    Doğa ile Barış:
  14.    Doğal Hayatı Koruma Vakfı WWF Türkiye
  15.    Eco-Schools:
  16.    Ege Çevre ve Kültür Platformu
  17.    Hayata Artı Gençlik Programı
  18.    İzmit Atık ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme A.Ş.
  19.    Su Vakfı
  20.   Sürdürülebilir Yaşam Derneği
  21.   TEMA Vakfı
  22.   TÜDAV (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı)
  23.   TÜRÇEK  (Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu)
  24.   TÜRÇEV (Türkiye Çevre Eğitim Vakfı)
  25.   Türkiye Çevre Vakfı
  26.   Uluslararası Küreselleşme Forumu
  27.   WiserEarth.org :
  28.   WWF Dünya Doğayı Koruma Vakfı
  29.   Yeşil Barış / Greenpeace
  30.   Yeşil Ekran yesil.ntvmsnbc.com/

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı: (https://csb.gov.tr/)

Çevre Bakanlığı

Çevre ve Orman Bakanlığı olarak 01.05.2003 tarihinde kabul edilen ve 08.05.2003 tarih ve 25102 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4856 Sayılı Yasa ile belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesi suretiyle kurulmuş bir bakanlıktır. Sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adını almıştır. (https://sifiratik.gov.tr/) adresi üzerinden çevre koruma programı yürütülmektedir.

Misyonu: Doğal çevreyi korumak, sürdürülebilir şehirler ve yerleşmeler oluşturmak üzere; şehirlerimizin kimliğini canlandıran ve yatay mimariyi esas alan planlama, dönüşüm, güvenli yapılaşma, taşınmaz yönetimi ve konut sektörü ile çevreye yönelik tüm hizmetleri düzenleyici ve denetleyici bir anlayışla yapmak.

Vizyonu: Sürdürülebilir Çevre, Medeniyetimizi Yaşatan Şehirler

Amaçları:

  • Çevrenin korunması ve iyileştirilmesi,
  • Kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun ve verimli şekilde kullanılması ve korunması,
  • Ülkenin doğal bitki ve hayvan varlığı ile doğal zenginliklerinin korunması ve geliştirilmesi,
  • Her türlü çevre kirliliğinin önlenmesi,
  • Ormanların korunması, geliştirilmesi ve orman alanlarının genişletilmesi,
  • Ormanların içinde ve bitişiğinde yaşayan köylülerin kalkındırılması ve bunun için gerekli tedbirlerin alınması,
  • Orman ürünlerine olan ihtiyacın karşılanması ve orman ürünleri sanayinin geliştirilmesi, şeklinde özetlenebilir.

Avrupa Çevre Ajansı

Avrupa Çevre Ajansı

Avrupa Çevre Ajansı, kısaca AÇA (İngilizce: EEA), çevre ile ilgili sağlıklı, bağımsız bilgiler vermekle görevli Avrupa Birliği kurumudur.

Çevre politikalarını geliştirme, benimseme, uygulama ve değerlendirme alanlarında çalışanlar kadar kamu için de önemli bir bilgi kaynağıdır.

Avrupa Çevre Ajansı Tarihçe:

AÇA’yı kuran tüzük Avrupa Birliği tarafından 1990 yılında kabul edildi. Tüzük AÇA’nın yerinin Kopenhag olması kararının hemen ardından 1993’ün sonlarında yürürlüğe girdi. Gerçek anlamda çalışmalara 1994’te başlandı. Tüzük ile birlikte Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı (EIONET) da kuruldu.

Avrupa Çevre Ajansı Üye ülkeleri

AÇA bir Avrupa Topluluğu kurumu olmasına rağmen üyelik hedefleri paylaşan AB üyesi olmayan ülkelere de açıktır. EEA’nın şu anda 32 üye ülkesi vardır: AB’nin 27 üye ülkesinin tümü, İzlanda, Lihtenştayn, Norveç, Türkiye ve İsviçre. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya Federal Yugoslav Cumhuriyeti Sırbistan ve Karadağ da üyelik için başvuruda bulunur.

Türkiye, Avrupa Birliğine giriş sürecinde, Haziran 1999 üyelik başvurusunu yapmış, 18.03.2003 tarih ve 25052 sayılı resmi gazetede anlaşma yayımlanmış, 1 Mayıs 2003 tarihinde de Avrupa Çevre Ajansına tam üye olmuştur.

Avrupa Çevre Ajansı Çevresel Bilgi Ağı:

Çalışmalarda mevcut bilgi örgütlerinden yararlanılır; onlarla iş birliği yapar, çalışmaları Avrupa düzeyinde koordine eder ve aynı işin tekrarlanmasını önlemeye çalışır. Farklı ülkelerden mevcut en iyi çevresel bilgiyi bir araya getirir. Verileri iyice derledikten ve kurumsal ağ (EIONET) aracılığıyla doğruladıktan sonra bilgiler çeşitli yollarla sunduğu raporlarla kullanıcıların ulaşabileceği bir duruma getirilir.

AÇA, EIONET dışında bazı çevreye ilişkin ağlar içerisinde yer almaktadır. Bu ağlar için veri üretmekte, üretilen verileri kullanarak farklı ürünler oluşturmaktadır.

AÇA’nın web sayfasında dijital haritalar üzerinden gerçek zamanlı çevresel bilgiye ulaşma imkânı ve interaktif haritalara ulaşma imkânı da bulunmaktadır. Bunlar;

  • Ozon haritası,
  • Avrupa Kirletici emisyonları haritası,
  • EUNIS_ Biyololojik çeşitlilik veritabanı ve haritası
  • WISE_Su veritabanı ve haritası
  • Seragazı veri tabanı
  • Çevresel teknoloji atlası
  • Hava kirliliği emisyonları veri görüntüleyicisi
  • Arazi Kullanım Durumu haritası
  • Çevre ansiklopedisi
  • Çevre terimleri sözlüğü

AÇA tarafından ilköğretim öğrencilerine yönelik hazırlanan internet üzerinden oynan iki adet de oyun bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi 6-12 yaş grubuna yönelik Honoloko adlı bir oyundur. Honoloko adlı hayali bir adada geçen oyun,çocukların sağlığın ve çevrenin iyileşmesine katkı bulunacak kararları vermesine istemektedir. Burada çocuklara yaptıkları her şeyin çevre üzerinde etkileri olduğunu anlatmaktır.

Diğer bir oyun ise daha kapsamlı 8-17 yaş grubu daha büyük çocuklar için hazırlanan Eco ajan adlı oyundur. Çevre şuurunun zihinlerde küçük yaşlardan itibaren yer etmesinin sağlamak ve duyarlılığı artırmak amacıyla yapılan bu oyunda çevre gönüllüleri çevreyi korumak için teşkilatlanarak maceradan maceradan koşmaktadırlar.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (www.unep.org)

Unep

Birleşmiş Milletler çevre aktivitelerini koordine eden, gelişmekte olan ülkelere çevre politikaları konusunda yardımcı olan ve çevreye duyarlı kalkınma yöntemleri öneren BM kuruluşu. Haziran 1972’deki İnsan Çevresi üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı sonrasında kuruldu. Merkezi Kenya Nairobi’dedir.  UNEP’in ayrıca altı bölge ofisi ve çok sayıda ülke ofisi vardır.

Boğaziçi Dernekleri Platformu

Boğaziçi Dernekleri Platformu

Boğaziçi Dernekleri Platformu (Kısa adı: BODEP); İstanbul Boğazı kıyısında bulunan semt derneklerinin 2011 yılında oluşturduğu, merkezi İstanbul’da bulunan bir sivil toplum kuruluşudur. Platforma üye 11 semt derneği bulunmaktadır.

Amacı

Boğaziçi Dernekleri Platformu’nun amacı; İstanbul Boğaziçi’nin doğal ve tarihi kültür varlıklarına sahip çıkmak, korunmasını ve gelecek kuşaklara taşınmasını sağlamaya çalışmaktır.

Platformu oluşturan kuruluşlar (alfabetik sırayla )

  • Anadoluhisarı Turizm Kalkındırma Derneği,
  • Bebekliler Derneği,
  • Belgrad Ormanı Koruma Gönüllüleri Derneği,
  • Beylerbeyililer Derneği,
  • Boğaziçi Arnavutköylüler Derneği ,
  • Büyükdere Çevre, Kültür ve Güzelleştirme Derneği,
  • Emirganı Sevenler Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (ESD),
  • Kandilli Derneği,
  • Kuzguncuklular Derneği,
  • Rumelihisarı Koruma ve Güzelleştirme Derneği,
  • Sarı Platform Derneği

Bölgesel Çevre Merkezi (www.rec.org.tr)

Rec.org.tr

REC’in en yeni ülke ofisi Mayıs 2004 tarihinde Ankara’da resmi olarak faaliyete geçmiştir. Avrupa Birliği Çevre Ödülleri’nin sekreteryasını yürütüyor.

REC Türkiye, siyasi görüşlerden ve çıkar gruplarından bağımsız, kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olan Orta ve Doğu Avrupa için Bölgesel Çevre Merkezi’nin (REC) Türkiye’deki temsilcisidir.

10 yılı aşkın süredir ülkemizde faaliyet gösteren REC Türkiye olarak, Türkiye’nin çevre konusundaki hukuki, kurumsal, teknik ve yatırım kapasitesini güçlendirmeyi; böylelikle AB Çevre Müktesebatının etkin ve hızlı bir şekilde uygulanmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Bu amaç doğrultusunda, farklı finansal kaynaklar kullanarak yürütmekte olduğumuz çalışmalarla, hükümetler, kamu yönetimi, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve diğer tüm paydaşlar arasında işbirliği, bilgi paylaşımı ve ortak karar alma süreçlerini güçlendirmek için çalışmaktadır.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği (www.bugday.org)

buğday derneği logo

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği kısaca bilinen adıyla Buğday Derneği; Türkiye’de ekolojik yaşamın öncülerinden, Buğday Hareketi’nin kurucusu ve 2011 yılında aramızdan ayrılan Victor Ananias’ın 30 yıl önce başlayan çalışmaları 2002 yılında dernek çatısı altında birleşmesiyle kuruldu.

1990 yılında Bodrum pazarında tam pirinç, zeytinyağı, adaçayı, kekik, deniz tuzu satan küçük bir tezgahla başlayan yolculuk, ertesi yıl Bodrum’da Başak Doğal Ürünler Dükkanı ve Başak Naturcafe ile sürdü ve nihayetinde derneğe dönüştü, çevrecilerin buluşma noktalarından biri oldu.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği; bugüne kadar yürüttüğü birçok yayın ve projenin yanı sıra Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, %100 Ekolojik Pazar ve Tatuta Tarım Turizm Takas adı altında Ekolojik Çiftlik Ziyaretleri ile katılıma açık birçok güncel proje ile geleneksel süreçlerdeki üretimin korunması ve desteklenmesi, insan gereksinimlerinin ekosistem döngülerine uyum içinde yeniden tanımlanması, bireyin doğa ve çevresi ile uyum içinde yaşayabilmesi için bilgilendirilmesi ve becerilerini geliştirebilmesi amacıyla faaliyet alanları yaratılması amacıyla çalışıyor.

ÇEKÜD:

Çeküd Logo

Çevre Gönüllüleri olarak da bilinen dernek, 1999 yılında İstanbul’da kurulmuştur.

Amacı; doğal, kültürel ve sosyal çevrenin korunması, güzelleştirilmesi ve geleceğe güvenle aktarılması amacıyla, sivil toplum ve Kamu kuruluşlarıyla dayanışma halinde; kritik ve analitik düşünce yapısında, kültürel değerlere bağlı, yüksek ahlak ve çevre bilincine sahip insanlardan meydana gelen bir toplum oluşmasına katkıda bulunmaktır.

ÇEKÜL Vakfı (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı)

Çekül Logo

Prof. Dr. Metin Sözen tarafından 1990 yılında kurulan ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) ülkemizin doğal, tarihsel ve kültürel varlıklarını Koruma-değerlendirme-yaşatma amacıyla projeler yürütüyor.

Doğa-kültür-insan arasındaki yaşamsal uyumun savunucusu olduğunu ifade eden ÇEKÜL, “Doğa ve Kültürle Varız” sloganıyla yaşama geçirdiği proje ve programlar hayata geçirdi. Orman ve ağaçlandırma projelerinin yanı sıra doğal miras, kültürel miras ve Anadolu Araştırmaları çalışmalarının yanı sıra 2009 yılında kurulan ÇEKÜL Akademi bünyesinde çeşitli eğitimler veriliyor.

ÇEVKO Çevre Koruma Ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı (www.cevko.org.tr)

Çevko logo

ÇEVKO, 1 Kasım 1991 tarihinde evsel atıkların değerlendirilmesi için sağlıklı, temiz ve ülke gerçeklerine uygun bir geri kazanım sistemi oluşturulması amacıyla kurulan vakıf; ambalaj atıklarının geri kazanımında Türkiye’nin önde gelen yetkilendirilmiş kuruluşu olarak kalmak vizyonunu öngörmektedir. İstanbul’da yerleşik bir sivil toplum kuruluşudur.

Türkiye’deki ambalaj atıklarının, sanayinin önderliğinde toplum ve yerel yönetimlerin işbirliği ile, sürdürülebilir bir sistem içinde geri kazanılması ve geri dönüştürülmesini amaçlayan Çevko; cam, metal, plastik, ve kâğıt-karton türü evsel nitelikli ambalaj atıklarının değerlendirilmesi için sağlıklı, temiz ve ülke gerçeklerine uygun bir geri kazanım sistemi oluşturulmasında temel unsurların bu atıkların kaynağında ayrı toplanması, geri dönüşüm sanayii ve kapasitesinin yaratılması ve tüketici eğitimi ve katılımının sağlanması gerekliliğine inanarak bu doğrultuda etkinlikler hedefliyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 31.03.2005 tarihli kararı ile, her çeşit ambalaj atığının geri kazanımı konusunda yetkilendirilmiş Kuruluştur. Çevko; cam, metal, plastik, ve kâğıt/karton türü evsel nitelikli ambalaj atıklarının değerlendirilmesi için sağlıklı, temiz ve ülke gerçeklerine uygun bir geri kazanım sistemi oluşturulmasında temel unsurların bu atıkların kaynağında ayrı toplanması, geri dönüşüm sanayi ve kapasitesinin yaratılması ve tüketici eğitimi ve katılımının sağlanması gerekliliğine inanarak bu doğrultuda etkinlikler hedefliyor.

ÇEVKOR Vakfı (Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı):

Çevkor Logo

1991 yılında Ege ve Dokuz Eylül üniversitelerindeki öğretim üyeleri tarafından kurulan vakıftır.

Amaçları:

Toplumun her kesiminde çevre bilincinin aşılanması ve bu konuda eğitim çalışmalarının yapılması, çevre kirliliği meydana getirmeyecek sistemlerin teşvik edilmesi ve geliştirilmesi; doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması, geliştirilmesi ve yaşatılması şeklinde özetlenebilir.

Deniz Temiz Derneği TURMEPA (www.turmepa.org.tr)

Turmepa logo

Deniz Temiz Derneği / TURMEPA, 8 Nisan 1994 tarihinde Rahmi Koç’un kurucu başkanlığında Deniz Ticaret Odası ve bir avuç deniz sevdalısıyla birlikte başlatılmış bir sivil toplum hareketidir. Gelecek kuşaklara yaşanabilecek bir çevre bırakabilmek, onların denizlerin; ekonomiye, sağlığa ve refaha katkılarından yararlanabilmelerini sağlamak amacıyla kişisel sağlık, refah ve ekonomik geleceğimiz için oluşan önemli riskler hakkında kamusal farkındalığı arttırmak, halkı deniz ve sahil çevresinin süregelen tahribatına karşı uyarmak ve faaliyete geçmeleri için teşvik etmek için çalışıyor.

Derneğin 1995 yılında yayınladığı “Denizleri Koruma Deklarasyonu” BM Çevre Programı, IMO, UNEP, The Club of Rome, ICS and IUCN gibi organizasyonların uluslararası platformlarda desteğini almış olup, günümüzde 800’ü aşkın gerçek ve tüzel üyeyi kapsamaktadır.

Amacı

Dernek, deniz ve kıyılarımızın kirletilmemesini ve bu konuda ulusal ve uluslararası kanun ve anlaşmaların uygulanmasını sağlayacak en etkili güç olmayı amaçlamaktadır.

Gelecek kuşaklara yaşanabilecek bir çevre bırakabilmek, onların denizlerin; ekonomiye, sağlığa ve refaha katkılarından yararlanabilmelerini sağlamak amacıyla kişisel sağlık, refah ve Türkiye’nin ekonomik geleceği için oluşan önemli riskler hakkında kamusal farkındalığı arttırmak, halkı deniz ve sahil çevresinin süregelen tahribatına karşı uyarmak, faaliyete geçmeleri için teşvik etmek şeklinde açıklanabilir.

DenizTemiz Derneği amaç ve hedeflerini, gelecek kuşaklara yaşanabilecek bir çevre bırakabilmek, onların denizlerin; ekonomiye, sağlığa ve refaha katkılarından yararlanabilmelerini sağlamak amacıyla kişisel sağlık, refah ve Türkiye’nin ekonomik geleceği için oluşan önemli riskler hakkında kamusal farkındalığı arttırmak, halkı deniz ve sahil çevresinin süregelen tahribatına karşı, müsamaha göstermemeleri konusunda, faaliyete geçmeleri için teşvik etmek şeklinde açıklamaktadır. TURMEPA, Bakanlar Kurulu’nca 19.06.2000 tarihinde alınan kararla, kamu yararına çalışan dernek statüsünü elde etmiştir

Faaliyetler

Dernek ulusal ve uluslararası projelerin yanı sıra online eğitimler ve sürdürülebilirlik eğitimleri sunuyor. Turmepa’nın faaliyetleri üç ana başlık altında incelenebilir:

Projeler:

  • Eğitim Projeleri
  • Koruma Projeleri
  • Farkındalık Projeleri

Doğa Derneği (www.dogadernegi.org)

Doğa Derneği

Doğa Derneği, 2002 yılında kurulmuş merkezi Ankara’da bulunan ulusal bir sivil toplum kuruluşudur. Kısa adıyla DD, doğa ve insanı birbirinden ayrı görmeyerek, önemli doğa alanları başta olmak üzere tüm Türkiye’de doğanın yaşatılması için çalışmaktadır. 2002 yılından beri faaliyet gösteren dernek, Ankara’daki merkezinin yanı sıra, İstanbul ofisiyle de iletişim ve kampanya çalışmalarını yürütüyor. Derneğin Bursa, Burdur, Hasankeyf ve Birecik’te de temsilcilikleri bulunuyor.

Amaçları:

Türkiye doğasının sorunlarına yönelik yapıcı ve yerinde çözümler getirmeyi kendine ilke edinmiş dernektir. Doğa ve insanı bir bütün olarak ele alır ve başta “Önemli Doğa Alanları” olmak üzere tüm Türkiye’de doğanın yaşamasına katkıda bulunur.

Faaliyetleri:

Doğa Derneği, bugüne kadar yaptığı onlarca projenin yanı sıra Seferihisar Orhanlı köyünden başlayarak sınırsızlık ilkesi ile çalışan Doğa Okulu’nun kurucularından biri olarak Anadolu ve dünyada doğa kültürü ve geleneksel yaşam biçimleriyle ilişkili konularda heyecan duyan herkesi bünyesine çağırıyor. Anadolu’nun farklı yerlerinde doğayla bir arada yaşayan Alakır Nehri Kardeşliği gibi topluluklarla birlikte imece usülü gelişen bu topluluğa birçok şekilde katılıp destek olmak ve tecrübelerinden faydalanmak mümkün.

Türkiye’de su kaynaklarının ve sulakalanların korunması için yürüttüğü çalışmalar sonucunda DD Türkiye’deki kuş gözlem topluluklarıyla da yakın iş birliği içerisinde çalışmaktadır. İzmir ve Urfa illeri başta olmak üzere 16 farklı ilde yerel teşkilatı bulunan dernek, kelaynak, flamingo, bozayı, ceylan, telli turna, dağ horozu, sırtlan, likya orkidesi, içsu balıkları gibi pek çok canlı türünün yaşatılması için alan bazında çalışmalar yürütüyor.

Atlas Dergisi ve CNN Türk ile birlikte yaptığı, Türkiye’de 2010 yılına kadar canlıların soyunun tükenmesini engellemeyi maçlayan “Hedef: Sıfır Yok Oluş Kampanyası” ile adını duyurmaya başlayan dernek başta Buğday olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşuyla iş birliği içinde çalışmaktadır.

Gönüllülük sistemini yenileyen Doğa Derneği; kuş araştırmaları, Önemli Doğa Alanları (ÖDA) izleme, savunuculuk, teknik destek, lojistik destek, iletişim desteği, Yavaş Dükkan için çalışmak ve Doğa Kütüphanesi için çalışma gibi birçok şekilde gönüllülük desteği verebilirsiniz.

Doğa ile Barış:

Doğa İle Barış

1993 yılında kurulan dernek insanlığı doğa ve barışa davet eden gönüllülerden oluşmaktadır.

Dünya’da ki doğal kaynakların tükenebilir olduğu bilinci ve çevre sorunlarının sınır tanımaması, olayın küresel ölçekte düşünülmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Tüketim ise neredeyse çılgınlık seviyesindedir. Küresel anlamda çevre sorunlarının çözümü İNSANIN DOĞA İLE BARIŞ’ından geçmektedir.

Yaygın Yapılanmayı hedefleyen Doğa İle Barış Hareketi 20.12.1992 tarihinde duyarlı insanlarımızın katılımı ile başladı. 9 Haziran 1993’te DOĞA İLE BARIŞ DERNEĞİ kuruldu. Şu anda 134 aktif üyesi 4000 gönüllüsü ile çalışmalarına devam etmektedir.

AMAÇ: YAYGIN YAPILANMA’dır DOĞA ILE BARIŞ HAREKETİNİN başarılı olması için, yaygın bir yapılanma gereklidir.

Doğal Hayatı Koruma Derneği (www.dhkd.org)

dhkd logo

Derneğin amacı; Türkiye’nin olağanüstü zengin bitki ve hayvan türleri ile bunların doğal yaşam alanlarının değerinin farkına varılmasını, koruma altına alınmasını sağlamak. Bu amaçla koruma projeleri yürütmekte; toplumla, yerel/merkezi yöneticiler ve şirketlerle işbirliği yapmaktadır.

WWF Türkiye – Doğal Hayatı Koruma Vakfı

wwf Logo

1975 yılında bir grup sanatçı ve aydın tarafından kurulan ve doğa koruma alanında çalışan Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), 2000’li yıllarda vakıf kurarak ve WWF’nin Türkiye’deki temsilcisi olarak WWF-Türkiye unvanını aldı.

Denizler, tatlı su, ormanlar, yaban hayatı, gıda, iklim ve enerji alanlarında birbirinden farklı projeler yürütüyor. Özellikle iklim değişikliği, sulak alanlar, ormanlar, nesli tehwwf logolike altındaki türler ve hassas yaşam alanları konusunda çalışan vakıf, stratejilerini sürdürülebilir ilkeleriyle uyumlu hale getirmek isteyen şirketlerle de Yeşil Diploma Programı tarzı çalışmalarla işbirliği kuruyor. Destek olmak isteyenler için en bilinen bağış uygulamalarından biri, özel günlerde tehlike altındaki bir türü evlat edinme seçeneği.

Eco-Schools:

Eco schools

1992 yılında kurulan kuruluş ile dünyanın her yerindeki okullarda öğrenciler hem çevresel konularda bilgi edinirler, hem de ailelerini, yerel yönetimleri ve sivil toplum kuruluşlarını çevresel konularda bilinçlendirmede etkin rol alırlar. Program, okullarda ISO 14001/EMAS üzerine kurulmuş bir çevre yönetim sistemi uygulamasını da içerir.

Ege Çevre ve Kültür Platformu

Egeçep Logo

Ege Çevre Ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP),   çevre bilinci edinmiş bir grup gönüllü tarafından kurulan bir sivil toplum kuruluşudur.

EGEÇEP, 25 Aralık 2005 tarihinde 32 STK temsilcisinin katılımıyla sağlıklı çevrede yaşama hakkı temelinde oluşturulmuştur. Platformun kuruluş kongresinde; Allianoi ve kültür varlıklarının korunması, Bergama, Kışladağ, Efemçukuru örnekleri ve altın madenciliği, İzmir kuş cenneti ve sulak alanların korunması, İnciraltı’nın imara açılması, jeotermal enerjinin kullanımı, tarım topraklarının amaç dışı kullanımı, kıyıların yağmalanması ve amaç dışı kullanımı, kent içi taşımacılığın yarattığı çevresel sorunlar, İzmir Körfezi’nin yeniden kirlenmeye başlaması ve temizliği, yurttaşlara ve kurumlara, plastik kullanılmaması için uyarı, enerjinin etkin kullanımı, baz istasyonlarının kapatılması, cep telefonları iletişiminin uydu ile yapılması, Yatağan Termik Santrali gibi konularda çalışmalar yapılması kararları alındı.

Amacı

Ege Çevre ve Kültür Platformu’nun amacı; doğal ve kültürel varlıkların, çevre sağlığı ve canlı yaşamının korunması konusunda çalışmalar yapan, sendika, dernek, meslek odası, sivil inisiyatif, platform ve diğer insan topluluklarının ve tek tek bireylerin çalışmalarını, sorunları ortaklaştırmak, güç birliğini sağlamak, bu oluşumların sözcülüğünü üstlenmek, gerekli yasal, bilimsel ve örgütsel destekleri sağlamak üzere çalışmalar yapmak şeklinde özetlenebilir.

Platformu oluşturan kurum ve kuruluşlar

  1. Alaçatı Çevre Koruma Derneği,
  2. Allianoi Girişim Grubu,
  3. Ayvalık Çevre Koruma Derneği,
  4. Bergama-Yortanlı Kurtarma Derneğİ,
  5. Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi
  6. Çiğli-Harmandalı Çevre Platformu,
  7. DİSK- Tüm Emekli Sen Bornova Şubesi
  8. DİSK-Emekli-Sen İzmir 3 Nolu Buca Şubesi,
  9. EFESÇED-Efes Çevre, Doğa ve Kültür Derneği
  10. Ege Doğa Derneği,
  11. Gerence Körfezi Sivil İnisiyatifi
  12. İzmir 78.liler Derneği,
  13. İzmir-Bergama, Eşme Sivrihisar Havran Küçükdere Elele Hareketi,
  14. İzmir Veteriner Hekimler Odası ,
  15. Karaburun Sivil İnisiyatif,
  16. Karaburun Yarımadası YG21,
  17. Karaburun Yerel Fok Komitesi,
  18. Karaot’lular Tohum Derneği,
  19. Küresel Isınma İzmir Çalışma Grubu,
  20. Menemen Emiralem Çevre Platformu,
  21. Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi
  22. Özdere Çevre Koruma Dayanışma ve Geliştirme Derneği,
  23. Tehlikeli Gemi Sökümünü Önleme Girişimi,
  24. TEMA Vakfı İzmir Temsilciliği,
  25. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
  26. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
  27. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
  28. Turgutlu Toplumsal Dayanışma ve Kültür Merkezi Çevre Komisyonu,
  29. Yeşiller İzmir Grubu,
  30. Uşak İnay Vicdan Hareketi,
  31. Aday üye: GÜLDER-Güzelbahçe Kültür, Çevre ve Güzelleştirme Derneği
  32. Aday üye: Resim Heykel Müzelerine Destek Kültür Sanat ve Eğitim Derneği

Hayata Artı Gençlik Programı

Hayata Artı Gençlik Programı

Hayata Artı Gençlik Programı, Coca-Cola Hayata Artı Vakfı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Yaşama Dair Vakıf (YADA) işbirliğiyle 2005’ten bu yana devam eden bir programdır.

Hayata Artı Gençlik Programı, 2005 yılından bu yana Türkiye’nin dört bir yanından gelen 18-30 yaş arasındaki gençleri, çevre ve toplum sorunlarını düşünmeye, çözüm için projeler geliştirmeye teşvik ediyor. Gençlerin çevre projelerini destekleyen Türkiye’deki ilk, tek ve en uzun soluklu program olan Hayata Artı, yerel çevre sorunlarının çözümünde onların yol arkadaşı oluyor. “Hayata Artı” projeleri bugüne kadar çiftçilerden balıkçılara, belediyelerden bakanlıklara kadar birçok kişiyi ve kuruluşu etkiledi. Bütün bu kişiler ve kuruluşların yanında proje sahibi gençleri de sivil toplum liderlerine dönüştürdü, ailelerinin ve toplumun gururu haline getirdi.

Hayata Artı Gençlik Programı kapsamında bugüne kadar; Trabzon, Kocaeli, Van, Mardin, Siirt, İstanbul, Mersin, Bursa, Adana, Konya, Kahramanmaraş, Batman, İzmir, Mersin, Bitlis, Hakkâri, Şırnak, Çankırı, Ankara, Amasya, Erzurum, Manisa, Balıkesir, Antalya, Kırşehir, Uşak, Hatay, Kütahya, Muğla, Isparta, Artvin, Diyarbakır, Kırklareli, Elazığ illerinde toplam 52 proje hayata geçirildi.

Hayata Artı Gençlik Programı Amacı

Hayata Artı Gençlik Programı, gençlerin tespit ettikleri çevre ve toplum sorunlarına çözüm üretmeleri konusunda teşvik unsuru olmayı amaçlıyor. Çözüm önerileri içerisinde sadece maddi destek olmak yerine, işin içine girip projelerini geliştirmelerine ve nihai sonuçlar elde etmelerine de yardımcı oluyor.

İzmit Atık ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme A. Ş.

İzaydaş Logo

İzmit Atık ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme A.Ş. (kısa adı: İzaydaş), İzmit Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kuruluştur.

İzaydaş, 1993 yılı başında hazırlanarak resmi gazetede yayımlanan öncelikli bir proje uyarınca 1996 yılı Mayıs ayında İzmit Entegre Çevre Projesi kapsamında kurulmuştur.

Amaç ve görevi

Kuruluş, Avrupa Birliği standartlarında çevre ve sanayi dostu en büyük atık yok etme merkezi olmak temelinde, yasal yakma lisanslı yetkili kurum olarak çevre bilinciyle hareket ederek kaliteli bir şekilde teknolojik gelişmelere açık toplumsal görev anlayışıyla sanayiden kaynaklanan tehlikeli atıkların ve evlerden üretilen evsel atıkların bertarafını sağlamak amacını gütmektedir.

İzaydaş, bu doğrultuda; evsel ve endüstriyel atıkların düzenli depolanarak yokedilmesi, endüstriden kaynaklanan tehlikeli ve tıbbi atıkların özel fırınlarda yakılarak ortadan kaldırılması ve enerji üretimi konularında etkinlik gösterir. Bu etkinlikler; insana ve geleceğine saygı çevreyi korumak ilkesi çizgisinde yürütülür.

Etkinlikleri

  • Klinik ve Tehlikeli Atık Yakma
  • Evsel atıklar için düzenli depolama
  • Enerji üretimi
  • Atık pil toplama
  • Lisanslı atık taşıma
  • Danışmalık müşavirlik mühendislik
  • Ücretli laboratuvar analizleri ve
  • Gemi atıkları alım hizmetleridir.

İzaydaş’a Karşıtlıklar

Kuruluşundan beri, çevre yanlısı Greenpeace örgütü, İzaydaş’a karşı bir politika izlemiştir. Kocaeli Çevre Eğitimi ve Koruma Derneği’nin de desteklediği bu politikanın temelinde; yasal atık bertaraf yöntemleri arasında yer alan, ancak yatırım ve işletme maliyetleri çok yüksek olan yakma yönteminde, en gelişmiş teknolojilerin uygulanmasında dahi Dioksin ve Furan gibi son derece toksik özelliğe sahip emisyonların arıtımlarının halen yeterli düzeyde sağlanamadığı, bu emisyonların ölçüm ve izlenmelerinin son derece pahalı olduğu, bu nedenlerle tüm dünyada bu yöntemden vazgeçilmeye başlandığı görüşleri yatmaktadır.

Çevreciler bu doğrultuda 1997 Ağustos’undan başlamak üzere, 4 yıl süren bir eylemler serisine başlamış; bu eylemler sonucunda 29 Ocak 1999 tarihinde tesisler kapatılmışsa da 17 Ağustos 1999 Depremi’nin hemen ardından tesis “geçici olarak” işletme kararı almıştır.

Su Vakfı http://www.suvakfi.org.tr

Su Vakfı Logo

İklim değişikliği, küresel ısınma, su, temiz enerji konularında yoğunluklu ve bilimsel çalışma yapan sivil toplum kuruluşudur.

Sürdürülebilir Yaşam Derneği Dernek, sürdürülebilir yaşam kapsamında, dünyamızın daha yaşanabilir hale getirilmesi amacıyla sınırlı kaynakların daha verimli kullanılabilmesi ve gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için bilgiler üretip, bu bilgileri yaşam pratiğine dönüşme hedefiyle 2018’de kuruldu. Sürdürülebilir gıda sistemleri, sürdürülebilir yaşam biçimi alışkanlıkları, çevre koruma, toplumun bilinçlenmesinde yaşam boyu öğrenme gibi konuları ele alan 1.Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Kongresi 2019’da yapıldı. Evlerin mutfaklarında ortaya çıkan organik atıkların değerlendirilmesi/geri kazanımına yönelik kompost çalıştayı, hemen ardından sürdürülebilir tarımın temelini oluşturan permakültür tasarım kursu gibi çalışmalar tasarlıyorlar.

TEMA Vakfı (Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) (www.tema.org..tr)

Tema Vakfı

“Toprak Dede” Hayrettin Karaca ve “Yaprak Dede” A. Nihat Gökyiğit’in birlikte kurduğu Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı TEMA, yılda 743 milyon toprağın erozyona uğradığı ülkemizde erozyon ve çölleşme tehlikesine dikkat çekmek, toprakla birlikte üzerindeki ekosistemi oluşturan su, orman, biyolojik çeşitlilik gibi tüm doğal varlıkların korunması amacıyla 1992’den beri çalışıyor.

Türkiye’nin, çölleşme ve erozyonla mücadelesini birincil amaç edinmiş Türkiye kamuoyunda önemli bir yer edinmiş sivil toplum örgütüdür. Ağaçlandırma projeleri, kırsal kalkınma projeleri, çölleşmeyle mücadele projeleri yürütüyor.

Erozyonla mücadeleyi esas alan Vakıf, çöl olma tehlikelisine dikkat çekiyor. TEMA, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve erozyon sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasında.

TÜDAV (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı):

Tudav logo

Türkiye’de deniz bilimleri konusunda araştırmalar yapmak ve deniz yaşamını korumak amacıyla 1997 yılında kuruldu. Pek çok bölgede hizmet veren bu vakıf, sadece denizcilik ile ilgili değil, bir çok konuda faaliyet yapmaktadır.

TÜRÇEK (Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu):

Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu

1972 yılında Türkiye’nin ilk gönüllü çevre kuruluşu olarak İstanbul’da kurulan ve giderek yoğunlaşan çevre sorunları karşısında faaliyetlerde bulunan kuruluştur.

TÜRÇEV (www.turcev.org.tr)

Turçev Logo

Kısa adı Türçev olan Türkiye Çevre Eğitim Vakfı, 1993 yılında Turizm Bakanlığı’nın girişimiyle Mavi Bayrak Programı’nın Türkiye’de de başlatılabilmesi amacıyla kurulmuş olup, başta Antalya İzmir ve Muğla olmak üzere ülke çapında etkinlik göstermektedir. Türkiye Çevre Eğitim Vakfı, merkezi Ankara’da olan bir sivil toplum kuruluşudur.

 Vakıf, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (Foundation for Environmental Education, FEE) üyesidir. Lise çağındaki öğrenciler için oluşturduğu Çevrenin Genç Sözcüleri programıyla, gençlerde çevre bilinci yaratmayı ve daha temiz bir dünya için işbirliği olanaklarını arttırmayı hedefliyor.

Amacı

Bulunduğumuz Dünya’yı çevrece zenginleştirmek ve korumak.Uluslararası çevre örgütleriyle birlikte çalışıp Türkiye’nin doğal güzelliklerini tanıtmak amacıyla kurulmuştur. Sağlıklı yüzme suyu, donanımlı plaj ve iyi bir çevre yönetimi ile, çevre bilinçlendirme etkinliklerini içeren Mavi Bayrak’ın turizm ve çevre açısından da önemli olduğu konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi hedefler. Türçev, nitelikli plaj ve marinalar oluşturmaya çalışmakta, temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli bir çevre bilinci oluşması yolunda etkinlikler göstermektedir.

Türkiye Çevre Vakfı (TÇV):

TÇV Logo

Daha temiz bir çevrede yaşamamız için yapmamız gereken çok şey var.” Hedefiyle, 1978 yılında yola çıkan gönüllü bir sivil toplum örgütüdür. http://www.cevre.org tr adresi üzerinden faaliyetleri takip edilebilir.

Uluslararası Küreselleşme Forumu

Uluslararası Küreselleşme Forumu ya da bilinen kısaltmasıyla IFG (International Forum on Globalization), dünyanın en önde gelen aktivistleri, bilim adamları, ekonomistleri, araştırmacıları ve yazarlarının katıldığı San Francisco merkezli eğitim ittifakıdır. Forum, 1994 yılında, giderek artmakta olan küreselleşme olgusuna bir tepki olarak doğmuştur.

Uluslararası Küreselleşme Forumu, çevre koruma projeleri ve sürdürülebilir tarım üzerine çalışmalar yapmaktadır.

WiserEarth.org :

Wiser org logo

Sosyal ve çevre hareketi için kullanıcılar tarafından oluşturulmuş, bütün dünyadaki kâr amacı gütmeyen kuruluşları takip eden çevrim içi bir topluluk alanıdır.

Site, iklim değişikliği yoksulluk, çevre, barış, su, açlık, sosyal adalet, koruma, insan hakları ve daha fazla küresel sorunu ele alan sivil toplum kuruluşlarının (STKlar), şirketlerin, devletlerin, grupların ve bireylerin konumlarını belirler ve onları bir araya getirir.

WISER, World of Social and Environmental Responsibility (Dünya Sosyal ve Çevresel Sorumluluk Endeksi)’nin kısaltmasıdır. WiserEarth, Natural Capital Institute’ün maddi olarak desteklemekte olduğu bir projesidir.

WiserEarth.org, 2007 yılının Dünya Günü’nde (22 Nisan), Paul Hawken’ın kitabı Blessed Unrest’te de yer verdiği 100.000’den fazla kuruluşun bulunduğu çevrim içi bir rehber olarak çalışmaya başladı. Yıllar içinde binlerce kuruluştan topladığı kartvizitlerin bir koleksiyona dönüştüğünü fark eden yazar, sosyal adalet ve çevre alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının tamamının listelendiği kapsamlı bir rehberin olmadığını gördü.

Toplam sayılarının bir milyonun çok üstünde olduğunu tahmin eden Hawken, bu kuruluşların yapmakta olduğu çalışmalarda izlenen yolu görmeye yardımcı olacak çevrim içi bir rehber olarak WiserEarth.org’u ortaya çıkardı. Bugün, WiserEarth.org, daha fazla işbirliği imkânı sağlayabilmek için, grup oluşturma ve mesajlaşma araçları gibi sosyal ağ özellikleri de içermektedir. Uygulama Programlama Arayüzü (API) 11 Ağustos 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.

2010 Nisan ayı itibarıyla, WiserEarth dünya çapında 111.000’den fazla kuruluş, 37.000’den fazla kayıtlı kullanıcı ve 1.900’den fazla grup için bir rehber hizmeti sağlamaktadır.

WWF Dünya Doğayı Koruma Vakfı (World Wide Fund for Nature):

wwf logo

Doğanın zarar görmesini durdurmayı ve verilen zararları onarmayı amaçlayan uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. 1961’de World Wildlife Fund (Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı) olarak kurulan kuruluş, genişleyen çalışma alanıyla adını, “Dünya Doğayı Koruma Vakfı” olarak değiştirmiştir.

Yeşil Barış / Greenpeace http://www.greenpeace.org/turkey

Greenpeace logo

Greenpeace Avrupa, Amerika, Asya ve Pasifik’te 40 ülkede faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen bir çevre kuruluşu. 1971’den bu yana dünyanın dört bir yanında çevre katliamlarına karşı güçlü bir mücadele veren Greenpeace, çalışmalarını bağımsız olarak sürdürmek için devletlerden, şirketlerden ya da siyasi partilerden bağış ve sponsorluk kabul etmiyor; tüm çalışmaları sadece bireylerden aldığı maddi ve manevi destekle yürütüyor.

Greenpeace, dünyamızın çevre sorunlarına şiddet içermeyen doğrudan, barışçıl eylemlerle tanıklık eder ve bunları basın aracılığıyla kamuoyuna duyurup çevre sorunlarına dikkat çeker. Bilimsel verilere dayanan kampanyalar yürütür.

Yeşil Ekran yesil.ntvmsnbc.com/

NTV Yeşil ekran

Haber ve kültür kanalı NTV’nin çevreci kuşağı Yeşil Ekran bir süredir çevre gündeminden belgeseller, haberler ve sohbet programlarıyla doğal hayatın korunmasına destek veriyor.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Çevreciliğin Felsefesi

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. Outdoor’un Felsefesi başlıklı yazımızda Aristo’dan İbni Haldun’a giden yolda felsefe ve outdoor ilişkisini, Outdoor’un sosyolojisi yazımızda ise outdoor aktivitelerine katılan bireylerin akademik incelemelerini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda Çevre Etiği ve Çevre bilinci oluşturmak için yapılması gerekenleri insanoğlunun çevreye bakışındaki felsefik farklılıkları ekolojik hareketlerin gelişim sürecini anlatacağız. Bu yazımız Fikri GÜL tarafından yazılmış “İnsan-Doğa İlişkisi Bağlamında Çevre Sorunları Ve Felsefe” başlıklı makaleye (Pamukkale Universitesi) dayanmaktadır.

Aşağıdaki yazının amacı çevre sorunlarına karşı felsefenin bakışını ortaya koymak, başka bir deyişle felsefi bir bilinç oluşturmaktır. Biliyoruz ki felsefe, doğayı ve içinde yaşadığımız doğal çevreyi kavramada, anlamlı hale getirmede ve birbirleriyle ilişkilendirmede asli unsurdur.

İnsan Doğa İlişkisi:

İnsan-doğa ilişkisi ilkçağlardan beri süregelen bir ilişkidir. İlkçağ filozoflarında doğaya egemen olma düşüncesi olmamasına karşın 17. yüzyılda bilimsel ilerlemelerin sonucu oluşan yeni doğa kavrayışı (özellikle Bacon’ın “bilmek egemen olmaktır” ve “Descartes’ın mekanik dünya görüşü), insanın merkeze alındığı ve ölçünün insan olduğu bir anlayışı egemen kılmıştır. Bu yeni anlayış, insanın hem kendisini hem de çevresini algılama biçimini değiştirmiş, hakim dünya görüşü olarak da mekanik bir doğa kavrayışına yol açmıştır. Nitekim Descartes da doğa görüşünü bütünüyle mekanik olan bir temel üzerine kuracaktır.

İnsan Doğa İlişkisi

Aydınlanmanın başlangıçta insanın aklın kılavuzluğu yardımıyla yüceltileceğine olan inancı nihai olarak başarısızlığa uğramıştır. Bir başka deyişle, “tamamen aydınlatılmış yeryüzü bugün muzaffer bir felaketin belirtilerini taşıyor” (Horkheimer-Adorno, 1995: 19). İnsanı doğanın efendisi olarak gören ve doğayı bütünüyle insanın yönetimi ve denetimine bırakan ekolojik dengeden yoksun bu bakış açısı çevre sorunlarının ortaya çıkmasındaki en önemli etken olmuştur, denebilir.

Felsefi düşünce açısından bakıldığında insan-doğa ilişkisi ilkçağlardan beri süregelen bir ilişkidir. İlkçağ filozoflarının doğaya yönelişlerinin temelinde doğaya egemen olma değil, onu anlama çabası yatmaktadır. Doğayla arasına mesafe koymayan insan, tersine onunla bütünleşmeyi seçmiştir.

Halbuki 16. ve 17. Yüzyıllara gelindiğinde özellikle Bacon ve Descartes’la başlayan ve aklın tek ölçüt olarak görülmesiyle formüle edilen bilimsel dünya görüşü, insanın hem kendisini hem de çevresini algılama biçimini bütünüyle değiştirerek mekanik bir doğa tasarımına yol açmış ve artık doğanın akıl yoluyla tasarlandığı ve dönüştürüldüğü yeni bir döneme girilmiştir.

Çevreci Anlayışların Doğuşu:

Süreç içerisinde ortaya çıkan ve Rousseau ile romantiklerin de etkisiyle olgunlaşan ekolojik görüşler, insanla doğa arasındaki ilişkinin niteliğini ve yönünü, insanın doğayla olan duygusal bağına da önem vererek yeniden ele alarak belirlemişlerdir.

Bunun sonucu olarak da, insanı ve onun ihtiyaçlarını merkeze alan yeni bilim anlayışı yerine, çevreyi ve onun sorunlarını merkeze alan yeni bir çevreci anlayışa yönelmişlerdir.

İnsan Doğaya Bağımlıdır:

İnsanın doğa ile olan ilişkisi onun varlık koşulları arasındaki en öncelikli ilişkidir. İnsanın doğa ile olan ilişkisinin arka planında onun varlık düzleminde doğaya bağımlı bir varlık olması yatmaktadır.

İnsan doğada yaşam bulan, yaşamını doğa içindeki koşulların etkisiyle şekillendiren ve zorunlu olarak da bir şekilde doğayla ilişki içinde var olabilen bir varlıktır.

Canlı bir varlık olan doğa, yine kendisi gibi canlı bir varlık olan insanla yaşamı boyunca sürekli birlikte olmayı gerektirecek bir zorunluluğun parçası olarak karşımızda durmaktadır. Bu birliktelik, başka bir deyişle zorunlu ilişki hep insanın kendi ihtiyaçları ve öngörüleri etrafında şekillenmekte ve insan parçası olduğu doğanın etkisini tek taraflı bir tutumla görmezden gelerek kendi konumunu merkezileştirme yolunu seçmiştir.

Durum böyle olunca ekosistemin bir parçası olan insan, aynı zamanda doğal evriminde bir parçası olarak doğal işleyişe doğrudan müdahil bir varlık alanı olarak öne çıkmıştır.

Doğadaki Dengenin Bozulması:

İnsan Çevre İlişkisi

Özellikle Endüstri Devrimiyle birlikte başlayan yoğun sanayileşme süreci ve bu sürecin tetiklediği kentleşme ve demografik sorunlar hızla doğanın tahrip edilmesi ve doğal yaşamın sekteye uğratılması sonucunu doğurmuş, doğadaki denge insan lehine bozulmuş ve onarılması neredeyse imkansız çevre felaketleriyle karşı karşıya kalınmıştır.

Sanayi devrimiyle birlikte başlayan sürecin devamında doğal kaynakların ölçüsüz kullanımı artmış ve özellikle sanayileşmenin yoğun olduğu alanlarda doğal tahribat çok belirgin hale gelmiştir. Başta iklimsel değişimler olmak üzere birçok çevre sorununun kaynağında insan faktörünün olduğu artık tartışmasız olarak kabul edilmektedir.

İnsanı, çevre sorunlarının odağı haline getiren bu bakış açısının temelinde kuşkusuz Bacon, Descartes ve Newton gibi bilim insanlarının dile getirdiği ve doğanın insanın emrine sunulmuş ve her türlü tüketilebilecek bir ürünmüş gibi değerlendirilmesini de içeren bu yeni paradigma etkili olmuştur. Doğa merkezli anlayış yerine insan merkezli anlayış hakim olmuş, organik dünya görüşü yerine mekanik dünya görüşü geçmiştir. Modern insanın doğayla ilgili kabullerinin ve bakış açısının çevre sorunlarının temelini oluşturduğu söylenebilir.

İnsan Doğanın Efendisi midir?

İnsanı merkeze alan ve yalnızca onun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen bir dünya tasarımı kuşkusuz insanın doğanın efendisi olmasına yol açmıştır. İnsanın iktidar mücadelesi de buna eklenince giderek her yönüyle doğayı kontrol etme gücü de artmış, kontrol zamanla sömürüye, sömürü de ne yazık ki günümüzde insanın varlık sebebi haline gelmiştir.

Bu süreç insanın etik değerlerden uzaklaşmasına, hem kendine hem de doğaya karşı acımasız ve insafsız oluşuna sebep olmuştur. Teknolojik ilerlemeyi en üst seviyede başaran insan bu başarısını insan-doğa ilişkisini belirlemede gösterememiş, tüketime yönlendirilen ve her şeyin talan edildiği bir toplumsal yapı inşa edilmiştir.

Bu yapı, insanı ve doğayı kontrol altına almayı ve özellikle de doğa sömürüsünü sıradanlaştırarak yeni bir çevre algısı yaratmayı öncelikli hedef olarak belirlemiştir.

Kapitalist düzen kendi süslü dünyasında insanın doğaya hükmetmesine ve onu egemenliği altına almasına olanak sağlamış ve hatta bu tahakkümü rasyonel hale getirmek için türlü araçlar geliştirmiş ve doğa sömürüsünü toplumsal gerçekliğin vazgeçilmez bir parçası olarak belirlemiştir.

İnsan Sorunu- Çevre Sorunu

Günümüz dünyasında çevre sorunları ile insan sorunlarını birbirinden ayırmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu gerçeklik apaçık ortada dururken elbette yapılması gerekenler vardır.

Ekolojik bilinç

Sürdürülebilirlik İçin Ekolojik Bilinç:

Doğayı ve insanı birbirlerine üstünlük kurmadan her birini kendi gerçekliğinde ele almak ve insanı da doğanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ederek bu iki iç içenin sınırlarını belirleyerek çevre bilinci oluşturmak ancak felsefi bir bilincin yardımıyla mümkündür.

Ekolojik Yurttaşlık Ne Demektir?

Sürdürülebilir bir yaşam ve tüketim için doğal kaynaklara aşırı yüklenmeden ve çevreyi tahrip etmeden gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak, kısaca “ekolojik yurttaşlık” modeli oluşturmak gerekir.

Ekolojik yurttaşlık esas itibariyle çevre bilincine sahip ve bu bilinç yardımıyla yaşanabilir bir çevreyi inşa etmek ve gelecek kuşaklara daha temiz bir çevre bırakmayı ilke edinen etik değerlerle donatılmış bir bilinci ifade eder.

İnsan, çevre sorunlarının hem yaratıcısı hem de bu sorunların çözümünde en önemli taraf olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla insanın çevreye yönelik davranışlarına yön veren ve çevre –insan ilişkisini düzenleyen etik kurallar bu bağlam içerisinde ele alınıp değerlendirilmelidir. Çevresel sorunların ortaya çıkışının da çözümünün de insan merkezli olduğu göz önünde bulundurulursa çevre bilinci oluşturmada çevre etiğinin ne kadar önemli olduğu da açık olarak görülecektir.

Ekolojik Düşüncenin Doğuşu:

İnsanın doğa ile uyum içinde yaşamasını öngören ekolojik düşüncenin oluşumunda etik önemli bir yer teşkil etmektedir. Çevre merkezli etik değerler bireyin hem kendisiyle hem toplumla hem de doğayla olan ilişkilerini düzenleyen ve bu ilişkiler üzerinden insanın çevreye olan bakış açısını belirleyen kurallar bütününü ifade etmektedir.

Bu yönüyle bakıldığında çevre etiği, dünyanın ekolojik dengesinin sağlanmasında öne çıkan değer anlayışları ve davranışları içeren aynı zamanda insanın “ekolojik yurttaşlık” kimliği kazanmasında oldukça önemli bir yere sahip olan ve insanla doğa arasındaki etik ilişkileri düzenleyen temel bir belirleyici konumundadır.

Çevreye Saygı:

Çevre söz konusu olduğunda “saygı” ve “sorumluluk” kavramları etik birer kavram olarak karşımıza çıkar. Etik bir davranış olan çevreye saygı kişinin içinde yaşadığı toplumsal ve doğal çevreye olan yaklaşımının da bir göstergesidir. Ünlü düşünür Udall’ın da dediği gibi, “hepimiz yeryüzünün kiracılarıyız”.

Çevre Bilinci

Bu bilinç aynı zamanda çevreyi yaşadığımız evimiz olarak da görmemizi sağlar. Bunu sağlayacak olan da insan merkezci bir etik yerine çevre merkezci bir etik anlayışının oluşturulmasıdır. Bir başka deyişle, mekanik evren tasarımı yerine doğanın canlı bir organizma olduğunu savunan ekolojik görüşlerin oluşturduğu organik evren tasarımına öncelik verilmelidir.

Doğayı Kabul Etmeliyiz:

Doğayı sömürmek ve onun üzerinde her türlü tahribatı yapmak yerine kendi evimiz olan doğayı anlamak ve onu canlı bir varlık olarak kabul etmek suretiyle insan-doğa ilişkilerini ahlaki bir düzleme oturtmak mümkündür.

Çevre Bilinci:

Çevre bilinci oluşturmak için öncelikli olarak felsefi bir bilinç oluşturulmalıdır. Çünkü çevre bilinci oluştururken aynı zamanda insanlar arasındaki ilişkileri ve insan egosunu da yeni baştan kontrol altına almayı ve düzenlemeyi de içeren bir dizi davranış değişikliğini de gerçekleştirmiş oluyoruz.

Bir başka deyişle, çevre etiği kavramını uygun bir biçimde geliştirmek için, yaşayan insanlar ‘ego’larından tümüyle kurtarılmalı, ‘evrenin efendileri’ olduklarına inanmaktan vazgeçmeli, insan merkezli bir biçimde hareket etmeye son vermeli, tüm tarafların-sessiz duranların ve henüz yaşamayanların da- haklarını düşünmeli ve onlara saygı duymalıdır.

Ekolojik Paradigma:

Çevreyi merkeze alan yeni ekolojik paradigma, sanayileşmiş Batı toplumlarının insanı merkeze alan dünya görüşüne karşı bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda çevre etiği de dünyanın ekolojik bütünlüğünü korumaya yarayan değerler ve davranışların bir ürünü olarak, insan ve doğa arasındaki ahlaki ilişkilerle ilgilenmektedir.

Çevre merkezli etiğin asıl odağını insanın kendi dışındaki bir varlığa karşı nasıl davranması gerektiği oluşturmaktadır.

Yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi bu davranış normları arasında “saygı” oldukça önemlidir. İnsan, hem kendine hem de canlı bir organizma olan çevreye karşı son derece duyarlı ve sorumlu olmalıdır.

Doğa Canlıdır

Doğa Canlıdır:

Doğayı canlı bir organizma olarak değil de insanın emrinde tüketilebilecek bir olanaklar yığını olarak görmek çevreye yapılabilecek en büyük kötülüklerdendir. Etrafımızı kuşatan, suyuyla, havasıyla, atmosferiyle ve sayısız yararlarıyla insan hayatında yaşamsal öneme sahip olan çevre, herhangi bir eşya olarak değil, tıpkı bir insan gibi muamele görme hakkına sahiptir. Bu bilinç, felsefenin insana sağladığı sorgulama, temellendirme, anlamlandırma ve varlığa nüfuz etme gibi bütünüyle felsefece olan bir dizi anlayışın yansıması olarak karşımıza çıkar.

Çevreye Karşı Sorumluyuz:

Çevreye karşı sorumlu olduğumuzu, çevrenin çok hassas bir varlık yapısının olmasından dolayı kendimize olan saygımızın çevreye karşı da gösterilmesi gerektiğinin bilincine ancak felsefe ve felsefi bilinç yardımıyla varabileceğimizi söylemek yanlış olmasa gerek.

Çevre etiği, insanın çevreye karşı olan sorumluluklarının ele alındığı ve doğal çevrenin değerlerinin sorgulandığı bir alan olarak değerlendirilebilir. Sorunun esası, insanın çevreye olan bakış açısının arka planıdır.

Bu arka plan, çevreye olan yaklaşımımızın herhangi bir çıkar ilişkisine dayanıp dayanmadığının da sorgulandığı bir kaynak olarak görülebilir. Çevre etiği de esas itibariyle bu kaynağın rasyonel ve çevre merkezli harekete geçirildiği bir anlayışın karşılığı olarak değerlendirilebilir.

Çevre etiğinde asıl sorun çevrenin insanın ihtiyaçlarını karşılamasının ötesinde bir değere sahip olup olmadığıdır. İnsanın doğaya karşı olan sorumluluklarının neler olduğu, doğanın kendi içerisinde değer bakımından birbirinden farklı yapılarının bulunup bulunmadığı türünden sorular da çevre etiğinin değere yönelik sorularını kapsamaktadır.  

Ekolojik Paradigma

Doğanın Felsefesi:

İnsan merkezci görüşlerin Batı kültürünün etkisi altında ortaya çıktığını ve buna kaynaklık eden filozofların başında da Aristoteles’in geldiği söylenir. Bilindiği gibi Aristoteles, “insanları, ussallık derecelerine göre oluşturduğu canlılar piramidinin en üst basamağına koyar ve bitkilerin, hayvanlar için olduğunu söyler. Doğanın amaçsız hiçbir şeyi meydana getirmediğine, tüm şeyleri özel olarak insanlar için oluşturduğuna inanmamız gerektiğini belirtir.

Kant da, ahlak ilkelerini ortaya koyarken asıl amacın insan olduğunu, insanın bir araç değil amaç olması gerektiğini vurgulayarak şöyle der: İnsan ve genel olarak her akıl sahibi varlık, şu veya bu isteme için rastgele kullanılacak sırf bir araç olarak değil, kendisi amaç olarak vardır. Bu ifadeleriyle Kant’ın, insanı merkeze alan ahlak öğretilerinin savunuculuğunu yaptığı söylenebilir. Bu görüşün temel argümanı, kendi iyiliğini isteyen bir varlığın (insan) diğer canlılarında iyiliğini isteyebileceğine olan inanç. Dolayısıyla, bu anlayışın insanı merkeze alması çevreyi dışlaması anlamına gelmiyor.

Çevre Sorunlarına Karşı Ekolojik Bilinç:

Sonuç olarak denilebilir ki, çevre sorunlarını yalnızca çevrenin kirletilmesi veya bilinçsizce kullanılması olarak değil daha geniş açıdan bakıldığında toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel, dini ve ahlaki boyutları da olan son derece karmaşık bir sorunlar yumağı olarak görmek daha doğru olacaktır.

Bilimsel ve teknolojik ilerlemelerle ortaya çıkan her yeni durum bir yönüyle mutlak surette çevreyle bağlantılı olduğundan ilk etkisini de olumlu/ olumsuz çevre üzerinde göstermektedir.

Çevre Bilinci Oluşturmak:

İnsanlığın ortak mirası olan çevre kuşkusuz insanlığın geleceği açısından da hayati bir öneme sahiptir. Çevre sorunlarının çözümünde veya bu sorunların minimize edilmesinde alınması gereken ilk tedbirlerden birisi, belki de en önemlisi sağlam bir çevre bilinci oluşturmak ve giderek bu bilinci geliştirmek olmalıdır.

Bunun için de felsefeden / felsefi bilinçten yararlanılmalıdır. Teknolojik ilerlemeyi durdurmak mümkün olamayacağına göre (kaldı ki, durdurulması da doğru değildir) mevcut gerçekliğe göre yeni yaklaşımlar geliştirilmelidir. Yani, hem teknolojinin olanaklarından faydalanacağız hem de çevreyi kendi evimiz, kendi gözümüz gibi bakıp koruyacağız.

Çevre Bilinci Nasıl Oluşur?

Çevre Bilinci İçin Yapılması Gerekenler

Bunun için yapılması gerekenleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

  • 1. Çevreye olan bakış açısı değiştirilmeli, çevre tüketilebilecek bir yığın olarak görülmemeli ve asla bir kazanç deposu olarak değerlendirilmemelidir
  • 2. Çevre eğitimi yaygınlaştırılıp geliştirilerek sağlam bir çevre bilinci oluşturulmalıdır.
  • 3. İnsan merkezci bir etik anlayış yerine çevre merkezci bir etik anlayış yerleştirilmelidir.
  • 4. Mekanik doğa tasarımı yerine organik doğa tasarımı öne çıkarılmalıdır.
  • 5. İnsanlar bilinçlendirilerek “ekolojik yurttaşlık” modeline geçilmelidir.
  • 6. Ahlaki öncelikler gözden geçirilerek çevreyi de içine alan yeni bir ahlaki yapılanmaya gidilmelidir.
  • 7. İnsan ve doğa arasındaki ilişkinin ekolojik olarak sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Çevre Etiği ve Çevreci Yaklaşımlar

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. Bu yazımızda Çevre Etiği başlığı altında dünyada çevreci yaklaşım ve hareketlerin gelişim sürecini anlatacağız. Bu yazı temel olarak Dr. Mesut KAYAER tarafında yazılan Çevre ve Etik Yaklaşımlar başlıklı makaleye (Sakarya Üniversitesi Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 2013, Yıl:1, Cilt:1, Sayı:1) dayanmaktadır. Bu yazı Doğa’nın Etiği başlıklı yazımızın devamı niteliğindedir, o yazımıza da göz atabilirsiniz.

Çevre Etiği Nedir?

Etik Eski Yunanca töre, ahlak ve ahlakla ilgili olan anlamına gelen “ethos”tan türemiştir. İyi ile kötü arasındaki çizgileri belirlemeye çalışan, iyiye yönelten davranışlar ve eylemlerle çözümler üretmeye çalışan mantıksal temelleri olan eleştirel sorgulama biçimidir.

Ahlak kavramından daha geniş bir anlamı ifade eden etik tüm insanları, zamanları, mekanları kapsayan genel ahlak kurallarıdır. Doğruyu (appropriate action) ve iyiyi (appropriate outcomes) bulma çabasının ifadesi olan “çevresel etik” temelde insanoğlu ile doğa ilişkilerinin sistematik bütünlüğüne moral anlamda tamamlayıcı etki yapmaktadır.  

Çevre Etiği

Tarih boyunca etik konusunda düşünce ve fikirler üretilmiş ve uygulamaya geçirilmeye çalışılmıştır. Lynn White gibi bazı düşünürler çevre sorunlarının sebebinin tek tanrılı dinlerin insan merkezci anlayışını olduğunu savunmuş olsalar da insanlık tarihi boyunca değişik din ve kültürler çevrenin korunması amacıyla birtakım sınırlamalar getirmiştir.

Çevre etiği anlayışı insanlığın her daim ortak paydası çerçevesinde şekillenmiştir. Çevre etiği ekolojik denge bütünlüğünün korunarak çevreye saygı gösterilmesini gerektiren davranış ve değerlerdir. Tüketen insan ve tükenen çevre ilişkileri etik ilkeler çerçevesinde bazı zorluklar içermektedir. Aslında çevre etiği, doğaya insanın bakışında köklü değişikliklerin olmasını ve var olandan farklı olarak olması gerekenleri geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Çevre Etiği Kavramı:

Her türlü din ve kültürel değer içerinde anlam ifade eden, uzun vadeli düşünüşlerle çevre-kalkınma dengesinin sağlanması zorunlu kılan, sürdürülebilen çevreyi şiar edinen, her türlü genel ve özel çevre koruma politikaları oluşturmaya çalışan ve son olarak adaletli paylaşımı ve insan doğa ilişkilerinin düzenlenmesini temel hedef edinen nitelikler taşımaktadır.

Çevreye Etik Yaklaşımlar

Çevre Etiği

Ortaya çıkan büyük ve küçük çaptaki çevre sorunları, çevrenin korunması ve geliştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Çevre sorunlarına çözüm amacıyla ortaya atılan birtakım fikirler ve yaklaşımlar söz konusu olmuştur.

Çevre ile ilgili etik yaklaşımlar ortaya çıktıkça eleştiriler ve yeni yaklaşımlar da birer tepki olarak savunulmuştur. Bu süreç çevreye verilen değerin artmasını sağlamıştır.

Çevreye Etik Yaklaşımlar;

1- İnsan Merkezci (Antroposentrik),

2- Canlı Merkezci (Biosentrik) ve

3- Çevre Merkezci (Ekosentrik) yaklaşımlar olmak üzere genellikle üç başlık altında incelenir. Ayrıca yeni bir yaklaşım olarak

4- Gelecekçi (Fütürist) Yaklaşım da ele alınacaktır.

Çevreye İnsan Merkezci (Antroposentrik) Yaklaşım

İnsanı merkez alan, tüm çevre varlıklarının insana hizmet için var olduğunu savunan, insanın doğada bulunan tüm varlıkların sahibi ve dolayısıyla çevreyi unsurlarıyla birlikte kullanma hakkını elinde bulundurduğu temeline dayanan bu yaklaşım “bitkiler hayvanlar için, hayvanlar da insanlar için…” ifadesi ile en katı şekilde Aristoteles’te kendisini bulurken en güzel ifadesini Protagoras’ın “insan her şeyin ölçüsüdür” sözünde bulmuştur.

İnsan Merkezli Yaklaşım

Çevrenin efendisi olduğunu düşünen insan, etik ilkelerin ancak kendisi için olduğunda anlamlı olacağını kabul etmiştir. Gereksinimleri özel değere sahip olan insanın çıkarı önceliklidir ve bu çıkar ve gereksinimlerin karşılanması birincil önemdedir. İnsan dışı varlıkların (canlı ya da cansız) kendinden menkul değerleri olmayıp insanların faydasına olduğu ölçüde değer ifade etmektedir.

Mesela bir bakteri insan yaşamının devamı açısından bir kaplan ya da penguenden daha önemli görülebilir. Yani insanoğlu için iyi olan doğa için de iyidir.

İnsan merkezci yaklaşımın birinci özelliği insanın her şeyin merkezi ve kainatın da tek amacı olduğu, ikinci özelliği ise önemli olanın sadece ve sadece insanın değerleri olduğudur.

Doğaya Saygı

Kainatın varlığı bu değerlerin devamı ve geliştirilmesiyle anlam kazanır. İnsan dışı varlıklar araçsaldır. Dolayısıyla insanoğlunun bu varlıklar karşısında herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Doğaya hükmetme idealinin kaynağını dini geleneklere (çoğunlukla Batı ve Hıristiyan dünyası) dayandıran görüşler ağırlıktadır. Katı insan merkezci yaklaşımın temelinin batı medeniyetinin tüketimi ve üretimi teşvik eden sürekli kalkınma anlayışı olduğu savunulmaktadır. Bu minvalde insan merkezciliğe getirilen eleştiriler karşısında çevre ve insan ilişkilerinin genişleme ve gelişme gösterdiği görülmüş ve yeni insan merkezci etik yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.

İnsan merkezci etik anlayışın “kirleten, bozan ve tahrip eden” insandan “koruyan, kollayan ve onaran” insana geçişi sağlaması da insanın iyiliğinin ve yararının gözetilmesine bağlıdır.

İnsan merkezci yaklaşımın katı/sıkı şekli, ben merkezli (egosentrik) yaklaşım olarak ayrı bir kategoride değerlendirilmiştir. Sıkı insan merkezci yaklaşımda insan egosunun sınırsız değerde olduğunu ve her şeyin ne pahasına olursa olsun insanın mutluluğunun artırılmasını amaçladığını belirtmektedir.

Bu anlayıştan hareketle doğayı sınırsızca ve sorumsuzca tüketen batı medeniyeti, ortaya çıkan çevre sorunları karşısında doğaya karşı daha anlayışlı yaklaşımları benimsemiştir. Böylece günümüzde bu yaklaşımın, en azından teorik düzeyde, geçerliliğinin kalmadığını söylenebilir. İnsan merkezli yaklaşımı ben merkezli yaklaşımdan doğa karşısında insan davranışlarına sınır getirilmesi, canlı ve cansız diğer doğa varlıklarına önem verilip sahip çıkılması bakımlarından daha olumlu ve gelişmiş bulurken insanların doğaya karşı sorumsuzca hareket etmesinin önleneceğini düşünmektedir.

İnsan ihtiyaçları, arzuları ya da yükümlülükleri çerçevesinde doğaya anlam verilmesinin asıl önemli olan konunun tamamıyla gözden kaçmasına sebep olacağını belirtmektedir. Doğaya ve unsurlarına neden her zaman düşük pozisyonda değer verildiğini sormaktadır. Doğa, unsurlarıyla birlikte bir bütündür ve insan da bu unsurlardan, önemlilerinden birisi olsa bile, birisidir.

Çevreye Canlı Merkezci (Biosentrik) Yaklaşım

İnsan merkezci yaklaşıma tepki olarak diğer canlı varlıkların da değerinin ve dolayısıyla hakkının olduğunu savunan yaklaşımdır. İnsan merkezci yaklaşımın “sadece insan” tezine şiddetle karşı çıkar. Bu yaklaşım; bitki ve hayvanların hatta tüm canlıların önemli ve hak sahibi olduğu ve insan ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasının ötesinde kendinden menkul değerlerinin olduğu temeline dayanır.

Çevreye Yaklaşımlar

Bu konuda öncülüğü, canlı merkezli eşitlik ve “yeryüzü etiği” ile insanların yeryüzünün hâkimi yerine yeryüzünün birer üyesi olarak görmesi gerektiğini ortaya atarak çevre etiğinin temellerini atan Aldo Leopold yapmıştır. Canlı varlıkların ahlaksal haklarının var olduğu, doğal kaynakların var olma hakları ile birlikte bir bütünün parçaları olmak üzere anlamlandırılır.

Leopold’un “Land Ethic – Yeryüzüğü Etiği”, çevre merkezci etik anlayışının da temelini oluşturur.  Bu durum her iki çevre etiğinin insan merkezci etik anlayışına karşı çıkması ve benzer fikirleri savunması ile açıklanabilir.

Arne Naess’in “kendini gerçekleştirme” sezgisi, ortak bir sezgi olup bu sezgi ile insan dışı tüm canlılar için hak verme söz konusudur. Yani insanlar doğal yaşamda ayrı ve üstün bir yaratık değildir.

Çevresel varlıklar insanlara sağladığı yararlar nedeniyle değil, kendi öz varlıkları için korunmalıdır. Çevre sorunlarına karşı çözüm insan merkezli sığ önerilerle sağlanamaz. Canlı merkezci “derin ekoloji” düşüncesi ile köklü ve kalıcı çözümler üretilebilir.

Carolyn Merchant bu anlamda ekoloji düşüncesini derin, sosyal ve mistik olmak üzere üç kategoriye ayırmıştır. Hayvan hakları konusundaki gelişmelerin başlangıcı olarak 18. ve 19. yy. kabul edilebilir. Hayvanların da bazı doğal ve ahlaksal haklarının olduğu, hayvanlara zulüm ve eziyet edilmemesi amacıyla bazı örgütlenmelerin kurulduğu görülmüştür.

Günümüzde özellikle deney ve araştırmalarda hayvanların kullanılmasına şiddetle karşı çıkan kişi ve gruplar bulunmaktadır. Hayvanlara değer verilmesi gerektiği temeline dayanan bu düşüncenin önemli savunucuları Peter Singer (Hayvanların Özgürlüğü) ve Tom Regan olmuştur. Albert Schweitzer ise “Yaşama Saygı” etiği ile insan merkezci yaklaşıma karşı çıkarken; canlı olan her şeyin yaşamına saygı gösterilmesi gerektiğine inanır.

Çevre Yaklaşımları

Yaşam formlarına eşit mesafededir. Birbirlerine karşı bir üstünlükleri bulunmaz. Yani bütün yaşam kutsaldır. Her canlının bir “yaşam merkezi” olduğunu savunan Paul W. Taylor “yaşama saygı etiği”ne benzer bir şekilde “doğaya saygı etiği”ni geliştirmiştir. Schweitzer’den farklı olarak yabanıl hayatın da (flora ve fauna) önemine değinmiş ve bitki ve hayvanların haklarına saygı gösterilmesinin insan haklarına saygı gösterilmesi ile eşit değerde olduğunu savunmuştur.

James Lovelock ve Lynn Margulis tarafından geliştirilen GAIA teorisi (yaşayan dünya) dünyada bulunan tüm yaşam formları insan vücudunda olduğu gibi fonksiyonel olarak çalışmalıdır. Dünyanın varlığının devamı canlı organizmaların işbirliği yapmasına bağlıdır.

Dünyamızı, yaşam bulunmayan Mars Gezegeni’nden ayıran, canlıların biyosferi değiştirmesidir. Üreten ve tüketen canlılar çevrenin ve yaşamın sürdürülebilmesinin asgari koşullarının oluşmasını sağlamıştır.

Bu yaklaşım, diğer canlı formlarının da insanlarla aynı ve eşit haklara sahip oldukları tezini ortaya koyar. Buna göre canlı türlerinin ekonomik olmayan değerinin ötesinde varlığının değeri kendinden menkul sayılmalıdır.

Çevreye ve çevre politikalarına bu bakış hakim olmalı, biyolojik çeşitliliği insan çıkarı gözetilmeksizin korumaya ve geliştirmeye çalışılmalı, hem eğitsel, hem hukuksal hem de uygulamaya yönelik alanlarda çaba ve çalışmalar sürdürülmelidir.

Çevreye Çevre Merkezci (Ekosentrik) Yaklaşım

İnsan merkezli yaklaşıma karşı çıkan canlı merkezci yaklaşımla benzer karşı duruş sergileyen çevre merkezci yaklaşım değer ve önem verdiği unsurlar bakımından farklılıklar göstermektedir. Canlı merkezci yaklaşımda cansız çevre varlıklarının değeri ve önemi göz ardı edilir. Bu boşluk çevre merkezci yaklaşımın ekolojik bütünlüğe ulaşmak amacıyla tüm çevre unsurlarını kapsamına alan genişlemesi ile doldurulmaya çalışılmıştır.

Geriye Kalan

Abiyotik çevre unsurlarının etik yaklaşım dışında bırakılması çevresel bütünlük bakımından bir eksiklik olarak görülmüş ve çevre merkezci yaklaşım tüm çevresel unsurları bünyesine alarak daha kapsayıcı bir etik yaklaşım sunmuştur. İnsan merkezci yaklaşım “insanı”, canlı merkezci yaklaşım “canlıları” ve çevre merkezci yaklaşım ise “tüm doğayı” etik ilgi alanına almıştır. Dolayısıyla çevre merkezci etik yaklaşım en kapsamlı yaklaşım olmuştur.

İnsan birtakım özellikleri (akıl, vicdan, öznellik vs.) dolayısıyla diğer çevre unsurlarından ayrılsa da ekosistemin bir parçasıdır. Diğer çevre unsurlarının efendisi değildir. Çevrenin bir parçası ve bütünleyicisi olan insan ve diğer biyotik unsurlar ekolojik dengenin süregitmesinde önemlidir.

Ancak bu önem bu unsurların diğer unsurlar üzerinde tahakküm elde etmesi sonucunu doğurmaz. Değer ve önem biyotik ve abiyotik çevre unsurlarının birbirlerine sağladıkları fayda çerçevesinde düşünülemez ve her çevre unsurunun özsel bir değerinin kabulü gerekir. Zira çevre sorunlarının insanoğluna gösterdikleri, çevre merkezci etik yaklaşımın ne denli gerçekçi olduğunu kanıtlamaktadır.

Havanın, denizlerin, göllerin, ırmakların, toprağın, dağların, ormanların kısaca tüm çevre unsurlarının kirlenmesi, bozulması ya da yok olması çevreye karşı daha etik davranılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Gün Batarken

Canlı ve çevre merkezci etik yaklaşımların savunulmasında karşılaşılabilecek sınırlıklar da yok değildir. Bu sınırlılıklar psikolojik, sosyolojik, fizyolojik, güvenlik gibi pek çok ihtiyaç ve gereksinimler çerçevesinde düşünülmelidir. İnsanla diğer canlı ve cansız varlıkların değer ve önem bakımından eşitlenmesinin zorluğu, yaşayabilmek amacıyla öldürmenin gerekliliği, vahşi yaşamın savunulmasının güçlüğüdür. Bir diğer sebep ise aslında olmaması gereken ancak haklı olarak tüm suçların sorumlusu görülen insanoğlunun düşman olarak algılanmasıdır.

Tüm yaklaşımlar eksiklikleri bulunmasına karşın geçerlidir. İnsan merkezci etik yaklaşım teorik olarak geçerliliğini yitirmiş olsa da çevre politikalarında ve hukukta yani pratik hayatta en yoğun kullanılan etik yaklaşımdır. Canlı merkezci etik yaklaşım ve çevre merkezci etik yaklaşım biri diğerinin yerine ikame edilecek biçimde değil, tamamlayacak şekilde düşünülmelidir. Buna göre ne çevre düşmanlığı ne de insan düşmanlığı yapılmamalı, yeni etik yaklaşımlar geliştirilmelidir.

Çevreye Gelecekçi (Fütürist) Yaklaşım

Çevreye saygı

Gelecek insanlara ya umut ya da karamsarlık vermiştir. Ancak çoğunlukla umut vermiştir. Bu umut her alanda ve her anlamda geçerlidir. Yaşam aslında gelecek üzerine kurulmuştur. Öyle ki fizyolojik ihtiyaçlarımız bile gelecek kaygısının sonucudur. Yaşamın süregitmesi “an” için ne kadar anlamlı ise gelecek için de o denli anlamlıdır. Zamanı kısa ya da uzun parçalara ayırdığımızda bir parça “an” içinde geçmiş, şimdi ve gelecek olmuştur/olacaktır.

Yani gelecek şimdiki zamandan kopuk, meçhul ya da bağımsız değildir. Çevresel eşitlik ve adalet, kaynakların paylaşımında geleceğe, gelecek kuşaklara dair formasyonları rehber kabul eder.

Gelecekçi yaklaşımda merkez “gelecek kuşaklar”dır. Burada kastedilen gelecek kuşaklar sadece insanların gelecek kuşağı olmayıp tüm canlı ve cansız formlarıyla dünyanın geleceğidir. Dolayısıyla geçmişi ya da bugünü değil geleceği merkez alana fütürizmde bizim olan değil gelecek kuşaklardan ödünç aldığımız kaynak, varlık ya da değerlerimiz vardır. Buna göre çevrenin sahiplerinden sayılan gelecek kuşaklar da daha sonraki kuşaklara bırakacakları çevresel koşullar kadar değerli sayılacaklardır.

İnsan merkezci yaklaşım “insanı”, canlı merkezci yaklaşım “canlıları” ve çevre merkezci yaklaşım ise “tüm doğayı” etik ilgi alanına almıştır. Dolayısıyla çevre merkezci etik yaklaşım en kapsamlı yaklaşım olmuştur.

Gelecekçi etik yaklaşım ise tüm etik yaklaşımları içine alan etik yaklaşım olup belki bir ütopya olarak da kabul edilebilir.

Çevre Etiği

Sadece insanların günlük ve geleceğe dönük ihtiyaç ve taleplerini temel alan, insanı doğanın efendisi kabul eden Antroposentrik (İnsan Merkezci) Yaklaşımdan farklı olarak sadece insanı merkezde görmez ya da diğer bitki ve hayvanların hatta tüm canlı formların hepsinin değer ifade ettiğini savunan Biosentrik (Canlı Merkezci) Yaklaşım gibi canlıları merkez almaz. En nihayet her çevre unsurunun ayrı ayrı anlamlı bir şekilde bütünün parçaları olduğunu kabul eden Ekosentrik (Çevre Merkezci) Yaklaşımın ötesinde mevcut çevresel unsurlara gelecekte kalması muhtemel unsurları da katar.

Güne dair yapılanlar aslında geleceğe yapılan yatırımlardır. Doğrusu insanoğlu yarını hesaba katmadan hiçbir eylemde bulunmaz. Çevreye bakış insana, insana bakış da bir anlamda çevreye bakıştır. Öyleyse çevrenin en önemli bir parçalarından birisi olan insan, gelecek çevresel şartların da önemli belirleyicilerinden birisi olacaktır.

Bu belirleme çoğunlukla doğal sürece yapılan müdahalelerle işleyişin seyrinin değişmesi hatta kötüleşmesi şeklinde olmaktadır. Gelecekçi yaklaşım, biraz da ütopik olarak, var olan mevcut durumdan sonuçlar çıkararak en azından kötüleşmenin frenlenmesini amaç edinir. Yani doğal dengenin, doğal varlıkların bütünlüğünün korunarak bir sonraki kuşağa aktarılmasıdır. Burada sorulması gereken önemli bir soru şudur: insan dışı çevresel unsurlar bu gaileyi taşır mı/taşıyabilir mi?

Gelecek düşüncesi bitki ve hayvanlarda da bulunur. Şöyle ki; yaşam geçmişi, anı ve geleceği birlikte bünyesinde barındıran bir süreçtir. Bu süreç tüm yaşam formları için geçerlidir. Hatta abiyotik unsurlarda bile oluşum, gelişim ve sistem içinde değişim/başkalaşım/yok oluş söz konusudur.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Doğa’nın Etiği

Outdoor Türkiye:

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak sürdürülebilir doğanın outdoor faaliyetleri için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Ekoloji serimizle başlayan doğa ve doğa koruma yazılarımız devam ediyor.

Ekoturizmin ilkeleri nelerdir, sürdürülebilir ekoturizm, doğaya dayalı turizm ve macera turizmi nedir başlıklı yazılarımıza da göz atabilirsiniz. Bu yazımızda Çevre Etiği başlığı altında dünyada çevreci yaklaşım ve hareketlerin gelişim sürecini anlatacağız. Bu yazı temel olarak Dr. Mesut KAYAER tarafında yazılan Çevre ve Etik Yaklaşımlar başlıklı makaleye (Sakarya Üniversitesi Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 2013, Yıl:1, Cilt:1, Sayı:1) dayanmaktadır.

Çevre ve Etik Yaklaşımlar

Doğayı Neden Korumalıyız?

Çevre Etiği

İnsanoğlunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çevre kaynaklarını yoğun bir şekilde tüketmesi ve tüketim sonucu oluşan atık ve artıkları çevreye geri vererek çeşitli sorunlara sebep olması insanları çevre hakkında düşünmeye itmiştir. Daha fazla gelir elde etmek ve kaynak paylaşımında daha fazla pay sahibi olmak isteyen insanoğlunun çevre üzerinde kurduğu yoğun baskı çeşitli tepkilere yol açmıştır.

Dolayısıyla çevreciliğin çıkış noktasının sürekli üreten, tüketen ve çevreyi kirleten toplumsal anlayışa tepki olduğu iddia edilebilir. Bu tepkilerin fikir ve eylem temelinde çevrenin korunması ve geliştirilmesi dürtü ve isteği vardır.

Nüfusun gittikçe artmasına karşın kıt olan kaynakların kullanılmasında geliştirilecek çevresel hassasiyetlerin dayanışma düşüncesini ve birlikte hareket etme zorunluluğunu ortaya çıkarması söz konusu olmuştur. Tüm bu düşünce ve tepkiler çevreci akım ve çevre etiği yaklaşımlarının fikirsel ve eylemsel temelini oluşturmuştur.

Çevreci Yaklaşımlar:

Çevre, insanların ekonomik, sosyal, kültürel, sanatsal tüm faaliyetlerinden olumsuz yönde etkilenmiştir. Tarih boyunca bu durum çevrenin aleyhinde gelişmiş ve sanayileşme ile çevre üzerindeki baskı yoğunlaşmıştır.

Çevreci Örgütler

Özellikle yaşanan büyük çevresel sorunların etkisi ve çevreci hassasiyetleri gelişmiş insanların çalışmaları ile çevreci fikir ve akımlar rağbet görmeye ve kabul edilmeye başlamıştır. Aydın ve düşünürlerin araştırmaları ve ortaya koydukları eserler yaşanan çevresel sorunların boyutlarını ortaya koyarken çevrenin korunması gerektiğini göstermiştir.

Her alandan bilim insanları çevre ve çevrecilik düşüncesine katkı vermeye ve insanları çevrenin sahibi değil bir parçası olduklarını anlamalarını sağlamaya çalışmıştır. Dolayısıyla insanların öncelikle çevrenin efendisi olmadığını idrak etmesi ve geçmişten günümüze çevreyi kirlettiğinin farkına varması gerekir.

Ekolojik dengenin sürdürülebilirliğinin temeli bu denklemin korunmasına bağlıdır. Bu denklemin çözümü ise çevrenin korunması fikrinin ve çevreci akımların anlaşılması ile sağlanır.

Çevreci akımlar korumacı ve muhafazacı anlayıştan çevre ve etik boyutuyla etik yaklaşımlar şeklinde geçişler yaşamıştır. Çünkü korumacı ve muhafazacı anlayışların yeni dönem çevre sorunları karşısında yetersizliği görülmüştür. Bu açıdan çevrecilik sadece düşüncede kalmamış, çevreci dernek ve vakıflar kanalıyla eyleme de dönüşmüştür. Çevre, aktif olarak etik değerlerle bütünleştirilmeye çalışılmıştır.

Öncelikle insanı merkez alan ve diğer çevre unsurlarının insan için olduğu var olduğu fikrine dayanan insan merkezci etik anlayış tam anlamıyla çevreciliği yansıtmadığı için büyük eleştirilere uğramıştır. Hatta çevre sorunlarının artmasının altında yatan neden; insanoğlunun kendisini efendi, çevreyi de malı gibi görmesidir. Bu yaklaşıma tepki olarak diğer canlıların da haklarının olduğu düşüncesine dayanan canlı merkezci anlayış geliştirilmiştir. Bu yaklaşım “sadece insan” tezine karşı çıkar ve her canlının insanın ihtiyaçları bakımından değil kendinden menkul değerinin olduğunu savunur.

Çevre merkezci yaklaşım, canlı merkezci yaklaşıma ek olarak cansız çevre unsurlarını da dikkate alır. Dolayısıyla çevrecilik açısından göz ardı edilmiş olan abiyotik unsurların da etik olarak bir değerinin olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Buna göre çevre merkezci anlayışın tüm canlı ve cansız varlıkları içine aldığı için en kapsamlı yaklaşım olduğu söylenebilir.

Son olarak gelecek kuşakları merkez alan gelecekçi yaklaşımda çevrenin canlı ve cansız bütün unsurları ile bir olduğu ve gelecek kuşaklardan ödünç alınan kaynak, varlık ya da değerlerin var olduğu kabul edilir. Fikir ve eylem açısından gelecek üzerine kurulmayan hiçbir çevreci akım ve anlayışın etik anlamda sağlam temeli olmayacağı için çevre etiği çevre merkezci ve gelecekçi anlayışı yansıtmalıdır.

Çevrecilik, Çevre Etiği ve Çevreye Etik Yaklaşımlar

Çevre sorunlarının niteliği, bu sorunlar karşısında insanoğlunu birtakım çareler aramaya itmiştir. Çevrenin salt katı kurallar, disiplin ve zor kullanma ile korunması söz konusu olmamıştır. Çevreye karşı duyarlı olunması hususunda öncü olanların ortaya koydukları tepkiler ve bu tepkiler sonucu ortaya çıkan örgütlenmeler çevrecilerin ve çevreciliğin başlangıcını; doğanın savunulması, yaşam kalitesinin ve çevre koşullarının korunması ise çevreciliğin özünü oluşturmuştur.

Çevreciliğin Tarihçesi:

Çevre sorunlarına çözüm arayışları çevrecileri, çevrecilerin çalışmaları ise çevreciliği ortaya çıkarmıştır. 1864 yılında Man and Nature (İnsan ve Doğa) adlı eseri ortaya koyan G. Perkins March ilk çağdaş çevreci düşünürlerden birisi olmuştur. Bir diğer önemli eserin yazarı Rachel Carson ise 1962 yılında yazdığı Silent Spring (Sessiz Bahar) ile çevreye önem verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Our Common future (Ortak Geleceğimiz)

Garrett Hardin, The Tragedy of the Commons (Ortak Malların Trajedisi) adlı eserinde çevre unsurlarının bozulmasına vurgu yapmıştır. Çevre ve çevrecilik konusuna sadece doğa bilimciler değil Rudolph Bahro ve Aldo Leopold gibi toplumbilimciler ve felsefeciler de yaptıkları çalışmalarla katkıda bulunmuşlardır. Limits of Growth (Büyümenin Sınırları) ve Our Common Future (Ortak Geleceğimiz) adlı raporlar da çevreciliğin gelişmesinde temel taşlar olmuştur.

Doğaya Karşı Etik Davranışlar:

Çevrenin korunması kirletilmesinde olduğu gibi tek kalemde olmaz. Çevre, nasıl ki çok çeşitli şekillerde kirletiliyor ise korunması konusunda da farklı birçok yöntem kullanmaktadır. Doğaya karşı etik davranışlar da bunlardan birisidir. Doğayı umursamaz bir biçimde tüketmek yerine doğaya saygı duymak, sadece insanı ilgilendiren davranışlar bütünü olarak görülmemelidir. Zira durum etik kuralları insan dışı unsurlar bakımından da anlamlı kılar. Çevreye ilişkin insan tasarruflarının ahlaksal ve etiksel çerçevede düşünülmesi; genellikle çevre etiği, çevreye etik yaklaşım ya da çevre ahlakı olarak incelenir. Buna göre çevrecilik ya da çevre severlik; çevrenin korunması, iyileştirilmesi için insanların düşünce ve eylem düzeyinde yaptıkları faaliyetleridir.

Çevrecilik

Çevreciliğin çıkış noktası tüketim toplumuna tepkidir. Sürekli üreten ve tüketen insanoğlu sınırları zorlayarak hatta aşarak çevre kaynaklarını zor duruma düşürmüştür. Özellikle umursamasızca tüketilen çevre; felaketler, kirlenmeler, sorunlar ve bozulmalarla birlikte mikro ve makro düzeyde yok olmalarla insanlara tükenebileceğini ve bir değerinin olduğunu göstermiştir.

Çevre etiği

İnsanlar nüfus artışı ve sınırlı olduğunu gördükleri doğa kaynaklarının kıtlığı karşısında birlikte hareket etme zorunluluğunu hissetmişlerdir. Çevrenin korunması ve geliştirilmesi hususundaki birlik ve beraberlik uluslararası kardeşlik ve dayanışma düşüncesinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Böylece tüm insanlığın paylaşabileceği ve etrafında toplanabileceği değerler de çevreci düşünce ve akımların fikirsel arka planlarından birisini oluşturmuştur.

Çevrecilik daha iyi bir yaşam sürebilmenin formüllerini aramaktır.

Çevreciliğin özü insanların çevreye zarar verdiklerinin bilincine varması, çevrenin de kendine has bir değerinin olduğunun farkında olunması, günümüze kadar olan süreçte çevrenin sanayileşme ile uğradığı yıkımlar nedeniyle her yönüyle sorgulanması şeklinde özetlenebilir.

İnsanların tarih boyunca mutluluk, erdem, daha iyi yaşam sürme idealleri var olmuştur. Doğrudan çevrecilik olmasa da otoriteye, zenginliğe, güce ve adaletsizliğe karşı çıkış da dolaylı olarak çevrecilik kapsamında düşünülebilir. Zira gücün, adaletsizliğin ve zenginliğin çevresel değerler bakımından olumsuz durumları yansıttığı söylenebilir.

Ekolojik dengenin gözetilmesi, ulusal ve uluslararası aktörlerin çalışma ve çabaları çevrecilik anlayışının gelişmesine katkı sağlamıştır/sağlayacaktır.

Çevre Koruma Örgütleri:

Son dönem çevrecilik ve çevreci akımlara katkı yapan Büyümenin Sınırları (Limits of Growth), Çevrebilimcinin Yaşam Şablonu (The Ecologist’s Blueprint for Survival), Küçük Güzeldir (Small is Beautiful), Ortak Geleceğimiz (Our Common Future) gibi öncü çalışma ve raporlar daha sonraki dönemlerdeki çevreci eylemlere temel dayanak olmuştur.

Örgütleri

Ancak genel bir çevre sorununa karşı olduğu kadar somut bir alanda da faaliyet gösteren çevreci grup ve örgütlerin varlığı umut verse de çevrecilik konusunda bir bütünlükten söz edilebilmesi zor görünmektedir. Çevrecilerin düşüncel bazda bir dağınıklık içerisinde olduğu söylenebilir.

Fikirlerin eyleme dönüştüğü dernekler ve vakıflar çevreciliğe duyulan ilgi ve çevre koruma politikaları ve duyarlılığı çerçevesinde birtakım örnek faaliyetlerde bulunmuşlardır. Çağdaş anlamda bu düşünce ve faaliyetler son dönem ortaya çıksa da dayandıkları temeller insanlık tarihi kadar eski olup çevre duyarlılığı ve hassasiyeti insanların her daim sahip oldukları değerlerdir.

1960’lı yılların sonunda batıda öğrenci hareketleri, barış gösterileri, nükleer karşıtı hareketler, kadın hareketleri sol yelpazede başlarken toplumsal bütünlüğe sirayet etmiştir. Bu hareketlerin doğaya karşı duyarlılığı geliştirmesi, çevrenin kirletilmesinin önüne geçilmesi, daha iyi bir çevrede yaşam sürme hazlarıyla birleşmesi ekolojik muhalefeti ve karşı duruşu ortaya çıkarmıştır.

Çevreci Örgütlenmeler:

İngiltere’de yeşilliğin ve orta mallarının korunması amacıyla Alpçilik Kulübü, Açık Alanları Koruma Derneği, Kraliyet Kuşları Koruma Derneği gibi dernekler kurulmuş daha sonra ABD’de Sierra Club, Audubon Society, Iztaak Walton League gibi gönüllü kuruluşların faaliyete geçtiği görülmüştür.

Çevreci Örgütlenmeler

Çevreciler, vakıf ve dernekler gibi gönüllü kuruluşlar şeklinde örgütlenebilecekleri gibi siyasi parti kurarak da faaliyetlerde bulunabilmektedirler. Özellikle Avrupa’da yeşiller adı altında siyasi partiler mevcuttur.

Çevrecilik öncelikle aşırı ve gereksiz yani lüks tüketime karşıdır. Bir alternatif olmak üzere yeşil tüketicilik, yeşil politika ile çevreye saygılı üretim ve tüketimin teşvik edilmesi hedefi vardır. Yeşil tüketici öncelikle mal ve hizmetin gereksinim olup olmadığını sorgular, çeşitli mal ve hizmetlerden çevreye en az zararlı olanını tercih eder. Yeşil tüketiciliğin temeli alternatifleri değerlendirerek doğal olanın kullanılmasıdır.

Konservasyonist (Korumacı) ve Preservasyonist (Muhafazacı) çevrecilik akımları, modern çevreci akımlar öncesi çevre koruma çabaları çerçevesinde üretilen çevrecilik akımları olup yeni dönem çevreci akımlar çevre ve etik boyutuyla etik yaklaşımlar şeklinde incelenmiştir. Zira korumacı ve muhafazacı çevrecilik anlayışları kapsam ve büyük çapta ve yeni gelişen sorunlar karşısındaki çaresizlik nedenleriyle yetersiz görülmüştür.

Doğaya, Hayvanlara ve Çevreye Saygı:

Çevre kaynaklarının sınırsız görülerek tüketilmesi, üretim ve tüketim sonucu oluşan atık ve artıklar ile çevrenin kirletilmesi hem insanlar hem de diğer canlı ve cansız varlıklar üzerinde birtakım olumsuz etkiler bırakmıştır. Bu olumsuz etkilerin ve sorunların giderek baskısını artırması insanoğlunu çevre konusunda düşünmeye sevk etmiştir.

Doğaya ve Hayvanlara saygı

Yaşanan sorunların sorumluluğunun tüketim toplumu ile ilişkilendirilmesi ve tepkilerin artması çevreciliği ve çevre etiğini ortaya çıkararak yeşil tüketimi, çevreye saygılı üretim ve tüketimi ve yeşil politika anlayışlarını ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla aşırı, gereksiz ya da lüks tüketim anlayışına karşı çıkılarak çevreye en az zararlı olan üretim ve tüketim teşvik edilmiştir.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gerçekleştirdikleri faaliyetleri çevreye çeşitli olumsuz etkiler bırakmış ve çevre sorunlarının artmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla olumsuz etkiler çevre koruma anlayışı ve çevre bilinci olan bireylerin ortaya çıkmasını sağlamış ve insanlarda çevre bilinci oluşması ve çevre değerlerinin güvenceye alınması fikrini desteklemiştir.

Bu çerçevede çevreci akımların koruma ve muhafaza etme yönünde geliştiği görülmüştür. Sorunların azalmadığı aksine yoğunlaştığının farkına varılması üzerine çevrenin ve çevreciliğin geliştirilmesi gerektiği inancı oluşmaya başlamıştır.

Çevre etiği bakımından çevreye yaklaşımlar korumacı ve muhafazacı akımdan geliştirmeci bir anlayışa evrilirken benzer şekilde çevreye etik yaklaşımlar da insan merkezci yaklaşımlardan canlı ve çevre merkezci anlayışlara geçmiştir. Dolayısıyla sorunlara çözüm arayışlarının çözüm olmaması ya da yeni sorunlara sebep olması çevrecileri daha çevreci düşünmeye yönlendirmiştir.

İnsan ihtiyaçlarının sınırsız olması ve bu ihtiyaçların karşılanması amacıyla gerçekleştirilen ekonomik faaliyetlerin artarak devam etmesi insanların kaynak paylaşımında daha fazla pay sahibi olma ile etik arasında bir dilemma yaşanmasına sebep olmuştur.

Bu nedenle insan merkezci anlayışın kirleten insanı çevreyi koruyan insana dönüştürebilmesi hem çevre hem de insanların yararınadır. Ancak bu durum çevrenin korunmasında ve geliştirilmesinde istenilen hedefin yakalanmasını sağlayamamıştır. Hatta katı bir insan merkezci anlayışın ne pahasına olursa olsun insanın mutluluğunu artırmayı amaç edinmesinin bir sonucu olarak doğal kaynakların sınırsızca tüketilmesi söz konusu olmuştur.

Çevre Etiği Anlayışı:

Çevre Etiği anlayışı

İnsan merkezci anlayışa tepki olarak diğer canlıların da hayat hakkının olduğunu savunan canlı merkezci anlayış geliştirilmiştir. Sadece insan tezine şiddetle karşı çıkılarak bitki ve hayvanların hatta tüm canlıların hak sahibi olduğu ve kendinden menkul değerlerinin olduğunu savunulmuştur.

Böylece çevre etiği açısından insanların çevreyi sınırsızca tüketmesinin önüne geçilmesinin sağlanacağı düşünülmüştür. Bu etik anlayışın abiyotik çevre unsurları açısından eksik kalan yönlerinin tamamlandığı çevre merkezci etik anlayışta ekolojik bütünlüğün çevrenin tüm unsurları ile bir bütün olduğu vurgulanmıştır.

Çevreye saygı

Etik yaklaşımlar içinde canlı merkezci ve çevre merkezci etik anlayışların insan merkezci etik anlayışa göre gerçekten “etik” olduğu ancak çevre merkezci etik anlayışın da canlı merkezci etik anlayışa göre daha ileri olduğu açıktır. Gelecekçi yaklaşım çevrenin korunmasında ve geliştirilmesinde bir sorumluluk (çevrenin gelecek kuşaklardan ödünç alındığı gerçeği) kadar bir umut (daha güzel ve yaşanabilir bir çevrede yaşama arzusu) da verir. Çünkü yaşamın en önemli beklentilerinden birisi de budur. Fikir ve eylem açısından gelecek üzerine kurulmayan hiçbir çevreci akım ve anlayışın etik anlamda sağlam temeli olmayacağı için çevre etiği gelecekçi anlayışı yansıtmalıdır.

Dolayısıyla gelecekçi yaklaşımın çevre etiği için görünmez bir kalkan olduğu ve çevreye gizli bir koruma sağladığı söylenebilir. Bu etik anlayışların teoride kalmaması ve çevre ile ilgili politikalara yön vermesi ve biyolojik çeşitliliğin insan unsuru üstün görülmeksizin korunması ve geliştirilmesi beklenmelidir.

Sonuç olarak etik anlayışların fikri temellerinin çevreci eylemlere dayanak olduğu ve oluşan tepkilerin yönetimler, firmalar, tüketiciler ve tüm toplumlar üzerinde etkili sonuçlar verdiği görülmüştür. İnsanlarda çevre bilinci oluşmaya başlaması ile çevreye zarar veren yönetimler ve firmalar katılımlı eylem, pasif direniş, protesto gibi çok çeşitli eylemler kanalıyla çevreci bir anlayışa yönlendirilmeye çalışılmıştır.

Bireysel çıkışların çevreci vakıf ve dernekler bünyesinde kitlesel güçlere dönüşmesinde de bu etik yaklaşımların etkisi olmuştur. Gerçekleştirilen organize, geniş katılımlı, güçlü ve etkili sonuçlar alınan eylemlerde çevreci vakıf ve derneklerin çevre etiği açısından gösterdikleri başarının altında bahsedilen etik yaklaşımların teorik ve bilimsel temellerinin olduğu gerçeği insanlara çevre etiğinin “yaşanabilir bir çevrede yaşamak” ve gelecek kuşaklara “yaşanabilir bir çevre” bırakmak için ne denli önemli olduğunu göstermiştir.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir. Lütfen sadece okuduğunuz makale değil outdoor ve doğaya dair yayınlanmasını ve irdelenmesini istediğiniz her konu hakkında bize yazın. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Doğaya Dayalı Turizm

Türkiye’nin Outdoor Sayfası olarak ekoloji yazı serimize devam ediyoruz. Ekoloji ne demektir sorusunun cevabı için, ekoturizm ne demektir sorusunun cevabı için, eko turizmin ilkeleri nelerdir sorusunun cevabı için, sürdürülebilir eko turizm için ilgili bağlantılara tıklayabilirsiniz.

Doğaya Dayalı Turizm Ne Demektir?

Turizm, dünyanın en büyük ve en hızlı gelişen sektörü olarak tanımlanmaktadır. Özellikle doğaya dayalı turizm faaliyetlerindeki önemli gelişmeler bu sektöre fayda sağlayan en önemli katkı olarak değerlendirilmektedir.

Doğaya dayalı turizm için kullanılan arz kaynakları; görece müdahale görmemiş peyzaj, su, bitki örtüsü ve yaban hayatı gibi doğal kaynakların kullanımı ile ilgili bütün turizm şekillerini içermektedir. Doğaya dayalı turizm, turizm ekonomisi büyümekte olan bir sektörüdür.

Eko turizm ya da doğa turizmi olarak da bilinen doğaya dayalı turizm, doğa, yabani bitki örtüsü, yabani hayvanlar ya da mevcut kültürel doku ile iç içe olma, bunlara hayran olma, ya da bunlarla ilgili olarak çalışmalar yapma gibi özel amaçlar ile nispeten bozulmamış ve kirletilmemiş doğal alanlara seyahat etmeyi içeren turizm türü olarak tanımlanmaktadır.

WWF_TURKIYE on Twitter: "🏞#Kaş ve çevresindeki turizm talebi sıradan bir  turizm talebi değil. Özellikle deniz altı dalış ve doğaya dayalı alternatif  turizm beklentisi olanlar Kaş ve çevresini tercih ederler. Alanın tüm  değerlerini
Doğaya Dayalı Turizm

Doğaya dayalı turizm konusunda literatürde ortak bir tanım bulunmamaktadır. Eğitim, rekreasyon (outdoor) ve macera gibi üç özel elementle birleştirilen turizm aktivitesine karşılık olarak doğa seyahati veya doğa uyumlu turizm ifadeleri kullanılmaktadır.

Weber, doğa turizmi ile macera teriminin birlikte kullanılmasına karşıdır ve macera turizminin özel bir çevreyle (örn. doğa) bağdaştırılmaması gerektiğini savunmaktadır. Ona göre macera bireyin maruz kaldığı bir fonksiyonun risk yaratabilecek bir tecrübesidir.

Valentine ise rekreasyon elementini kendi tanımıyla birleştirmekte ve doğaya dayalı turizmin temelde doğada onu rahatsız etmeden eğlenmek olarak ifade etmektedir. Ona göre doğada uygulanabilecek üç çeşit aktivite vardır. Bunlar; doğaya dayanan aktiviteler (tecrübeler), doğa tarafından geliştirilen aktiviteler ve doğal ortamda rastlantısal olarak oluşan aktivitelerdir.

Doğaya Dayalı Turizm Çeşitleri Nelerdir?

Doğaya dayalı turizme katılım çevreye yönelik sosyo-ekonomik değişkenlerin ve tutumların bir fonksiyonu olarak ifade edilmektedir, doğaya dayalı turizmi, balık avlama, avcılık, kayak, snowboard, kar motosikleti, kızak, kano, su, sporları, yürüyüş, bisiklet, dağ bisikleti, kuş gözlemciliği, bitki gözlemciliği, yaban hayatı izleme, golf, fotoğrafçılık ve bunun gibi pek çok rekreasyonel (outdoor) faaliyeti içeren bir turizm türü olarak tanımlamaktadırlar. Diğer bir tanıma göre doğaya dayalı turizm, bir alanın doğal kaynaklarını kullanmak kapsamında basit serbest zaman gezisidir

Bununla birlikte; doğaya dayalı turizm faaliyetlerinin, önemli ölçüde tarım, çiftlik ve yaban hayatı turizmine yönelik gerçekleştirilen faaliyetlerden oluştuğu da ifade edilmektedir. Yaban hayatı turizmi, turizm gelişiminin sürdürülebilir yönünü oluşturmakta, tarım turizmi ve çiftlik turizmi ise kırsal kalkınma ve gelecek nesiller için önemli bir katalizör görevi üstlenmektedir.

Ekoturizm - Vikipedi
Eko turizm

Doğaya dayalı turizm eko turizm, doğa turizmi, yeşil turizm, kırsal turizm gibi adlarla da anılmakta ve doğadan ve doğanın yaban hayatından etkilenen, doğa ile iç içe olmayı seven ve doğaya yönelik çalışmalar yapan, aynı zamanda kültürel çekiciliği de bulunan nispeten bozulmamış ve kirletilmemiş alanlara seyahatleri içeren bir turizm türü olarak tanımlanmaktadır.

Doğaya dayalı turizmi, milli parklar, koruma altına alınmış özel alanlar, hayvanat bahçeleri ve yaban hayatı gibi doğal ortamları temsil ettiği düşünülen alanlara yönelik gerçekleştirilen etkinlikler olarak da tanımlanmaktadır. Başka bir tanıma göre, doğa turizmi genel olarak, doğal ortamlara yapılan seyahatleri ifade etmektedir. Manzara bütünlüğü, topografya, su, vejetasyon ve yaban hayatı gibi doğal kaynakların kullanımı ile ilgili bütün turizm şekillerini içermektedir. Doğaya dayalı turizm, kırsal mekânlarda yapılan rekreasyonel ve macera türü spor faaliyetlerini içine almaktadır.

Doğaya Dayalı Turizmin Unsurları

Görüldüğü gibi doğaya dayalı turizm kavramına yönelik yapılmış çok çeşitli tanım bulunmaktadır. Yapılan bu çeşitli tanımlara rağmen yapılan turizm çeşidinin doğaya dayalı turizm olarak adlandırılması için olması gereken dört önemli unsur bulunduğunu ifade etmektedir. Bunlar;

More than just sightseeing: Foreign tourists make a beeline for Kerala to  experience the local life | Thiruvananthapuram News - Times of India
  • Doğaya dayalı turizm el değmemiş doğal alanlarda yapılan turizm türü olmalıdır.
  • Doğaya dayalı turizmde çevre zarara uğramamış ve değerini yitirmemiş olmalıdır.
  • Doğaya dayalı turizm, doğal alanların sürdürülebilir korunmasına ve yönetimine doğrudan katkı sağlamalıdır.
  • Doğaya dayalı turizm, doğal alanların korunmasında yeterli ve uygun yönetim biçimini benimsemeli ve uygulamalıdır.

Doğaya Dayalı Turizmin Kurumsallaşması:

Biyoçeşitlilik • Kilsan Blog
Biyo Çeşitlilik

Doğaya dayalı turizmin üç stratejik temel üzerine kurulması gerektiğini ifade edilmektedir. Bunlar;

  • Biyo-çeşitlilik bileşenleri yönetmek.
  • Sürdürülebilir kullanımını sağlamak.
  • Toplumda doğa koruma bilincini yerleştirmek.

Doğa Turistleri

Doğaya dayalı turizm faaliyetlerine katılan turistler aktif kaynak kullanıcılarından daha ziyade pasif ve tüketici olmayan gözlemcilerdir. Doğaya yönelik turizm faaliyetleri macera ile iç içe olmayı sevenler tarafından daha çok tercih edilir ve doğaya yönelik turizm faaliyetleri genel olarak macera turizmine dayanır.

Doğa Harikası Ayder'e Turist Akını
Doğa turizmi

Doğaya yönelik turizm faaliyetlerine katılmak isteyen turistler için doğada yapılabilecek çok çeşitli aktiviteler bulunmaktadır. Bu aktiviteler; safari ve yaban hayatı gözlemciliği, rafting, kayak, kano, yürüyüş ve tırmanma, kus gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı, botanik çalımsa veya bitki gözlemciliği, kampçılık, balık avlama, mağaracılık, kelebek gözlemciliği, binicilik, arkeoloji araştırmaları gibi faaliyetlerdir. Doğa odaklı turistler, huzurlu bir çevre, geleneksel değerlerin yansıtıldığı el yapımı ürünler, konaklama yerlerinde kişisel servisler, doğal manzara, kumsalla ve okyanusla ilgili aktiviteler aramaktadırlar.

Doğa odaklı turistler; iyi havaya, güvenli ya da tanıdık bir çevreye, rahatlamaya, pahalı otellere ya da restoranlara gerek duymazlar. Onlar bir yeri daha çok uzaklığı, kültürel farklılığı ve çekici bir doğası olması sebebiyle ziyaret etmek istemektedirler.

Nature Tourism eBook by Nandini Rajpal - 9789388040457 | Rakuten Kobo Greece

Doğa turisti değerbilirlilik, katılımcılık ve duyarlılık ruhu içinde, doğal özelliklerini nispeten koruyan alanları ziyaret eden kişidir. Amaçları keşfetmek, macera, rekabet, dostluk, doğa bilinci ya da iç dünyalarını geliştirmektir. Aynı zamanda yaban hayatını ve doğal kaynakları kullanırken de tüketici bir anlayışla yaklaşmayan kişidir. Ayrıca, bu turistler çevresel sorumluluk taşıyan, çevreyi korumaya özen gösteren tüketiciler olarak çevreye daha küçük bir “ekolojik ayak izi” bırakmaya çalışan kişilerdir.

Doğa turistlerini, doğa olaylarına şahit olabilmek, fiziksel olarak doğada bulunmak, doğa hakkında bir şeyler öğrenmek ve aynı ilgi alanlarına sahip insanlarla tanışmak için seyahat ettiklerini ifade etmektedirler. Onlara göre doğa odaklı turistlerin istekleri ve seyahat şekilleri genel seyahat edenlere göre farklılık göstermektedir.

Doğa odaklı turist, dünyanın doğa harikalarını keşfetmede güçlü arzuya sahip ve aynı zamanda doğa tarihi ile ilgili yerleşmiş genel kurallara hâkim ve bir o kadar da vahşi yasamı ve geleneksel kültürü korumaya istekli bireyler olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda doğa odaklı turistler, çevre hakkında eğitimli ziyaretçilerdir. Doğaya yönelik turizm faaliyetlerine katılan turistler yas, eğitim, gelir durumu ve köken gibi demografik özellikler açısından diğer turistlerden farklılaşmaktadırlar. Doğa turistleri genellikle, orta yaşlı olup, diğer turistlere göre daha yüksek eğitim düzeyine ve yüksek gelire sahip turistlerden oluşmaktadır.

Doğa turistleri çevre konusunda bilinçli, yüksek eğitim düzeyine sahip kişiler olarak tanımlanmakta ve hatta çevre konusunda eğitim almış kişilerden oluşabilmektedir.

Doğa Turizminin Olumsuz Etkileri

Turizmin çevre ve doğal kaynaklar üzerindeki diğer olumsuz etkileri de aşağıda özetlenmektedir.

Doğa Turizminin Havaya Olumsuz Etkisi :

Doğa turizmine katılan kişileri taşımakta kullanılan araçların hava ve gürültü kirliliği, küresel iklim değişikliğine yol açan fosil yakıtların kullanılmasıyla karbondioksitin artması gibi olumsuz etkileri vardır.

Doğa Turizminin Su’ya Olumsuz Etkisi :

Minerallerin, besleyicilerin, pis suların, petrolün ve zehirlerin çevreye giriş yapması, kirlilik su kalitesini düşürmekte ve hayvanlarda potansiyel sağlık tehlikelerine yol açabilmektedir.

Doğa Turizminin Jeoloji ve Toprak Üzerine Olumsuz Etkisi

Minerallerin, kayaların, fosillerin taşınması, topraktaki fiziksel ve kimyasal değişikliklerin meydana gelmesi, erozyon ve toprak kayıplarının oluşumu, Bitki sistematiğini etkileyen değişikliklerin oluşmasıyla doğa bozulabilmektedir.

Doğa Turizminin Manzara’ya Olumsuz Etkisi :

Miras yapıların korunmasıyla manzaranın görünüşündeki potansiyel gelişmelerin meydana gelmesi sonucu doğadaki manzara zarar görebilmektedir.

Doğa Turizminin Yaşam Alanları’na Olumsuz Etkisi :

Kaynak kullanımı ve/veya turizm yapılaşması yüzünden doğal çevrenin azalması, yasam alanı değişikliğine sebep olan yangınların artışı ile yaşam alanları bozulabilmektedir.

Doğa Turizminin Yaya ve Taşıt Trafiğine Olumsuz Etkileri:

Filizlenmede, büyümede, yeniden üretimde, türlerin çeşitliliğinde, uyumda ve bitkinin morfolojisindeki değişmeler, hassas türlerin yok olması gibi zararlar vermektedir.

Doğa Turizminin Bitki Toplulukları’na Olumsuz Etkisi :

Türlerdeki uyumun değişmesi ve nadir türlerin yok olması sonucu bitki toplulukları zarar görmektedir.

Doğa Turizminin Vahşi Yaşam Alanları’na Olumsuz Etkisi :

Africa can Benefit from Nature-based Tourism in a Sustainable Manner
Vahşi Yaşam Turizmi

Avcılık ve balıkçılığın etkileri, türlerin, uyumun ve sosyal davranışların değişimi (örneğin filler, aslanlar) nadir türlerin yok olması, evcil hayvanların azalması gibi olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Vahşi yaşamın gözlem ve fotoğraf çekme ile rahatsız edilmesi sonucu ortaya çıkan etkileri: davranışsal değişiklikler; karşılıklı ilişki sonucu insanlara yaklaşma dikkat çekme, psikolojik değişiklikler; kalp atışı değişikliği, stres, uyumu ve dağılımı; türlerin uyumundaki değişiklik, çeşitlilik ve bolluk, kendine has iliksiler, rekreasyonel aktiviteler yüzünden yer değiştirme gibi sonuçları olmaktadır.

Doğa Turizminin Kirlilik Üzerine Etkisi :

Psikolojik stres, davranışsal değişiklikler, gürültü kirliliği yüzünden üretkenlikteki azalmalar gibi sağlıkla ilgili etkiler, yiyecek kaynağı olarak harcanan yok edilen yerler doğa turizminin kirlilik üzerine etkisi olarak sayılabilir.

Doğayı Korumak İçin Ne Yapmalıyız?

Keeping Kids Connected to Nature - A Family for Every Child
Doğayı Koruyalım

Doğaya dayalı turizm, turizm sektörünün önemli bir pazar bölümü olmasının yanında, bu turizm türü macera, kültür ya da eko-turizm gibi pek çok turizm türünü birleştirmekte ve doğal alanlara seyahati içermektedir. Dolayısıyla doğaya dayalı turizm türünün ürünleri de doğada bulunan ürünler olmaktadır. Oysa, hızla artan dünya nüfusu, hızlı ve düzensiz kentleşme, plansız endüstrileşme, sulak alanların kirletilmesi, tarım ilaçlarının aşırı ve kontrolsüz kullanımı, orman yangınları ile meydana gelen kirlenmeler, yenilenemeyen kaynakların aşırı kullanımı ve düzensiz tüketiminin yanında doğaya dayalı turizm ürünlerinin çevre ve doğa temelli ürünler olması doğal dengeyi bozan etkenlerin basında gelmektedir. Yanlış ve aşırı kullanımlar; hava, bitki, toprak, su ve buralarda yasayan canlıların yasam ortamlarının bozulmasına neden olmakta, doğal turizm alanlarının yok olması sonucunu doğurabilmektedir.

Unutulmamalıdır ki turizmin gelişmesi için en önemli unsurlardan biri bu alanlardır. Bir turizm yöresinin tarihi ve doğal güzellikleri, turistleri o turizm yöresine çekmektedir. Günümüzde bir ülkeye gelen turist, artık o ülkenin çevre ve doğal değerlerini de dikkate almaktadır.

Dolayısıyla doğal kaynakların korunması ülkeye gelen turist sayısını da olumlu yönde etkileyecektir.

Doğal kaynakların korunmasının da tek bir taraftan ya da belli bir kesimden beklememek gerekmektedir. Doğal kaynakların ya da çevrenin korunması ne sadece çevre örgütlerinin isidir ne de sadece turizm isletmelerinin isidir.

Bu konuda tüm toplumun duyarlı olması gerekmektedir.

Doğayı Koruyalım – Çizgi Dünya

Bu konudaki katılımcı işbirliği doğal kaynakların çok yönlü korunmasına ve böylece sürdürülebilir kullanımına olanak sağlayacak aynı zamanda da doğaya dayalı gerçekleştirilen turizm faaliyetlerinin de uzun ömürlü devam etmesini sağlayacaktır. Bu nedenle tüm paydaşların (çevreyle ilgili olsun olmasın), doğal kaynakların korunmasındaki rollerini ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi ve bu konuda gerekli kesimleri cesaretlendirmesi ve tevsik etmesi büyük önem taşımaktadır.

Eğer siz de bu yazıyı sonuna kadar okumuşsanız doğanın korunmasının ve temiz bir şekilde gelecek nesillere aktarılmasının önemini biliyor ve bu konuda duyarlısınız demektir. Lütfen her hal ve şartta doğadan taraf olunuz. Doğayı koruyalım.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir, lütfen yazınız. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Kaynak: Doğaya Dayalı Turizm Faaliyetlerinin Gelişiminde Toplum Temelli Doğal Kaynak Yönetiminin Önemi Özlem Köroğlu, Sebahattin Karaman / Balıkesir Üniversitesi Turizm Fakültesi,

Sürdürülebilir Ekoturizm

Ekoloji serimize devam ediyoruz. Ekoloji ne demektir başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz. Ekoturizmin ilkeleri başlıklı yyazımızda ekoturizm kavramını, çeşitli kurumlara yapılmış ekoturizm tanımazımızda ise ekoturizmin gelişme aşamalarını, ekoturizm endüstrisi ve ekoturizm doğa ilişkisini önceki yazımızda açıklamıştık. Bu yazımızda ise ekoturizmin ilkeleri, sürdürülebilir turizm, ekoturizmin bütünlüğü, doğa turizmi, yaban hayatı turizmi, Ekoturizmin sürdürülebilirlik ilkeleri ve Türkiye’de Ekoturizm konularını açıklamıştık.

Ekoturizm; ekolojik turizmin kısaltılmış halidir. Eko-turizm, doğayı bozmayan ve koruyan bir turizm anlayışını ifade etmektedir.

Sürdürülebilir turizm

Son yıllarda, sürdürülebilir turizm gelişmesi turizm sektöründe önemli bir yer tutmaktadır. Sürdürülebilir turizm; turizm etkinliğinin, doğal, kültürel, biyolojik, ekolojik tüm yenilebilen ve yenilenemeyen kaynaklara süreklilik sağlayarak planlanmasını ve yürütülmesini ifade eder. Yerel halk ve turist kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılarken, bugün var olan kaynakların gelecekte de değerlerini korumak anlamında sürdürebilirlik önemlidir.

Sürdürülebilir turizm aynı zamanda, biyolojik çeşitliliğe ve kültürel bütünlüğe zarar vermeden, hem yöre halkı, hem de ziyaretçilerin karşılıklı ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili yönetsel bir süreçtir. Sürdürülebilir turizm, asıl olarak çevre ile ilgili bir durumdur; doğa, insan ve turistik hedef üçlüsü şeklinde düşünüldüğünde yönetsel süreç yanı daha da önem taşımaktadır.

Sürdürülebilir kalkınma ile turizm arasındaki ilişkiler, çevresel değerler üzerinde odaklandığında, turizm değerlerini korumak ve gelecek nesillere taşımak yönetsel süreçte herhangi bir sorun olmadan gerçekleşecektir. Sürdürebilirlik-çevre- insan ilişkisinde turizm kaynaklarının tanıtımının yapılması, kullanımı, potansiyel müşteriler ve yerel halkla ilişkiler bu süreç içerisinde değerlendirilmelidir. Turizmin uzun dönemli sürdürülebilir ve güvenli olabilmesi, çevresel değerlerin gelecek kuşaklara da hizmet edebilmesi için çevrenin korunmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamak, turizm yatırımcılarının ve işletmecilerinin benimsemesi gereken başlıca görevi olmalıdır.

Turizm Sektörünün Gelişimi

Dünyadaki hızlı ekonomik, siyasal, teknolojik gelişmeler ve değişimlere paralel olarak, turizmin boyutları giderek daha da artmakta ve ülke ekonomilerinde önemli bir konuma sahip olmaktadır. Turizm sektöründe
yapılan her türlü harcama, ekonomiyi hareketlendirmekte ve canlandırma etkisi yapmaktadır.

Sürdürülebilir turizm

Bu tür faaliyetler, gelişen küresel rekabet de göz önüne alındığında, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile desteklenmektedir. Ancak, son yıllarda kıyı turizminin etkisiyle, kıyı yörelerin taşıma kapasitesi iyice dolmuş ve büyük bir kıyı tahribatı yaşanmıştır. Dinlenme, eğlenme ve gezmeye yönelik turistik tüketim kalıplarında önemli değişmeler gözlenmektedir.

Giderek lüks turizm hareketlerine katılım azalmakta, bir tür doyum sınırına gelmiş olan alışılmış turizm merkezlerinden az da olsa uzaklaşma yönünde bir eğilim yaşanmaktadır. Dolayısıyla, hem turist profilindeki, hem de tüketim kalıplarındaki değişiklikler doğal, kültürel çevrenin koruma-kullanma dengesi içinde kullanımını öngören eko-turizm, sürdürülebilir turizm gibi yeni kavramların oluşmasına neden olmaktadır.

Doğal varlıklar insanların herhangi bir katkısı olmadan doğal olarak oluşan zenginliklerdir. Dağlar, ovalar, vadiler, ormanlar, göller, nehirler, denizler, doğal anıtlar, iklim ve jeolojik koşullara göre farklılaşan manzaralar doğal varlıklar kapsamındadır. Bir ülkenin sahip olduğu doğal varlıkların sayısı ve çeşitliliği, turistlerin o ülkeye gelmesinde en büyük çekim gücünü oluşturmaktadır. Bu nedenle, doğa ve doğal çevre, sürekli olarak insanların seyahatlerini yönlendiren çekici bir güç, aynı zamanda turizm sanayisinde vazgeçilmez hammadde durumunda bulunmaktadır.

Ama doğal varlıklar herhangi bir şekilde değerlendirilmediği zaman hiçbir ekonomik yarar sağlamaz. Bu varlıklar turizmin hizmetine sokularak değerlendirildiğinde, yararlı ve ekonomik anlam taşıyan varlıklar haline dönüşürler. Doğal kaynaklar ekoturizm sayesinde turizm amaçlı kullanılıp değerlendirilir.

Ekoturizm geniş alanlardaki ekolojik yapıyla birlikte düşünülmesi gereken bir turizm türü olduğundan, bütün turizm çeşitlerinde bunların dengesini bozacak müdahalelerden kaçınılması gerekir. Ekoturizmde insanların, doğal çevreyi ve yerel halkın yaşantısını yerinde yaşayarak öğrenmesi amacıyla, bireyler veya küçük gruplar halinde doğal alanlara seyahat etmelerinin sağlanması ekoturizm turlarıyla
gerçekleştirilebilir.

Ekoturizmde büyük yatırımlara, beş yıldızlı otellere, lüks tesislere ihtiyaç yoktur. Bu eğilim doğal alanlara yönelik ziyaretlerin teşvik edilmesi ve çevresel konulardaki kişisel bilincin artması sonucunda ekoturizm faaliyetlerinin, turizmin merkezine oturması ile ortaya çıkmıştır. 1998 yılında yaklaşık 45 milyon kişi bu seyahatlere katılmıştır.

Sürdürülebilir turizm

2010 yılında bu sayının 70 milyona ulaşacağı beklenmektedir. Bu rakamlara, doğal alanlara yönelik sayıları gittikçe artan yerli turistler de eklenmelidir. Özellikle, 1990’lı yılların başından itibaren milli parklara yönelik turizme açılan alanların artmasının yayılmasını tehlikeli görenler, bu mekânların da bozulacağı endişesini taşımaktadırlar. Ekoturizmde sahip olduğumuz doğal ve kültürel değerlerin korunması, geliştirilmesi, yerli halkın katılımını ve kalkınmasını sağlamak temel ilkedir. Böylece, kontrollü turlar sayesinde hem çevresel bozulmayı önlerken, hem de yerel halkın ekonomik kazancının sağlanması amacı da gerçekleştirilebilmektedir.

Aslında, ekoturizm çevreye zararlı değildir ve bu yüzden genelde sürdürülebilir olarak anlaşılır; hem çevreci örgütler ve hem de Dünya Bankası tarafından doğa için olumlu bir gelişme olarak önerilir ve desteklenir.
Ekoturizmi bu çerçevede algılamak, yapılacak olan turizm etkinliklerini ekolojik ve ahlaki ilkelere dayalı olarak yürütmek, turizme ve yerli halka çok boyutlu katkılar getirecektir.

Sürdürülebilirlik

Ekoturizm, “çevre ve kültür değerlerin sürdürülebilirliğini garanti altına alan, yerel halklara maddi yarar sağlayan turizm” olarak kavransa da, ağırlıklı faaliyet alanı olarak doğada yapılan turizm türlerini kapsamakta ve bazı ilkelere sahip olması gerekmektedir. Bunlar; doğal çevrenin ve yerel kültürlerin sürdürülebilirliği ilkeleridir.

Doğal çevrenin sürdürülebilirliği ilkesi, doğa turlarında doğal çevrenin bozulmaması ve korunması demektir. Bu tür turların, belli bir plan ve program çerçevesinde hayata geçirilmesi, seçilen rotanın ve uyulması gereken kuralların önceden belirlenmesi ve eğitilmiş uzman rehber kullanılması gerekmektedir. Bu bölgelerde ulusal ya da bölgesel ekoturizm bilincinin yerleşmemiş olması nedeniyle, çirkin yapılaşmalar ve yaban hayatının gelişigüzel kullanılması söz konusu olabilir. Bunların önüne geçilmelidir.

Sürdürülebilir turizm

Bitki ve hayvan türlerinin envanteri çıkarılmadan ve bölgenin taşıma kapasitesi bilinmeden turların düzenlenmesi, ancak bu kuralların konulup, sıkı bir şekilde uygulanması ile mümkün olacaktır. Tur düzenleyen acentalar ve tur katılımcıları, milli park, doğal koruma alanı, vb. ilan edilmiş bölgelerde, ilgili kurumlarca konulmuş kurallara, kamp yapılması yasak olan ya da kısıtlamalı bölgelerdeki yasaklara uymak, gezilen ve kamp yapılan yerlerde belirlenmiş gezi rotalarına, tecrübeli doğa rehberinin uyarılarına uymak, flora ve faunaya asgari zarar verecek şekilde hareket etmek, gezi faaliyeti sırasında çevreye atık ve doğada
silinemeyecek izler bırakmamak; özellikle nesli tehlikede bulunan hayvanların bulunduğu bölgelerde gürültü, vb. kirlilik yaratmamak durumundadırlar.

Flora ve faunanın korunmasına özel önem verilen yerlerde tur rotalarını, koruma ilkelerini gözeterek sık sık değiştirmek; yetkili resmi kurumlar tarafından mutlaka doğa ve dağ rehberliği sertifikasyonu kullanmak, eğer yoksa doğa turları konusunda uzman kurum ve kişilerden eğitim almış tecrübeli rehberler bulundurmak zorundadırlar. Çünkü bazı kişiler için “eko” ifadesi, pazarlamada işe yarayan yararlı bir önekten başka bir şey ifade etmemektedir.

Ekoturizm faaliyetlerinin başarısı ve sürdürülebilmesi için yapılan turizm planlamalarının da dikkate alınması gerekir. Halkın değerlerini ve sosyal çevreyi daha iyi anlamak ve turistik yörelerin ve değerlerin dışarıdan gelebilecek etkilere karşı hassasiyetlerinin belirlenmesi gerekir. Çevresel ekonomilerin büyümesi; turizmde gelişmelerin değerlendirilmesi ve izlenmesi ile birlikte ele alınarak sağlanmalıdır. Turizm planları ve projeler uzun dönemli çevresel kaliteyi sağlayıcı özellikte olmalıdırlar. Planlayıcılar, ekonomik bir sektör olarak sadece turizmi tek başına görmemeli, turizmle birlikte var olacak dengeli bir ekonomiyi hedeflemelidirler.

Turizm Politikaları

Ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde ekoturizm politikaları ve geliştirme stratejileri oluştururken, ekoturizm aktivitelerinden etkilenen ve etkilenmesi beklenen tüm tarafları kapsayan geniş bir danışma süreci belirlemek; doğanın, yerel, bölgesel halklara ait kültürlerin, geleneklerin, genetik kaynakların, toprak ve mülkiyet haklarının, temiz kullanma ve içme suyu hakkının korunmasının bölgesel ve yerel haklar, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve ekoturizmin tüm taraflarının katılımları ile garantilemek; ekoturizm ile ilgili kamu kuruluşları arasında gerekli eşgüdümü sağlamak, denetim sonuçlarını halka açıklamak; sürdürülebilir ulaştırma ilkelerini, hedefe erişim ve ulaşım sistemlerinde uygulayarak tur operatörlerini ve seyahatçileri, çevreye karşı duyarlı seçenekleri tercih etmek konusunda teşvik etmek bu doğal ve kültürel sürdürülebilirliği sağlayabilir.

Sürdürülebilir turizm

Böylece bir anlamda, çevresel etki kontrolü yapılmaktadır. Artık, tüm dünyada bu çevreci tutumu benimseyen acentalar ve onların turları destek görmekte ve tercih edilmektedir. Hatta bu anlayışla faaliyet gösteren acentalara özel ödüller, belgeler verilmektedir. Gerçekten de, insanların tüm yeryüzünde birbiriyle buluşması, kaynaşması ve barış içinde birarada bulunmasını sağlayan turizm hareketleri, ancak böylesi bir anlayışla, var olan değerlere zarar vermeden sürdürülebilecektir.

Herhangi bir etkinliğin ekoturizm etkinliği sayılması için gerekli nitelikler, çevre ahlakının geliştirilmesi, turistik amaçlı alanları koruma-kullanma dengesi içinde turizme açmak, tüketici erozyonunu önlemek için taşıma kapasitesini dikkate almak, doğal kaynakların kültürle birlikte kullanımını sağlamak temel hedeflerdir. Çünkü ekoturizme katılan insanlar doğa ve çevre ile ilgilidir, kendi çıkarları için doğanın tahrip edilmesini istemez, onu olduğu gibi kabul eder.

Doğal çevre, ekolojik ve kültürel sürdürülebilirlik, eğitim,
yerel düzeyde ekonomik fayda sağlamak ekoturizmin temel taşlarıdır. Ulusal parklar ve korunan alanlar ekoturizmin temel kaynağını oluşturmaktadır. Ekoturizm, sürdürülebilir turizmin etkin yönetim anlayışı ve tanıtımla kırsal kalkınmada önemli sonuçlar doğurabilir.

Ekoturizm alanlarında konaklama yeme-içme tesislerinin doğaya uygun, abartısız yapılması iletişim ve ulaşım araçlarının çevreyi en az kirletecek şekilde geliştirilmesi, gürültü ve kirlilik yaratan araçlardan ve sportif etkinliklerden kaçınılması ilke edinilmelidir.
İnşaat malzemesi, mobilya ve dekorasyon yerel dokuya uygun olmalı, düşük kirlenme yaratabilecek enerji türlerinden yararlanılmalıdır.

Düzenlenecek tur güzergâhları, yürüyüş, bisiklet yolları doğanın bir parçası olarak teknolojiden biraz uzak durarak planlamalıdır. Ekoturizmin sürdürülebilir iş olanağı yaratacağı yerli halka anlatılmalı ve elde edilen gelirin büyük bir kısmının yerli halkta kalması ve koruma amaçlı kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir. Yerel toplumun ekoturizm etkinliklerinin her aşamasına katılması, planlama, yönetim ve denetim çalışmalarını izlemesi sağlanmalıdır. Bu alanların ekoturizm ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi, ülkemizdeki sürdürülebilir ekoturizm açısından da geçerlidir.

Çevreye duyarlı sürdürülebilir turizmin gelişebilmesi için, doğal zenginliklerin, sit alanlarının, özel çevre koruma alanlarının, doğrudan turizm alanı olarak kullanılması yerine; bu alanların özelliklerini dikkate alarak, yerel toplulukları da içine alan diğer alanlarla bütünleşik yapılı ve koruma esaslı planlama yapılması ekoturizm için de geçerlidir.

Belli bir sistem ve sürece göre çevreye zarar veren parçacıl yaklaşımlar yerine, yaşam birimlerine bütünsel bakan, çevreyi koruyan, doğal, kültürel ve tarihi değerleri koruma-kullanma dengesinde sürdürülebilir kılan bir planlama anlayışı getirilmelidir. Ancak, bütünsellik durumunda ekoturizmin sürdürülebilirliği kalıcı olabilir. Bu nedenle, ekolojik turizm alanında yapılacak yeni akademik çalışmaların, örneğin yöresel ekolojik taşıma kapasitesinin veya doğal, tarihi ve kültürel kaynak envanterlerinin araştırılmasına yönelik olması önerilebilir.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir, lütfen yazınız. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Kaynak:

EKOLOJİK TURİZMİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ Yrd. Doç. Dr. Şafak KAYPAK Mustafa Kemal Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü

Ekoturizmin İlkeleri Nelerdir?

Ekoloji serimize devam ediyoruz. Ekoloji ne demektir başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz. Bu yazımızda ekoturizm kavramını, çeşitli kurumlara yapılmış ekoturizm tanımlarını, ekoturizmin gelişme aşamalarını, ekoturizm endüstrisi ve ekoturizm doğa ilişkisini önceki yazımızda açıklamıştık. Bu yazımızda ise ekoturizmin ilkeleri, sürdürülebilir turizm, ekoturizmin bütünlüğü, doğa turizmi, yaban hayatı turizmi, Ekoturizmin sürdürülebilirlik ilkeleri ve Türkiye’de Ekoturizm konularını açıklamaya çalışacağız.

Ekoturizmin İlkeleri

Türkiye'de ekoturizm – Yeşilist | Herkes için yeşil
ekoturizm

Ekoturizm, korumayı, toplulukları ve sürdürülebilir seyahatleri birleştirmekle ilgilidir. Bu, ekoturizm faaliyetlerini uygulayan, katılan ve pazarlayanların aşağıdaki ekoturizm ilkelerini benimsemesi gerektiği anlamına gelir:

  • Fiziksel, sosyal, davranışsal ve psikolojik etkileri en aza indirin.
  • Çevresel ve kültürel farkındalık ve saygı oluşturun.
  • Hem ziyaretçiler hem de ev sahipleri için olumlu deneyimler sağlayın.
  • Koruma için doğrudan mali faydalar sağlayın.
  • Hem yerel halk hem de özel sektör için finansal faydalar yaratın.
  • Ziyaretçilere, ev sahibi ülkelerin politik, çevresel ve sosyal ortamlarına duyarlılığı artırmaya yardımcı olan unutulmaz yorumlayıcı deneyimler sunun.
  • Düşük etkili tesisleri tasarlayın, inşa edin ve işletin.
  • Topluluğunuzdaki Yerli Halkın haklarını ve manevi inançlarını tanıyın ve güçlendirme yaratmak için onlarla ortaklık içinde çalışın.
  • Koruma için doğrudan mali faydalar sağlayın.
  • Hem yerel halk hem de özel sektör için finansal faydalar oluşturun.
  • Ziyaretçilere, ev sahibi ülkelerin politik, çevresel ve sosyal iklimine duyarlılığı artırmaya yardımcı olacak, akılda kalıcı yorumlayıcı deneyimler sunun.
  • Hem ziyaretçiler hem de ev sahipleri için olumlu deneyimler sağlayın.
  • Düşük etkili tesisleri tasarlayın, inşa edin ve işletin.
  • Fauna ve flora üzerindeki fiziksel, sosyal, davranışsal ve psikolojik etkileri en aza indirin.
  • Yerli ve yerel halkların haklarını ve manevi inançlarını tanıyın ve güçlendirme yaratmak için ortaklık içinde çalışın.

Sürdürülebilir Turizm

Sürdürebilirlik kavramı son yıllarda en çok konuşulan ve gündem oluşturan bir kavram haline gelmiştir. Sürme herhangi bir olay veya olgunun kendiliğinden devam etmesi iken, sürdürme eylemi bu devamlılığın başkası tarafından yapılması anlamına gelmektedir. Herhangi bir şey sürdürülebilir ise yapısında süreklilik taşıyor demektir.

Sürdürülebilirlik, belirli bir ekosistemin ya da sürekliliği olan herhangi bir sistemin, kesintisiz, bozulmadan, aşırı kullanımla tüketmeden ve ana kaynaklara aşırı yüklenmeden sürdürülebilmesi yetkinliği olarak bilinmektedir. Sürdürülebilir bir yapı için kaynaklar sürekli olarak değerlendirilmeli, bu değerlendirme çerçevesinde koruma sağlanmalı ve koruma bilinci ön planda tutulmalıdır.

UNWTO tarafından Sürdürülebilir Turizmin kavramsal tanımı şöyledir. Sürdürülebilir turizm geliştirme kılavuzları ve yönetim uygulamaları, kitle turizmi ve çeşitli niş turizm segmentleri de dahil olmak üzere her tür destinasyondaki tüm turizm türleri için geçerlidir. Sürdürülebilirlik ilkeleri, turizmin gelişmesinin çevresel, ekonomik ve sosyo-kültürel yönlerine atıfta bulunur ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini garanti altına almak için bu üç boyut arasında uygun bir denge kurulmalıdır.

Sürdürülebilirlik teriminin kaynağı, genellikle Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun 1987’de yapılan toplantısında hazırlanan “Ortak Geleceğimiz” başlıklı raporuna dayandırılmaktadır. Brundtland Raporu olarak da bilinen raporda sürdürülebilir kalkınma, “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın bugünün kuşaklarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma” olarak tanımlanmıştır (WTO, 1998:20).

Başka bir ifade ile sürdürülebilir kalkınma bugünün gereksinimlerini; gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama kabiliyetinden ödün vermeden karşılayan kalkınmadır. İlk defa bu raporda, görünüşte birbirinden farklı olan ekonomik büyüme ve çevresel koruma kavramları bir arada kullanılmıştır.

Sürdürülebilir turizm; yöredeki insanların ve turistlerin ihtiyaçlarını gelecekteki fırsatları da koruyarak karşılama anlayışıdır. Turizmin sürdürülebilir olmasını ifade eder. Sürdürülebilir turizm kavramı, daha geniş bir kavram olan “sürdürülebilir büyüme”den gelen ve bu büyümeyi turizmin özel bağlamına uygulama anlamına gelen özel bir terimdir.

Çevre kalitesini devam ettirmek, turistik bölgelerin yaşam kalitelerini
yükseltmek, kaliteli ziyaretçi deneyimini gerçekleştirmek, kalkınmada eşitliği teşvik, turizmin ekonomiye ve çevreye katkılarını sağlamak ve geliştirmek gibi amaçlar taşımaktadır (Inskeep, 1991:461). Sürdürülebilir turizm; insanın etkileşimde bulunduğu veya bulunmadığı çevrenin bozulmadan ve değiştirilmeden korunarak, kültürel bütünlüğün, ekolojik süreçlerin, biyolojik çeşitliliğin ve yaşamı sürdüren sistemlerin sürdürüldüğü ve aynı zamanda tüm kaynakların ziyaret edilen bölgedeki insanların ve turistlerin ekonomik, sosyal ve estetik ihtiyaçlarını doyuracak şekilde ve gelecek nesillerin de aynı ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri biçimde yönetildiği bir kalkınma şeklidir. Sürdürülebilir turizm kalkınması, turizm sektöründe yer alan ev sahipleri ile turist kesimlerinin ihtiyaçlarının, bugün var olan kaynakların, gelecekte değerlerinin korunarak uzun süreli ve kesintisiz şekilde karşılanmasıdır.

Sürdürülebilir Turizm | Ekoturizmin Öne Çıktığı Ülkeler
Ekoturizm

Bu nedenle, sürdürülebilir turizm:

 1) Turizmin geliştirilmesinde kilit bir unsur olan çevresel kaynakları en iyi şekilde kullanın, temel ekolojik süreçleri sürdürmek ve doğal miras ile biyolojik çeşitliliği korumaya yardımcı olmak.

2) Ev sahibi toplulukların sosyo-kültürel özgünlüğüne saygı gösterin, yerleşik ve yaşayan kültürel miraslarını ve geleneksel değerlerini koruyun ve kültürler arası anlayış ve hoşgörüye katkıda bulunun.

3) İstikrarlı istihdam ve gelir getirici fırsatlar ve ev sahibi topluluklara sosyal hizmetler dahil olmak üzere, adil bir şekilde dağıtılan tüm paydaşlara sosyo-ekonomik faydalar sağlayan ve yoksulluğun azaltılmasına katkıda bulunan uzun vadeli ekonomik operasyonlar sağlamak.

Sürdürülebilir turizm gelişimi, tüm ilgili paydaşların bilinçli katılımının yanı sıra geniş katılım ve fikir birliği oluşturulmasını sağlamak için güçlü siyasi liderlik gerektirir. Sürdürülebilir turizmi başarmak sürekli bir süreçtir ve etkilerin sürekli izlenmesini, gerektiğinde gerekli önleyici ve / veya düzeltici önlemlerin alınmasını gerektirir.

Sürdürülebilir turizm aynı zamanda yüksek düzeyde turist memnuniyetini korumalı ve turistlere anlamlı bir deneyim sağlamalı, sürdürülebilirlik konularında bilinçlerini artırmalı ve aralarında sürdürülebilir turizm uygulamalarını teşvik etmelidir. (Kaynak: UNWTO)

Ekoturizm Etiği:

Çevreye ve sosyo merkezli değerlere ve ETİK’e sahiptir.

Ekolojik ve sosyal bir vicdan yaratır.

Doğa ile ilgili olarak TÜKETİCİ OLMAYAN turizmdir.

EkoTurizm Nedir? Çevreci ve Sürdürülebilir Tatil Nasıl Yapılır?
ekoturizm

Tüketici olmayan, ekoturizmin tomrukçuluk, madencilik, 4 itlaf, balıkçılık dahil eğlence amaçlı avlanma gibi faaliyetlerle ilişkili olmadığı anlamına gelir. Uluslararası Sürdürülebilir Turizm ve Ekoturizm Belgelendirmesi için bir öneri olan Mohonk Anlaşması (2000), ekoturizmi doğal alan odaklı sürdürülebilir turizm olarak gördü ve bu, sürdürülebilir turizm temeline aşağıdaki kriterleri ekliyor:

Daha fazla takdir ve anlayışa giden doğal yolla ilgili kişisel deneyimlere odaklanın. Doğa, yerel toplum ve kültür hakkında yorum ve çevre bilinci. Doğal alanların ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına olumlu ve aktif katkılar. Yerel toplulukların ekonomik, sosyal ve kültürel faydaları. Uygun olduğu durumlarda topluluk katılımını teşvik etmek.

Doğa Turizmi Ne Demektir?

Doğa turizmi bir yandan son yıllarda turizm sektörünün önemli bir bölümünü oluştururken, diğer yandan da fenomeni tanımlamaya çalışan araştırmacılar için pek çok soruna yol açmıştır. Turizm destinasyonu veya birincil motivasyonu, kategorilendirmesini belirlemeli mi? Teori kadar pratiği de düşünürken gerçekten bir ihtiyaç var mı?

Ekolojik problemlere karşı bireysel önlemlerin değeri ve sorunları
doğa turizmi

Doğa turizmi, dünya turizm endüstrisinin önemli bir parçasıdır ve daha da önemlisi, önem kazanmaktadır. Doğa turizmi sektörünün tüm uluslararası seyahatlerin yaklaşık% 7’sini oluşturduğunu, ancak belirli dünya bölgelerine göre önemli ölçüde farklılık gösterdiğini bildirilmektedir. Küresel doğa turizmi yıllık büyüme oranının% 10-30 olarak tahmin edildiğini belirtmek gerekir.

Bu kadar büyük farklılıkları belirleyen, bu bölgedir ve daha kesin olarak, belirli bir destinasyondaki doğal varlıkların yoğunlaşması (ve turizm imajı). Ve bir örnek olarak, Avustralya’da doğa turizmi sektörü yabancı turistlerin% 62’sini ve yerli turistlerin% 16’sını oluşturmaktadır. Bu grup, kârlılığıyla öne çıkıyor: 2008’de, yabancı ‘doğa turizmi’ turistleri gezi başına ortalama 6009 dolar harcarken, ‘klasik’ turistler ise sadece 3747 dolar harcıyor.

Doğa turizmi, birçok Afrika ülkesinde yabancı turistleri çeken en önemli faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, bu seyahat biçiminin her zaman olumlu bir değişimin yansıması olmadığı belirtilmelidir. Akama’nın (1996) görüşüne göre, klişeleşmiş olarak batılı örgütler tarafından yaratılan Kenya’da doğa turizmi, yerel halkın ihtiyaç ve beklentilerine aykırıdır (s. 572). Bunun nedeni, yalnızca yüzyıllardır bilinen ve tanıtılan seçilmiş doğal varlıklara odaklanmasıdır (büyük ölçüde sömürge dönüşümleri ve sonraki

Yaban Hayatı Turizmi

 Bu tür turizmin yedi ana biçimini tanımladılar (yazarlar bunu fauna turizmi olarak adlandırdı):

  • hayvanın aşan unsur olduğu ve belirli bir turizm ürününün diğer bileşenlerinin marjinal olduğu doğa turizmi;
  • tür çeşitliliği açısından zengin, genellikle hayvanları beslemek amacıyla belirli bir doğal yaşam alanını ziyaret etmek;
  • hayvanların esaret altında yaşadığı insan yapımı siteleri ziyaret etmek;
  • belirli bir türü izlemek;
  • tanımlanmış habitatlarda yürüyüş;
  • insan tarafından düzenlenen tehlikeli, muhteşem hayvan davranışlarını izlemek;
  • hayvanların hem doğal hem de yapay ekosistemlerinde genellikle tüketim için itlaf edildiği avları tanımlar.

Ekoturizmin sürdürülebilirlik ilkeleri

Son yıllarda, sürdürülebilir turizm gelişmesi turizm sektöründe önemli bir yer tutmaktadır. Sürdürülebilir turizm; turizm etkinliğinin, doğal, kültürel, biyolojik, ekolojik tüm yenilebilen ve yenilenemeyen kaynaklara süreklilik sağlayarak planlanmasını ve yürütülmesini ifade eder. Yerel halk ve turist kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılarken, bugün var olan kaynakların gelecekte de değerlerini korumak anlamında sürdürebilirlik önemlidir.

Sürdürülebilir turizm aynı zamanda, biyolojik çeşitliliğe ve kültürel bütünlüğe zarar vermeden, hem yöre halkı, hem de ziyaretçilerin karşılıklı ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili yönetsel bir süreçtir. Sürdürülebilir turizm, asıl olarak çevre ile ilgili bir durumdur; doğa, insan ve turistik hedef üçlüsü şeklinde düşünüldüğünde yönetsel süreç yanı daha da önem taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma ile turizm arasındaki ilişkiler, çevresel değerler üzerinde odaklandığında, turizm değerlerini korumak ve gelecek nesillere taşımak yönetsel süreçte herhangi bir sorun olmadan gerçekleşecektir.

Sürdürebilirlik-çevre- insan ilişkisinde turizm kaynaklarının tanıtımının yapılması, kullanımı, potansiyel müşteriler ve yerel halkla ilişkiler bu süreç içerisinde değerlendirilmelidir. Turizmin uzun dönemli sürdürülebilir ve güvenli olabilmesi, çevresel değerlerin gelecek kuşaklara da hizmet edebilmesi için çevrenin korunmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamak, turizm yatırımcılarının ve işletmecilerinin benimsemesi gereken başlıca görevi olmalıdır.

Bu boş zaman etkinliklerine katılmayı seçen belirli bireyler de ilgi konusuydu. Burada, Lindberg tarafından dört kategoriye ayrılan ilginç bir sınıflandırma önerilmiştir:

Anadolu'nun yaban hayatı tehlikede - Son Dakika Haberleri Milliyet
Yaban Hayatı
  • Çevrenin durumunu iyileştirmek için aktif eğitim ve eyleme odaklanan bilim adamları, araştırmacılar ve turistler genellikle doğa turizminin çekirdeğini oluşturur;
  • Doğal ve yerel kültürel tarihi anlamak için koruma altındaki alanları görmek için özel bir geziye çıkan turistler;
  • Birincil amacı belirli, iyi bilinen bir doğal cazibe hakkında bilgi edinmek olan turistler;
  • Daha geniş bir gezinin parçası olarak doğayı tesadüfen keşfeden sıradan turistler olabilir
  • Her biri, doğal bir ortamda geçirilen zamana, doğa deneyiminin türüne ve varış noktasının kendisinin önemine göre kategorize edilebilir.

Sonuç olarak, yazarlar, doğa turizminin en etkili tanımının – tüm biçimleri, türleri ve türleri kapsayacak şekilde daha geniş anlamıyla anlaşıldığı üzere – şu şekilde olacağını düşünüyor: ‘Herhangi bir şekilde ve hatta en az derecede doğal turizm unsurlarını içeren çevre ‘; ve böylelikle doğa turizminin kentsel bir alanda gerçekleştirilebilmesine olanak sağlar. Dolayısıyla, bu kadar çok yönlü bir şekilde anlaşılan doğa turizmi, katılımcının amacına bağlıdır – dolaylı bir karakterde olsa bile (doğal çevre, sanki harcanabilirmiş gibi sadece arka plandır) – yazarlar bunun doğa olarak etiketlenmesi gerektiğini öne sürüyorlar. temelli turizm; çevre ile doğrudan temas içeren turizm için belirleyici faktör doğa olduğunda ise doğa odaklı turizmi tercih ederler.

Türkiye’de Ekoturizm

Ülkemizin, Akdeniz’deki en önemli turizm alanlarından birisi olduğu açıktır. Yaklaşık 8000 km uzunluğundaki sahilleri, çeşitli uygarlıklardan kalan zengin tarihi ve kültürel mirasın yanı sıra, iklimsel çeşitliliği nedeniyle olağanüstü bir bio-çeşitliliğe sahiptir ve tek başına bütün bir Avrupa kıtası ile
karşılaştırılabilir. Örneğin, tüm Avrupa’da 500 kuş türü bulunmasına karşılık, Türkiye’de 420 civarında kuş türü saptanmıştır.

Bunun yanı sıra, Avrupa’da tespit edilen yaklaşık 12.000 bitki türünden yaklaşık 9.000’i ülkemizdedir. Türkiye, gerek dağları, ormanları, yaylaları, kıyıları, gölleri, akarsuları gibi doğal varlıkları; gerek flora ve faunası ve gerekse mağaraları ve kanyonları gibi ilginç jeolojik oluşumları açısından diğer ülkelerle kıyaslanamayacak düzeyde bir zenginliğe sahiptir ve bu zenginlikler ülkemizi gündemde olan ekoturizm için oldukça ilgi çekici bir ülke konumuna getirmektedir.

Turizme erken açılmış bazı kıyı bölgelerimiz hariç, henüz ülkemizin pek çok bölgesinde doğa bozulmamış ve endemik türler, flora ve fauna konusunda dünyada eşine az rastlanır bir zenginlik vardır (Yürik, Tarihsiz). Buna sosyo-kültürel değerler de eklenince, Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennettir. Bu potansiyeli değerlendirip geliştirmek, hepimizin görevidir.

Türkiye, doğa ve macera turizminde henüz yolun başında 2014 yılında ağırladığı 39,8 milyon ziyaretçi sayısıyla dünya turizminde altıncı sıraya yerleşen Türkiye, doğa turizminde daha işin başında bulunuyor.

Doğudan batıya kuzeyden güneye zengin bir doğaya ve farklı birçok kültüre sahip olan Türkiye, bu potansiyelini açığa çıkarabilmiş değil. Tatil yapma kültürünün yeni yeni oluşmaya başlaması, kitlelerin doğa ve macera turizmini geç keşfetmesine neden olmuştur.

Gezginler İçin Türkiye Haritaları - Fiziki ,Turizm, Karayolları,  Demiryolları, Milli Parklar, Doğal güzellikler, Dağ, Göl , Baraj Haritaları

Ancak turizm trendlerinin doğa ve maceraya dönmesiyle birlikte bu alanın büyüme potansiyeli de çok yüksek görülüyor. 81 ilde 527 doğa turizmi alanı belirlendi, TÜRSAB raporuna göre 2015 yılının başında Orman ve Su İşleri Bakanlığı, doğa turizmini geliştirmek için 81 ilde 527 adet doğa turizm alanı belirledi.

Sahip olunan doğal sit sayısı ise 1273. 420’nin üzerinde kuş türünün yaşadığı Türkiye’de aynı zamanda Avrupa’da tespit edilen yaklaşık 12 bin bitki türünün, 9 bini yetişiyor. Bu zengin altyapısı, Türkiye’nin doğa ve macera turizminde öne çıkması için avantaj sağlıyor.

Peki nereler öne çıkıyor Türkiye’de doğa ve macera turizmini daha çok orta ve üzeri gelir seviyesine sahip iyi eğitim almış kesimler tercih ediyor. Macera turlarında spor ağırlıklı kanyoning, dağ bisikleti, trekking, kano, rafting, yamaç paraşütü gibi sporlar yapılırken, doğa turizmi kapsamında kırsal, agro ve eko turizmi akla geliyor.

Kırsal alandaki turlarda ise yaşam kültürü, yöresel tatlar, hasat ve üretim süreci gibi unsurlar devreye giriyor. Tatilciler yerel kültürü ve doğayı yaşamak ve deneyimlemek istiyorlar.

Doğa ve macera turu güzergahlarında Küre Dağları, Karadeniz Yaylalar, Yenice, Likya Yolu, Çorum Gastronomi Yolu, Kocaeli Doğa Yürüyüş Rotaları, Kayseri, Yenice Ormanları ve İğneada Longoz Ormanları gibi birçok rota ilgi çekiyor.

Diğer yandan sürdürülebilir turizmi savunan ve bir yerel kalkınma modeli sunan Cittaslow hareketi Türkiye’de de yayılıyor. Günümüzde 28 ülkede 182 üyeye yayılan Cittaslow hareketinin amacı Slow Food felsefesini kentsel boyuta taşımak. Doğaya saygı duyan, tarihine, kültürüne, yerel üreticilerine sahip çıkan kentler, Cittaslow ünvanı alabiliyor. Türkiye’de Akkaya, Gökçeada, Halfeti, Seferihisar, Perşembe, Taraklı, Vize, Yalvaç, Yenipazar ve Şavşat cittaslow ünvanı aldı. Bolu’daki Göynük ise Cittaslow adayıdır.

Türkiye’de yamaç paraşütü ve rafting popülerliğini koruyor,  yer üstü olduğu kadar deniz altı da tarihi ve doğal zenginliklere ev sahipliği yapıyor. Dalış yapılabilen yerlerin sayısı her yıl artıyor. Turizm Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 40 bin mağara bulunuyor.

 Fethiye Ölüdeniz Bölgesi’ndeki Baba Dağı başta olmak üzere Denizli-Pamukkale, AnkaraGölbaşı, Bolu-Abant, Eğirdir, Kayseri, Eskişehir-İnönü’de yoğun olarak yamaç paraşütü yapılıyor. Rafting için Artvin, Rize, Muğla, Düzce, Tunceli, Antalya, Denizli ve Kayseri tercih edilirken, Çoruh Nehri’nin 169 kilometrelik parkuru dünyada öne çıkıyor.

Türkiye de sürdürülebilir bir politika izlemiyor Doğa ve macera turizmi konusunda bir stratejisi olmayan Türkiye, bu alanda da yeterli tanıtım yapamıyor. Türkiye’nin rakibi olan Akdeniz çanağındaki ülkelerin hepsi ekolojik turizme yönelik plan ve stratejilerle ilerliyor.

Ağırlıklı iç pazara hitap eden doğa ve macera turizminde yurtdışından daha çok turist alabilmek için tanıtım yapılması gerekiyor. Doğa ve macera turizmi tarifinin içine; yeşil turizm, alternatif turizm, yayla turizmi, eko turizm, aktif turizm, doğa sporları turizmi, macera ve adrenalin sporları turizmi gibi tüm başlıkları toplamak istiyoruz. Kısacası Türkiye’de önemsenmeyen ve önemi anlaşılmamış doğayla ilgili bütün turizm çeşitlerini kastediyoruz.

Doğa ve macera turizmi Türkiye’nin her yerinde yapılabilir. Bu işin özünde doğa, insan, kültür ve deneyim yatıyor. Doğası bozulmamış, insanı göç etmemiş, kültürünü yaşayan her yerde misafire bu deneyim yaşatılabilir.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir, lütfen yazınız. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Ekoturizm Nedir?

Doğa Turizmi  (Ekoturizm) nedir?

Ekoloji serimize devam ediyoruz. Ekoloji ne demektir başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz. Bu yazımızda ekoturizm kavramını, çeşitli kurumlara yapılmış ekoturizm tanımlarını, ekoturizmin gelişme aşamalarını, ekoturizm endüstrisi ve ekoturizm doğa ilişkisini açıklayacağız.

Ekoturizm Nedir? Ekoturizm outdoor aktivitelerinin temel teşkil ettiği turizmdir. Outdoor sektörünün endüstri olma yoluna girdiğini yazılarımızda söylemiştik. Ekoturizm de endüstriye doğru giden yolda outdoor için en büyük kilometre taşlarından birisidir.

Ekolojik Turizm

Ekoturizm; ekolojik turizmin kısaltılmış halidir. Eko-turizm, doğayı bozmayan ve koruyan bir turizm anlayışını ifade etmektedir. Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) tanımına göre ekoturizm, eğlenmeyi, doğayı ve kültürel kaynakları anlayarak korumayı destekleyen, düşük ziyaretçi etkisi olan ve yerel halka sosyo-ekonomik fayda sağlayan, doğal alanlara karşı çevresel açıdan sorumluluk taşıyan seyahat ve ziyarettir.

Uluslararası Ekoturizm Topluluğu TIES (The International Ecotourism Society); ekoturizmi, çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını gözeten, doğal alanlara karşı duyarlı seyahat şeklinde tanımlamıştır. Her iki tanıma da bakıldığında ekoturizm, doğal ve kültürel değerlerin sorumluluk duygusu içinde korunarak turizme açılmasını anlatmaktadır. Ekoturizm kavramı, içinde güçlü bir doğa bağlantısını ve sosyal sorumluluk duygusunu birlikte taşımaktadır. Ekoturizm, doğal çevre ile turizm faaliyetini bağdaştıran, çevrenin olumsuz etkilenmesi konusunda sorumluluk güdüsü ile hareket etme esasına dayalı bir turizm faaliyetidir.

Ekoturizm Nedir? 🌄
Ekoturizm Nedir?

Ekoturizm gezme/tourism ile spor/outdoorun buluştuğu noktadır. Doğa turizmi adından da tahmin edileceği gibi ana tema doğaya, çevreye ve ekolojiye saygı çerçevesinde tarihi, kültürel değerleri tanımak; şehir stresinden uzakta yeşil doğada ziyaretçilerin huzur bulmasını sağlamak amaçlı yapılan gezilerdir.

Uluslararası Ekoturizm Derneği’nin 1991’de yaptığı tanıma göre ekoturizm, doğal alanlara yapılan, çevreyi koruma ve yerel haklın refahını devamlı kılma sorumluluğu taşıyan tatil/seyahattir. Dünya genelinde ortak payda kabul edilen bu tanım çerçevesinde kilit nokta “yerel haklın refahını devamlı kılma sorumluluğu” taşımasıdır.

Çeşitli Ekoturizm Tanımları:

Ekoturizm: Çevreyi koruyan, yerel halkın refahını koruyan, yorumlama ve eğitimi içeren doğal alanlara sorumlu seyahat. (The International Ecotourism Society)

Ekoturizm: Çevreyi koruyan, sosyal ve ekonomik olarak yerel halkın refahını koruyan ve dahil olan herkesin yorumlanması ve eğitimi yoluyla bilgi ve anlayış yaratan doğal alanlara sorumlu seyahat. (Küresel Ekoturizm Ağı)

Eco-Friendly Travel Tips

Eko-turizm: Kırılgan doğal çevreler üzerinde minimum etkiye sahip olan ve doğa temelli deneyimler sağlamaya odaklanan turizm. (Kaynak: ACS Uzaktan Eğitim)

Etik Turizm: Etik konuların temel itici güç olduğu bir destinasyonda turizm, örn. sosyal adaletsizlik, insan hakları, hayvan refahı veya çevre. (Kaynak: Turizm Enstitüsü)

Çevre turizmi: Doğal ortamların anlaşılmasına ve korunmasına vurgu yapılarak doğal ortamlarda gerçekleşen turizm. (Kaynak: ACS Uzaktan Eğitim)

Jeoturizm: Bir yerin coğrafi karakterini – çevresini, mirasını, estetiğini, kültürünü ve sakinlerinin refahını – sürdüren veya geliştiren turizm. (Kaynak: National Geographic)

Doğa Turizmi: Çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını artıran doğal alanlara sorumlu seyahat. (Kaynak: Texas Parks & Wildlife)

Doğa temelli turizm: Vahşi veya doğal ortamlara odaklanan tüm turizm deneyimlerini kapsayan geniş bir terim. (Kaynak: ACS Uzaktan Eğitim)

Doğa temelli turizm, görece bozulmamış doğal ortamların birincil cazibe veya ortamı oluşturduğu tüm turizm türlerini içerir. Tüketici ve maceracı olduğu kadar tüketime yönelik olmayan düşünme faaliyetlerini de içerebilir ve bunlar sırasıyla ekoturizm ve koruma turizmini içerebilir.

Yoksul Yanlısı Turizm: Bir destinasyondaki yoksul insanlar için artan net fayda ile sonuçlanan turizm. (Kaynak: Yoksulluk Yanlısı Turizm)

Sorumlu Turizm: Yerel topluluklara olan faydaları en üst düzeye çıkaran, olumsuz sosyal veya çevresel etkileri en aza indiren ve yerel halkın kırılgan kültürleri ve habitatları veya türleri korumasına yardımcı olan turizm. (Kaynak: Cape Town Şehri. Cape Town Deklarasyonu [2002])

Sürdürülebilir Turizm: Kültürel bütünlüğü, temel ekolojik süreçleri, biyolojik çeşitliliği ve yaşam destek sistemlerini korurken, tüm kaynakların ekonomik, sosyal ve estetik ihtiyaçların karşılanabileceği şekilde yönetilmesine yol açan turizmdir. (Kaynak: Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Bilgi Platformu)

Sürdürülebilir Turizm: Mevcut ve gelecekteki ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini tam olarak hesaba katan, ziyaretçilerin, sanayinin, çevrenin ve ev sahibi toplulukların ihtiyaçlarını ele alan turizm. (Kaynak: UNWTO)

Macera turizmi: Genellikle (ama kesinlikle her zaman değil) vahşi ortamlarda gerçekleşen turizm. Genellikle, doğal çevre, macera aktiviteleri için bir mekan veya zemindir ve odak, çevreden çok faaliyetler üzerindedir.

Ekoturizmin Gelişimi

Başlangıçları 18. yüzyıla kadar uzanan doğa turizmi kavramı, her zamankinden daha uygarlaşan kentsel ve sanayileşmiş dünyaya karşıt olarak Romantizmin temel doğasına duyulan hayranlık, Polonya ve yabancı edebiyatta sorunlar ve tartışmalar üretti. Doğa turizmi terimi genellikle yeşil, alternatif, yumuşak, sürdürülebilir, sorumlu veya ekoturizm ile birbirinin yerine kullanılır.

Ekoturizm Nedir ? - Gezginler Kulübü
Ekoturizm

Ek olarak, doğal çevre ile doğrudan ilişkili turizm biçimleri vardır. Bununla birlikte, adlandırmaları belirli bir ekosisteme atıfta bulunur, örneğin orman turizmi, göl turizmi, kutup turizmi vb. Veya kano, macera, kuş gözlemciliği veya hayatta kalma turizmi gibi diğerleri, doğanın kalbinde, ancak terminolojik olarak aktivite türleriyle ilişkilendirilir.

Çoğu araştırmacı, doğa turistinin memnuniyet kaynağının ağırlıklı olarak doğal çevre ile temas halinde olmaktan kaynaklanması koşuluyla, doğa turizminin aslında doğal ortamda gerçekleşen her türlü turizm olduğu konusunda hemfikirdir.

Ekoturizm, doğal ortamda uygulanabilen ancak zorunlu olmayan, ancak yine de ağırlıklı olarak doğal temalarla ilgili olan bir doğa turizmi türüdür. Turistin birincil faaliyeti, çevreyi geniş anlamda (aynı zamanda kültürel yönleriyle) verilen konumla ilişkili olarak ve onun korunması ve bakımı ile tanımaktır. Bu nedenle yazarlara göre ekoturizm, doğa temelli bir turizm biçimi olarak kabul edilebilir.

Ekoturizm, doğal çevreyi ona zarar vermeden veya habitatlarını bozmadan yaşamak isteyen turistlere hitap ediyor. Standart ticari kitle turizmine düşük etkili ve genellikle küçük ölçekli bir alternatif olması amaçlanan kırılgan, bozulmamış ve nispeten bozulmamış doğal alanları ziyaret etmeyi içeren bir turizm şeklidir.

Doğal alanlara sorumlu seyahat etmek, çevreyi korumak ve yerel halkın refahını artırmak demektir. Amacı, yolcuyu eğitmek, ekolojik koruma için fon sağlamak, yerel toplulukların ekonomik kalkınmasına ve siyasi güçlenmesine doğrudan fayda sağlamak veya farklı kültürlere ve insan haklarına saygıyı teşvik etmek olabilir.

1980’lerden beri, ekoturizm çevreciler tarafından kritik bir çaba olarak kabul edildi, böylece gelecek nesiller insan müdahalesi ile nispeten dokunulmamış yerler deneyimleyebilir.  Bazı üniversite programları bu tanımı ekoturizmin çalışma tanımı olarak kullanır.

Genel olarak, ekoturizm, doğal ortamların biyotik bileşenleri ile etkileşimle ilgilenir. Ekoturizm, sosyal açıdan sorumlu seyahat, kişisel gelişim ve çevresel sürdürülebilirliğe odaklanır. Ekoturizm tipik olarak flora, fauna ve kültürel mirasın başlıca ilgi çekici yerler olduğu yerlere seyahat etmeyi içerir.

Ekoturizm, turistlere insanların çevre üzerindeki etkisine dair bir fikir vermeyi ve doğal yaşam alanlarımızın daha fazla takdir edilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Ekoturizm Nedir? » Bilgiustam
Ekoturizm

Sorumlu ekoturizm programları, geleneksel turizmin çevre üzerindeki olumsuz yönlerini en aza indiren ve yerel halkın kültürel bütünlüğünü geliştiren programları içerir. Bu nedenle, çevresel ve kültürel faktörleri değerlendirmeye ek olarak, ekoturizmin ayrılmaz bir parçası, geri dönüşümün, enerji verimliliğinin, su tasarrufunun teşvik edilmesi ve yerel topluluklar için ekonomik fırsatların yaratılmasıdır. Bu nedenlerden dolayı, ekoturizm genellikle çevresel ve sosyal sorumluluk savunucularına başvurur.

Birçoğu “ekoturizm” terimini, “sürdürülebilir turizm” gibi bir tezat olarak görüyor. Çoğu turizm türü gibi, ekoturizm genellikle küresel iklim değişikliğine katkıda bulunan hava taşımacılığına dayanır.

Ekoturizm Bölümleri

Genel olarak doğa ve macera turu veya tatili denildiğinde doğa içinde yapılabilecek tüm aktiviteler akla geliyor. Bunlar içinde treeking, atlı safari, motor safari, dalış, dağ bisikletli turlar, rafting ve yat turları gibi doğayla iç içe uygulamalar yer alıyor.

 Günümüzde insanların doğal, ekolojik ve organik ürünlere ilgisi arttı. Şehir hayatından sıkılanlar daha sakin yerlerde yaşamak istiyorlar.

Ekoturizm yapılacak bölgede yerel halkın fayda görmesi gereklidir. gerek ekonomik gerekse diğer unsurlarla birlikte ortaya konulması gereken bir refah artışı olmalıdır. bir başka deyişle ekoturizm odağında yerel haklın kalkınması esastır. Örneğin günübirlik yapılan bir doğa yürüyüşü aktivitesi eğer bölge halkına hiçbir katkıda bulunulmadan, sadece ziyaret etme maksatlı yapılıyorsa burada ekoturizm değil “doğa tabanlı bir turizm” aktivitesi söz konusudur.

Ekoturizmin Endüstrisi

Dünyada tatil anlayışının değişmeye başlaması, doğayla içi içe ekolojik tatil bilincinin gelişmesiyle birlikte doğa ve macera turizmi de büyümeye başlamıştır. Tatillerini doğa sporları yaparak veya yerel kültürleri tanıyarak geçirmek isteyenlerin tercih ettiği doğa ve macera turizmi hızla gelişmektedir.

İşte pandemide nefes aldıracak 19 ekoturizm rotası - Turizm Günlüğü
Ekoloji

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü‘nün (UNWTO) verilerine göre dünyada 1,2 trilyon dolarlık turizm harcamaları pastasının içinde doğa turizminin payı 400 milyar dolar. Bu 400 milyar doların 263 milyarı ise macera düşkünlerinin yaptığı harcamalardan oluşuyor.

Özünde doğa, spor, insan, outdoor, kültür ve yerel kültürlerin deneyimlenmesi gibi unsurları içeren doğa ve macera turizmi, geniş bir yelpazeye sahiptir.

Macera Turizmi ve Ticaret Birliği’nin (ATTA) tanımlanasına göre, fiziksel aktivite, doğal çevre ve kültürel gezi unsurlarını barındıran doğa ve macera turizmi; başta doğayı, biyolojik ve ekolojik çeşitliliği, yerel kültürü ve geleneksel özgünlüğü korumayı ve gelir farklılıklarını aza indirgemeyi amaçlıyor.

Bu turizm alanına; yeşil turizm, alternatif turizm, yayla turizmi, eko turizm, aktif turizm, doğa sporları turizmi, macera ve adrenalin sporları turizmi giriyor. Kısaca outdoora dair her şey doğa turizminin konusu olmaktadır.

Ekoturizm Doğa İlişkisi

Ekoturizm cazibe merkezi olarak kullanılan doğal alanların bakımını şu şekilde destekler:

Doğal alanları koruma amacıyla yöneten ev sahibi topluluklar, kuruluşlar ve yetkililer için ekonomik faydalar yaratmak;

Yerel topluluklar için alternatif istihdam ve gelir fırsatları sağlamak;

Hem yerli halk hem de turistler arasında doğal ve kültürel varlıkların korunmasına yönelik farkındalığın artırılması.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir, lütfen yazınız. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası

Ekoloji Ne Demektir?

Ekoloji Nedir?

Ekoloji, çevre bilimi ya da doğa bilimi anlamlarına gelmektedir. Terim olarak ise ekoloji, doğada yaşayan canlıların birbirleriyle ve yaşanılan çevre ile ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Binlerce farklı canlı türünün birbirleri ve çevreleriyle kurdukları ilişkilerden dolayı ekoloji birçok bilim ile birlikte çalışmaktadır.

What is Ecology? - Types, Importance And Examples Of Ecology

Sitemizi kurarken amaçlarımız arasında birinci olarak doğanın korunmasını saymıştık. Doğanın korunması için önce onu tanımalıyız. Bunun için de ekoloji nedir sorusunun cevabını öğrenmeliyiz.

Ekosistemse canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiyotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluşturur. Ekosistem, dünyada canlı yaşamı var olduğundan beri bozulmadan günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Ekosistemde yer alan her canlının kendine düşen bir görevi olmakla birlikte bu görevi yerine getirmektedir. Dünyada canlı yaşamının devam edebilmesi açısından ekosistemdeki canlılara düşen görevlerin yerine getirilmesi son derece önemlidir.

 Ekolojinin anatomi, bitki beslenmesi, botanik, fizik, fizyoloji, coğrafya,  klimatoloji,  kimya,  jeoloji, jeomorfoloji, meteoroloji, morfoloji, patoloji, pedoloji ve zooloji gibi bilim dalları ile yakın ilgisi vardır.

Ekolojinin temel aldığı ilkeler şunlardır.

Doğanın Bütünlüğü: 

Biyotik ve abiyotik türlerin tamamı doğa ile bir bütün oluşturmaktadır. Tüm varlıklar yaşamsal faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve varlıklarını devam ettirebilmek adına birbirleri ile bağımlıdır. Bu bağımlılık direkt veya dolaylı, düşük veya yüksek olabilmektedir. Bu durumda doğada gerçekleştirilen her durumun belirli bir yer ve zamanda sonuçları alınacaktır. Doğada her ilişki belirli bir denge içerisinde yürümektedir.

7 Things You Can Do Right Now To Help Our Ecology
ekoloji

Doğanın Sınırlılığı: 

Artan nüfusun aşırı tüketimleri, savurganlıkları nedeniyle farkında olmadan veya farkında olarak ekolojik sistemlere verdiği zarar geri dönülmez bir hal almaktadır. Doğada hiçbir madde sonsuz miktarda değildir ve her şeyin sınırı bulunmaktadır.

Doğanın Özdenetimi: 

Kendi kendini denetleme mekanizmasına sahip olan doğa belirli bir ortamda bulunan türlerin belirli bir büyüklüğe sahip olmasını sağlamakta ve sınırlandırmaktadır. Bu özellik özdenetim olarak adlandırılmaktadır.

Doğanın Çeşitliliği: 

Yeryüzünde biyotik ve abiyotik çeşitliliğin 30 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu doğal zenginliğin içerisinde her bir tür kendine özgü ekolojik nişe sahiptir. Görev ve işlevleri nedeniyle birbirleri ile olan ilişkileri doğanın sürekliliğini sağlamaktadır. Birçok tür barındırdığı genetik özellikler nedeni ile hastalığa dayanıklılık vb. etkiler göstermekte ve diğer canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürmelerine yardımcı olmaktadır.

Free Vector | Ecology infographic with photo
Ekoloji İnografisi

Maddenin Korunumu: 

Termodinamiğin 1. yasasında yer almaktadır. Kapalı sistemlerde hiçbir madde var iken yok edilememekte, yok iken var edilememektedir. Gerçekleşen çevrimler sonucu aynı/benzer/farklı halde veya farklı ortamlarda yeniden meydana gelmektedir.

Her başarının bir bedeli vardır: 

Termodinamiğin 2. yasasında yer almaktadır. Farklı bir biçime dönüştürülen enerjinin ancak belirli bir kısmından yararlanılmaktadır. Kullanılan her kaynak ile elde edilen yarar veya başarı karşılığında bir bedel ödenmektedir. Petrolün yakıt olarak kullanılması sonucu motorlu taşıtlar ile ulaşım sağlanmakta ve kolaylaşmaktadır. Ancak açığa çıkan zararlı gazlar hava kirliliğine ve sonuçlarına neden olmaktadır.

Doğada Etkiye Tepki: 

Doğada bulunan hiçbir varlık ekolojik dengenin bozulmasına yol açacak müdahaleler gerçekleştirmemektedir. Ancak insan doğaya yönelik negatif girişimlerde bulunmakta, kısa/uzun vadede etkilere neden olmakta, karşılığında ise doğadan küçük/büyük tepki almaktadır. Orman katliamları sonucu sel, heyelan, erozyon kaçınılmaz olmakta, zararlı gaz ve atıklar küresel ısınmaya neden olmaktadır.

En Uygun Çözüm Doğada: 

Geleceğe bırakacağımız daha güzel bir dünya için doğayı koruyalım!  #DarıcaParkAVM | Doğa

Değişim kuralı yeryüzünde milyonlarca yıllık süreçte, sayısız uyarlama ve mevcut koşullara adapte olan varlıkları ifade etmektedir. Doğa kendine özgü mekanizması içerisinde sahip olduğu sistematik ilkeler nedeni ile ortaya çıkan problemleri çözebilmektedir. Ancak taşıma kapasitesi aşıldığı taktirde çözüm süreleri uzamakta veya meydana gelen zararların geri dönüşü imkansız hale gelmektedir.

Kültürel Evrim ve Geleneksek Ekolojiye Saygı: 

Biyolojik evrim yolu haricinde nesillerin kendi deneyim birikimleri sonucu oluşan ekolojik uyumlar da mevcuttur. Bu birikim kültürel evrim sonucu oluşmaktadır.

Doğa ile Birlikte Gitmek: 

Beşeri ve yaşamsal faaliyetleri doğa sistematiğine uygun gerçekleştirilmelidir. Aksi taktirde ekolojik problemler giderek artış gösterecektir.

Ekolojik Bir Dünyanın Önemi

Ekolojik dengeye önem verilmemesi engellenemez doğal felaketlere neden olur. Sonuç olarak açlık ve su savaşları gibi pek çok olumsuz yaşam senaryoları ortaya çıkabilir. Bu felaket senaryolarının yaşanmaması için doğayı koruyucu teknolojiler üretme çabasında olan insanoğlu son yıllarda özellikle yenilenebilir enerji kaynakları gibi doğa dostu faaliyetlere yönelmektedir.  

Towards an Integral Ecology
Ekoloji

Okyanuslarda Bulunan Suların Seviyesi: Yenilenemeyen enerji kaynaklarının önemli bir etken olduğu küresel ısınma nedeni ile kutuplardaki buzulların erimesi sonucunda okyanus sularının seviyesi artmaktadır.

İklimlerde Yaşanabilecek Değişiklikler: Küresel ısınmanın temel nedeni olan sera gazlarının salınması tüm insanlığı olumsuz yönde etkileyecek olan iklim değişikliklerine yol açacaktır.

Su Savaşları: Dünyanın dörtte üçü suyla kaplı olmasına rağmen içilebilir su kaynakları oldukça azdır. Bu kaynakları kirletilmesi ve hiç bitmeyecekmiş gibi kullanılmasının doğuracağı en önemli sonuçlardan biri yakın gelecekte temiz su kaynağı sıkıntısının savaşlara yol açabileceği ön görüsüdür.

Ekolojik Dengeleri Bozan Başlıca Faktörler

Ekolojinin önemi konusunda olumsuz etkilere neden olabilen çok sayıda etken bulunmaktadır. Ancak bazı etkenler önem sıraları itibari ile öne çıkmaktadırlar. Bunlar;

  • Su kaynaklarının kullanılmasında yeterli özenin gösterilmemesi ve kaynakların kirletilmesi
  • Plansız olarak gerçekleştirilen çarpık yapılaşma sorunu
  • Ormanlık alanların yapılaştırılması ve ormanların katledilmesi

Ekolojiyi Korumak Adına Neler Yapabiliriz?

Bireysel ölçekte ele alındığı zaman insanların doğayı koruyucu yapabilecekleri sınırlı olabilir ama kitlesel düzeyde büyük farklara neden olabilecek önlemler alınabilir. Bu önlemlerden bazıları şunlardır;

  • Atıkların birçoğu geri dönüşümden geçerek tekrar kullanılabilmektedir. Bunun için atıkların cam, plastik, metal ve pil atıkları şeklinde ayrıştırılması gereklidir. Atılmadan önce ayrıştırılan atıklardan tekrar yararlanılabilmekte ve olumsuz etkilere neden olma oranları oldukça düşürülebilmektedir. Atıkların bertarafı önemsenmelidir.
Data science for a better world | BBVA
Doğayı Korumak İçin Neler Yapılmalıdır?
  • Sanayi alanında atmosfere salınan gazların kontrol edilebilmesi önemlidir. Çünkü kontrolsüz olarak salınan gazlar hem hava kirliliği oluşturmakta hem de bazı çevre felaketlerine uygun ortam hazırlayabilmektedir.
  • Yapılaşmada plansızlık en önemli etkilerden biridir. Çünkü çarpık yapılaşma beraberinde birçok çevresel olumsuzluk getirmektedir. Temiz su kaynaklarının kirletilmesi bu olumsuz etkilerden biridir.
  • Yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma oranı en üst düzeye çıkarılması gereklidir. Yenilenemeyen enerji kaynakları doğal kaynakların boşa kullanılması anlamına gelir. Bir yandan enerji elde ederken diğer yandan yaşanacak kirliliği gidermeye çalışmak ve bunun için enerji harcanması söz konusudur.
  • Ekolojinin önemi konusunda değinilmesi gerekli en önemli konulardan biri ormanlık alanların yeterince korunmamasıdır. Ormanlar dünyanın akciğeri olarak nitelenebilir. Ormanlar hem kirli havayı filtrelemekte hem de oksijen üreterek çok önemli bir görevi yerine getirmektedirler.

Ekoloji Terimleri Nelerdir?

Abiyotik: Cansız.

Açık Sistem: Sistem ve çevre arası, madde ve enerji alışverişinin mümkün olduğu sistemler.

Adaptasyon: Uyum sağlama.

Adyabatik: Isıl veya kütlesel kararlılık hali.

Antropojen: İnsan kaynaklı.

Asit Yağmuru: Atmosferde biriken azot oksit, kükürt vb. zararlı gazların, su buharı ile etkileşimi sonucu yeryüzünde negatif etki yaratan yağmur.

Atık: Çeşitli faaliyetler sonucunda doğaya bırakılan zararlı maddeler.

Baca Gazları: Yanma faaliyetlerinin ardından atmosfere salınan ve biriken / yayılan zararlı gazlardır.

Başkalaşma: Metamorfoz, evreli gelişme.

Besin Ağı: Ekosistemlerde yer alan biyotik türlerin beslenme aktivitelerini oluşturan karmaşık bir doku, beslenme ilişkisi.

Biyocoğrafya: Canlıların yeryüzündeki dağılımları ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır.

Biyoçeşitlilik: Ekosistemde yer alan biyolojik zenginlik, genetik ve taksonomik çeşitlilik.

İnsanın gezegene son 40 yıllık faturası: Biyolojik çeşitlilik yarı yarıya  azaldı
Biyoçeşitlilik

Biyosfer: Canlıların yaşadığı ortam, yeryüzü, Ekosfer.

Biyolojik Birikim: Besin zincirinde yer alan canlıların toplanması, dokularda birikerek zarar verecek kapasiteye ulaşması.

Biyom: Klimatik koşul ve belirgin arazi özelliklerine sahip coğrafyalarda yaşayan benzer hayvan ve bitki toplumlarına verilen isim.

Biyosistem: Biyotik ve abiyotik türlerden oluşan topluluk.

Biyosit: Biyolojik birikime neden olan kirleticiler.

Biyotik: Canlı.

ÇED Raporu: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu. Kaynakların ve kirliliklerin projelendirme aşamasında ekolojik nitelikleri negatif etkilemeyecek şekilde korunmasını sağlamak, kontrol altına almak vb. amaç ile uzman kişilerce hazırlanan ve ilgili mercilerin tetkik ve onayını alan ortak bir rapor.

Çevre: Biyotik ve abiyotik faktörlerin, insan faaliyetleri sonucu direkt / indirekt etkilendiği, fiziksel, kimyasal ve biyolojik kuvvetleri içeren sosyal faktörlerin tümü.

Çevre Faktörleri: Çevreyi oluşturan varlık, olay ve enerjiler bütünüdür. Klimatik, topografik, edafik, biyolojik faktörler vb.

Çevre Kirlenmesi: Hava, kara ve suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin insan ve insanın arzu ettiği canlı türlerin yaşamına, endüstriyel olaylara ve kültürel değerlere zararlı etkide bulunacak şekilde, arzu edilmeyen yönde değişimi.

Çevre Kirliliği: Antropojen etkiler sonucunda ekolojik dengenin bozulması ve ortaya koku, görüntü, ses vb. durumların neden olduğu istenmeyen sonuç.

Çevre Korunması: Ekolojik dengenin korunması adına yapılan iyileştirme veya önleme çalışmalarının tümü.

Çevresel Direnç: Popülasyonda büyüme ve gelişmeyi engelleyen faktörlerin tümüdür.

22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü - www.enerjiekonomisi.com
Biyoçeşitlilik günü

Çevrim: Sürekliliği ve düzeni bulunan değişim.

Doğal Döngü: Ekosistem içi veya ekosistemler arasında doğal olarak meydana gelen süreç.

Doğal Kaynak: Fiziksel ortamdan sağlanan kaynaklar bütünü.

Dünya Çevre Günü: 1972 yılında Stockholm’de Birleşmiş Milletler tarafından alınan karar sonucu haziran ayının 5. Günü’nde olarak kutlanmaktadır.

Eko Kalkınma: Yerel ve bölgesel kalkınmanın, ekolojik dengeye adaptasyon sağlayarak, doğal kaynakların akılcı bir şekilde kullanımını esas alan sağlıklı bir kalkınma modeli.

Ekoloji: Abiyotik ve biyotik türlerin tamamını kapsayan bilim dalı.

Ekolojik Denge: Ekosistemleri, varlıkları ve gelişmeleri sürdürülebilir kılan gerekli koşulların sağlanması.

Ekolojik Döngüler: Kullanılan kaynakların yeniden kullanılabilir hale getirilmesi ve bu durumun sürekliliği.

Ekolojik Etki: Ekosistemlerde gelişen değişikliklerin ve ekosistemde yer alan biyotik ve abiyotik faktörlerin neden olduğu etki.

Ekolojik Niş: Biyotik bir türün, habitat adaptasyonu, fizyolojik tepki, kalıtsal / öğrenilen davranışları nedeniyle oluşan topluluk veya ekosistemdeki yeri.

Ekosistem: Doğada yaşamsal faaliyetlerini sürdüren canlı ve cansız varlıkların sistematik ilişki ve etkileşimlerini oluşturdukları ortam.

Ekotoksikoloji: Birçok faktörün ekosisteme ve sağlığa zarar veren etkilerini zamana bağlı olarak inceleyen bilim dalı.

Ekoton: Belirli bir popülasyona ait yaşam alanının sınır bölgeleri.

Endemik Bitkiler: Rastlanma oranı düşük ve korunması mutlak olan bitki türleri.

Enerji Tasarrufu: Enerji kaybının azaltılması, önlenmesi.

Estivasyon: Hayvan veya bitki türlerinin kurak mevsimleri istirahatle geçirmeleri, yaz uykusu.

Evolüsyon: Evrim, canlıların jeolojik zaman kavramına yayılı gelişim periyodu.

Fauna: Hayvanlar alemi.

Fauna ve Flora nedir? - Tek Başına da Olur
Fauna

Flora: Bitkiler alemi.

Fosil Yakıtlar: Orijini organik maddeler olan, turba, linyit, taş kömürü, antrasit, petrol gibi, günümüzden milyonlarca yıl önce çeşitli jeolojik fenomenler ve aşamalar sonucu oluşan tükenebilir enerji kaynakları.

Geri Kazanım: Kullanımlarının veya tüketilmelerinin ardından toplanarak fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemlerden geçirilen ve tekrar kullanılır hale getirilen maddeler.

Habitat: Canlıların ikametgahı.

Kapalı Sistem: Sistem ile çevre arasında madde ve enerji etkileşiminin olmaması, stabil hali.

Pestisitler: Böcek, mantar öldürücü vb. etkileri olan, aşırı ve bilinçsiz kullanımları sonucu ekolojik dengenin bozulmasına ve kirliliğe neden olan kimyasal maddeler.

Popülasyon: Belirli bir alanda yaşayan aynı türe ait bireyler topluluğu.

Progresif: Mutasyon vb. değişikliklerle oluşan.

Sembiyoz: Mutualizm.

Sera Gazları: H2O, CH4, NO2, CFC vb. sera etkisini oluşturan gazlar.

Tür: Kendi aralarında doğrudan veya potansiyel olarak çiftleşip neslini devam ettiren doğal popülasyonlardır.

UNCED: Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı.

UNEP: Birleşmiş Milletler Çevre Programı.

UNESCO: Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.

Yenilenebilir / Tüketilemeyen Kaynaklar: Güneş, su, rüzgar enerjisi gibi oldukça uzun zaman dilimi içerisinde tükenmesi imkansız doğal kaynaklar.

Ekolojik Kavramlar

  • ÇEVRE: Canlıların yaşam alanı, yaşama ortamıdır. Abiyotik ve biyotik faktörlerden meydana gelmektedir. Tüm canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürdükleri ve karşılıklı etkileşim içine girdikleri fiziki, kültürel, sosyal, ekonomik, biyolojik, fiziki alandır. Yeryüzünde canlı oluşunda itibaren mevcut olan çevre organizmaların var olduğu şartlardır. Yaşamsal faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilir olması ancak sağlıklı bir çevre ile mümkün olmaktadır.
  • EKOLOJİ: Ekosistemlerde bulunan biyotik türlerin tüm abiyotikler ve birbirleri ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.
  • TÜR: Canlı sistematiğinde cinsin taksonomik alt birimidir. Meydana geldiği bireyler birbirleri ile melezlenerek fertil döl vermektedir. Morfolojik, biyolojik ve fizyolojik özellikleri benzerdir.
  • POPÜLASYON: Belirli yaşam alanı sınırlarında yaşayan, aynı türe ait organizmalardan oluşan ve karşılıklı ilişkilerde bulunan biyotik topluluğudur (ormandaki çam popülasyonu, arı popülasyonu, Karadeniz’deki hamsi popülasyonu).
Ekosistem Nedir? Ekosistemin Bileşenleri Nelerdir?
Ekosistem
  • KOMÜNİTE: Belirli bir yaşam alanını işgal eden çeşitli popülasyonlardan oluşan topluluktur (Manyas kuş, böcek, kelebekleri). Abiyotik faktörler ile birbirine yetebilen ve uyum içerisinde yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilen birlikteliklerdir.
  • EKOSİSTEM: Komünite ve abiyotik çevre birlikteliğinden meydana gelmektedir. Doğal ve yapay olmak üzere iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Doğal ekosistemler insan etkisi ile oluşmamakta, doğanın mekanizması sonucu kendiliğinden meydana gelmektedir. Yapay ekosistemler ise insan tarafından oluşturulmakta ve kontrol edilmektedir.
  • BİYOSFER: Dünya üzerinde yaşayan tüm varlıkların yaşama koşullarına uygunluk gösteren ortamların tümüdür. Yeryüzünde ince bir katmandır. 16-20 km kalınlığa sahiptir. Enlem dereceleri uzun mesafelerde belirgin iklim değişikliklerine neden olurken ekvatordan uzaklaşıldıkça iklim hareketleri canlanmaktadır.
  • HABİTAT: Biyotik türlerin yaşamsal faaliyetlerine uygunluk gösteren alandır. İkametgah yeri, yaşama yeri, yetişme yeri olarak tanımlanmaktadır (Ankara Keçisi vb.) Bir popülasyonun doğal biçimde beslenme, barınma ve üreme faaliyetlerini gerçekleştirerek neslinin devamlılığını sağladığı ortamdır. Popülasyonda yer alan bireylerin biyosfer tabakasındaki genetik vb. özelliklerine uygun hayatta kalma ortamlarıdır.
  • NİŞ: Biyotik varlıkların görev ve işlevleridir. Beslenme, barınma ve üreme vb. yaşamsal faaliyetlerin tamamının gerçekleştirilmesi ve sürdürülebilir olması için gereken tüm davranış ve işleyiş şekilleridir. Organizmaların yaşadıkları ortamda vazifeli oldukları roldür. Habitata ait popülasyondaki bireylerin kendisi ve çevresini etkileyebilen yaşama biçimidir.
  • BİYOTOP: Komünite yerleşme ve yaşam alanıdır. Yaşamsal faaliyetlerin gerçekleştirilmesin elverişli çevre şartlarına sahip coğrafik bölgelerdir.
  • FLORA: Belirli bir alanda yaşamsal faaliyet gösteren bitki topluluklarıdır. Adaptif sürecini tamamlayan ve hayatta kama eylemini sürdürebilen topluluklardır. Mantar ve bakteri türlerini de kapsamaktadır. Bitey olarak da adlandırılmaktadır.
  • FAUNA: Belirli bir alanda yaşamsal faaliyet gösteren hayvan topluluklarıdır. Adaptif sürecini tamamlayan ve hayatta kama eylemini sürdürebilen topluluklardır. Direy olarak da adlandırılmaktadır.
  • BASKIN TÜR: Yaşama birliğindeki en belirgin türdür. Komünitede faaliyet ve sayıca üstünlüğü bulunan türlerdir. Sucul ekosistemlerde baskın türlere sık rastlanmamaktadır. Ancak karasal ekosistemlerde bitkiler baskın türdür.
  • SÜKSESYON(ARDILLIK): Abiyotik ve biyotik faktörlerin etkisi ile baskın türün yerini bir başka türün alarak baskın tür mevkiine yükselmesidir. Mevcut ekosistem bozularak yok olmakta ve yeni bir ekosistem oluşmaktadır. Çevresel faktörlerin etkisiyle, baskın türün yerini başka bir baskın türün almasıdır. Sınırları belirli bir yaşam alanında türlerin birbirlerini izleyerek meydana gelmeleridir.
  • EKOTON: Farklı ekosistemlerin kesişim alanıdır. Komşu biyomlar arasında yer alan geçiş bölgesidir. Çeşitli bölgelerin özelliklerine sahip olduklarından biyoçeşitlilik oldukça yüksektir.
  • MİKROKLİMA: Ekosistemde yağış, ışık, nem, rüzgar, sıcaklık vb. faktörlerin etkisi nedeni ile ortaya çıkan çeşitli iklim özellikleridir. Büyük ortamdaki iklimsel özelliklerin küçük özel bir alanda farklılaşmasıdır. Orman üst bölgeleri ile zemini arasında meydana gelen küçük iklim farklılıkları örnek olarak verilmektedir.
  • BİREY EKOLOJİSİ: Bir türe ait olan bireylerin ortam ile etkileşimlerini inceleyen ekoloji bölümüdür.
  • AV-AVCI İLİŞKİSİ: Popülasyonlarda zaman içerisinde gerçekleşen dalgalanmanın nedenlerindendir. Predator (avcı) sayısı ile av sayısı ters orantılı değişim göstermektedir.

https://www.ekoloji.com/ adresinden alınan yukarıdaki bilgiler ışında ekolojinin kısaca doğaya saygılı olmak anlamına gelebileceği söylenebilir.

Her türlü görüş, düşünce, öneri, istek ve geri dönüşleriniz bizim için değerlidir, lütfen yazınız. http://www.turkeyoutdoor.org

Türkiye’nin Outdoor Sayfası